Bin Yıllık Mirasın İzinde: Anadolu’nun Su Hikâyesi 2 Mayıs’t...
Bin Yıllık Mirasın İzinde: Ana...
23:25Kültürel Miras ve Ekoloji: Toprak, Gelenek ve Yaşamın Bütünl...
Kültürel Miras ve Ekoloji: Top...
23:20Doğanın Sessiz Kaybı: Yangınlar Yaban Hayatını Nasıl Vuruyor...
Doğanın Sessiz Kaybı: Yangınla...
23:15Tuzlu Su, Aşırı Sulama ve Sararma: Tarımda Kritik Sulama Sor...
Tuzlu Su, Aşırı Sulama ve Sara...
Küresel ısınmanın etkisiyle sel felaketleri dünya genelinde artıyor. Her yıl milyonlarca insan yerinden ediliyor, binlerce kişi hayatını kaybediyor. Peki bu felaketlere karşı nasıl uyum sağlayabiliriz?
Gözde Özkan
EDİTÖR
Giriş: 08.07.2025 - 16:59
Güncelleme: 08.07.2025 - 16:59
İklim değişikliği, yeryüzündeki hava ve su döngülerini altüst ediyor. Daha sıcak hava, daha fazla nem tutuyor ve bu da aşırı yağışları artırıyor. Sertleşen, su geçirmez hale gelen toprak ise bu suyu ememiyor. Sonuç: taşan nehirler, çöküntü alanlarında biriken sular ve ani su baskınları.
2024 yılında 19 milyondan fazla insan sel nedeniyle evini terk etti.
Her 1°C sıcaklık artışı, havanın %7 daha fazla nem taşımasına neden oluyor.
Seller doğrudan ölümlerden çok, dolaylı etkileriyle (hastalıklar, kıtlık, göç) daha ölümcül olabiliyor.
Türkiye’de özellikle Karadeniz, Marmara ve Akdeniz kıyıları; ayrıca büyükşehirlerdeki plansız yapılaşmış vadiler yüksek risk altında. Son yıllarda:
Batı Karadeniz (Bartın, Kastamonu, Sinop): 2021 ve 2022’de büyük sel felaketleri yaşandı.
İstanbul: Kıyı bölgelerde taşkınlar artıyor; altyapı yetersizliği büyük risk oluşturuyor.
Antalya ve Mersin: Yoğun yağış sonrası oluşan su baskınları sık görülüyor.
Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde: Asfaltlaşmış zeminler yağmur sularının toprakla buluşmasını engelliyor.
Kıyı bölgeleri deniz seviyesinin yükselmesiyle ek risk altına giriyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'ne göre, eskiden 100 yılda bir görülen yüksek gelgit olayları, 2100 yılına kadar her yıl görülecek.
Türkiye’de etkilenecek kıyı bölgeleri:
İstanbul’un bazı sahil kesimleri
İzmir’in kıyı ilçeleri
Mersin, Samsun ve Trabzon’un deniz kenarları
Doğu Karadeniz kıyıları, özellikle yağışın fazla olduğu dönemlerde
En etkili önlemlerden biri. Türkiye’de AFAD, Meteoroloji ve yerel yönetimler tarafından geliştirilen erken uyarı sistemleri sayesinde bazı can kayıpları önlenebiliyor.
Şehirlerde daha fazla yeşil alan, park, yağmur bahçesi ve geçirgen zemin kullanımı suyu toprağa emdirerek taşkını azaltır.
Setler, dalgakıranlar ve deniz duvarları, kıyı taşkınlarının etkisini azaltabilir. Ancak bu yapılar yüksek maliyetlidir ve doğayla uyumlu tasarlanmalıdır.
Dere yataklarına, taşkın alanlarına yapılaşmanın engellenmesi büyük önem taşıyor. Türkiye’de hâlen bazı bölgelerde kaçak yapılaşma nedeniyle selin etkisi büyüyor.
Bilim insanları, bazı bölgelerde sürekli onarım yerine, insanların riski azaltmak adına daha güvenli alanlara taşınmasını öneriyor. Bu uygulama, ABD, Bangladeş ve Hollanda gibi ülkelerde bazı pilot alanlarda uygulanıyor.
Sel yalnızca can değil, büyük miktarda mal ve altyapı kaybına da yol açıyor:
2023’te Slovenya’daki seller ülkenin GSYİH’sinin %16’sı kadar hasara neden oldu.
ABD'de yılda 500 milyar dolarlık doğrudan zarar meydana geliyor.
Türkiye’de Karadeniz ve Ege bölgesindeki sellerin faturası yılda milyarlarca lirayı bulabiliyor.
Kentsel dönüşüm, özellikle dere yatakları çevresinde hızla tamamlanmalı.
Afet eğitimleri yaygınlaştırılmalı.
Kırsal altyapılar, taşkına dayanıklı hâle getirilmeli.
Belediyelere kaynak ve yetki sağlanmalı; özellikle kıyı planlaması ve yağmur suyu yönetimi için.
Sel felaketleri artık “doğal afet” değil, insan eliyle ağırlaştırılmış krizler hâline geldi. İklim değişikliğine uyum sağlamak, sadece teknoloji değil, bilinçli politika, halkın eğitimi ve doğal alanlara saygı gerektiriyor. Türkiye de bu değişime ayak uydurmak için yeşil altyapı, erken uyarı sistemleri ve doğayla uyumlu şehir planlamasına yönelmek zorunda.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir