Egepol Hastaneleri’nden 17. Yıl Kutlaması: Sağlıkta Yeni Hed...
Egepol Hastaneleri’nden 17. Yı...
16:29Küresel Sıfır Atık Buluşmasında İstanbul Rumeli Üniversitesi...
Küresel Sıfır Atık Buluşmasınd...
16:24Bel Ağrısına Ne İyi Gelir? Uzmandan Günlük Yaşam Önerileri
Bel Ağrısına Ne İyi Gelir? Uzm...
16:06Deprem Sigortasında 2,4 Milyon TL Dönemi: Hangi Hasarlar Kar...
Deprem Sigortasında 2,4 Milyon...
Yeme bozuklukları dünya genelinde her geçen gün daha fazla kişiyi etkisi altına alıyor. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu rahatsızlıklar, yalnızca fiziksel değil, derin psikolojik sorunlara da işaret ediyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 9 milyon kişi yeme bozukluğu tanısı alırken, bu bozukluklar arasında en tehlikeli olanlardan biri de Anoreksiya Nervoza olarak öne çıkıyor.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 23.06.2025 - 01:39
Güncelleme: 23.06.2025 - 01:39
Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Beste Hasırcı, anoreksiyanın yalnızca bir beslenme problemi olmadığını vurguluyor. Ona göre bu rahatsızlık, bireyin içsel acısını ve çatışmalarını beden üzerinden ifade etme biçimidir. Özellikle ergenlik çağındaki gençler, sosyal medyanın oluşturduğu mükemmel beden algısı baskısı nedeniyle ciddi risk altındadır.
Beste Hasırcı, anoreksiyanın kilo alma korkusuyla yemek yemeyi reddetme, beden algısında bozulmalar ve ciddi kilo kaybıyla karakterize olduğunu belirtiyor. Ancak bu davranışların altında kontrol ihtiyacı, değersizlik hissi, utanç, stres ve kabul görme arzusu gibi güçlü duygular yatıyor. Yani, yalnızca yemekle ilgili değil; bireyin kendilik algısıyla doğrudan ilişkili.
Psikolog Hasırcı’ya göre yeme bozukluklarını sadece bir hastalık olarak değil, altta yatan ruhsal problemlerin işareti olarak görmek gerekiyor. Nasıl ki ateş bir enfeksiyonun habercisiyse, anoreksiya da psikolojik bir sorunun dışavurumudur.
Sosyal medya ve dijital platformlarda sürekli olarak karşılaşılan filtreli, mükemmel beden görüntüleri gençlerin benlik algısını olumsuz etkiliyor. Bu durum, yalnızca estetik kaygıyı değil, aynı zamanda kabul görme ve kontrol ihtiyacını da tetikliyor. Sonuç olarak bu baskılar, sağlıksız yeme davranışlarına zemin hazırlıyor.
Hasırcı, anoreksiya gibi yeme bozukluklarının sadece dışsal faktörlerle değil, aile içi ilişkiler, duygusal ihmal, çocukluk travmaları ve kontrolcü ebeveyn tutumları gibi derin psikolojik dinamiklerle de bağlantılı olduğunu ifade ediyor. Bireyin bedeni adeta bir savaş alanına dönüşürken, yeme davranışları duygusal başa çıkma yöntemi haline geliyor.
Anoreksiyanın tedavisi yalnızca fiziksel semptomları değil, duygusal ve psikolojik iyileşmeyi de kapsamalıdır. Etkili bir tedavi süreci; psikiyatrist, klinik psikolog, diyetisyen, endokrinolog, aile desteği ve gerekirse hastane yatışını içeren çok yönlü bir yaklaşımı gerektirir. Beste Hasırcı, sabırla ve doğru yöntemlerle ilerlenirse iyileşmenin kesinlikle mümkün olduğunu vurguluyor.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir