Sağlık Bakanlığı Personel Alımı Ne Zaman Başlayacak? 2026 Ba...
Sağlık Bakanlığı Personel Alım...
00:43Yeşilyurt Kültür, Spor Ve Kiraz Festivali 28 Haziran’da Çırm...
Yeşilyurt Kültür, Spor Ve Kira...
20:06İstanbul Müzik Festivali’nde 22 ve 25 Haziran Programı: Kaçı...
İstanbul Müzik Festivali’nde 2...
18:0922-28 Haziran 2026 Haftalık Burç Yorumları: Merkür Durağanla...
22-28 Haziran 2026 Haftalık Bu...
Dr. İrfan İnce’nin kaleme aldığı “İstanbul’un Matruşkası” değerlendirmesi, Refik Halid Karay ve Ahmet Rasim’in tanıklıklarıyla İstanbul’un kaybolan sahillerini, çevresel dönüşümünü ve mekânsal hafızasını ele alıyor.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 17.03.2026 - 00:44
Güncelleme: 17.03.2026 - 00:44
Osmanlı şairi Nedim’in İstanbul’u anlatırken söylediği “Bu şehr-i İstanbul ki bî-misl ü bahadır” dizeleri, yüzyıllar boyunca şehrin güzelliğini anlatan en güçlü ifadelerden biri olarak hafızalarda yer etti. Ancak bugün İstanbul’a bakıldığında birçok kişi şu soruyu sormadan edemiyor: O anlatılan şehir gerçekten var mıydı, yoksa zaman içinde geri dönülmez biçimde değişti mi?
Dr. İrfan İnce’nin kaleme aldığı “İstanbul’un Matruşkası” başlıklı değerlendirme, bu sorunun peşine düşüyor. İnce, geçmişin tanıklıklarını, edebiyat metinlerini, kişisel hatıraları ve güncel gelişmeleri bir araya getirerek İstanbul’un yüz yılı aşkın sürede geçirdiği dönüşümü çok katmanlı bir anlatı içinde ele alıyor.
Yazıya göre İstanbul yalnızca büyüyen bir şehir değil; aynı zamanda tarih, doğa ve insan ilişkilerinin sürekli yeniden şekillendiği bir mekân. Bu nedenle İstanbul’u anlamak için geçmişe bakmak gerekiyor.
Dr. İrfan İnce yazısında dikkat çekici bir kavram kullanıyor: “Antika okuma”.
Bu ifade, geçmişte yaşamış insanların şehirle ilgili gözlemlerini ve hatıralarını okuyarak bugünü anlamaya çalışmayı ifade ediyor. İnce’ye göre özellikle İstanbul gibi tarihi derinliği olan şehirlerde bu tür metinler yalnızca nostaljik anlatılar değil, aynı zamanda şehir tarihinin canlı belgeleri.
Bir başka deyişle geçmişin metinleri bugünün şehir planlaması, çevre sorunları ve kültürel dönüşümü için güçlü bir referans oluşturuyor.
İstanbul’un geçmişteki doğal güzelliğini anlamak için İnce iki önemli yazarı örnek gösteriyor: Refik Halid Karay ve Ahmet Rasim.
Türk edebiyatının önemli kalemlerinden Refik Halid Karay, “Memleket Yazıları”nda İstanbul’un bugün hayal edilmesi zor manzaralarını anlatır.
Karay’ın aktardığı bir hatıraya göre yıl 1935’tir. Mustafa Kemal Atatürk Florya sahilinde yürüyüş yaparken çevredeki bakımsızlık ve ıssızlığı görünce şu sözleri söyler:
“İstanbul’u fethetmişiz ama burasını elde edememişiz.”
Bu sözler, dönemin İstanbul kıyılarının nasıl bir doğaya sahip olduğunu anlamak açısından dikkat çekicidir. Karay’ın hatıralarına göre Florya o yıllarda kilometreler boyunca uzanan boş kumsallardan, insanın nadiren rastladığı sahil şeritlerinden oluşuyordu.
Karay çocukluk yıllarında ilk kez gördüğü Florya’yı anlatırken uçsuz bucaksız bir plajdan söz eder. Deniz durgun, sahil boş ve çevrede yapılaşma neredeyse yoktur.
Bugün İstanbul’un yoğun yapılaşmış kıyılarına bakıldığında bu tasvirler adeta başka bir şehre aitmiş gibi görünür.
İstanbul’un geçmişteki doğasını anlatan bir diğer önemli tanık Ahmet Rasim’dir.
Rasim “Gecelerim” adlı eserinde İstanbul’un baharını anlatırken şehri adeta bir doğa bahçesi olarak tasvir eder. Bahçelerden taşan badem ve erik çiçekleri, tepelerde açan gelincikler ve rüzgârla savrulan çiçekler Rasim’in metninde sıkça yer alır.
Rasim’e göre İstanbul yalnızca bir şehir değildir. Aynı zamanda çiçeklerle, bahçelerle ve doğal manzaralarla çevrili bir yaşam alanıdır.
Bu anlatım, İstanbul’un geçmişte doğa ile kurduğu ilişkinin ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Bugün aynı manzaraları hayal etmek bile birçok kişi için zor görünmektedir.
Dr. İrfan İnce yazısında Marmara Denizi’ni İstanbul’un en büyük doğal hazinelerinden biri olarak tanımlar.
Karadeniz ve Ege Denizi arasında yer alan Marmara, iki farklı ekosistemin birleştiği eşsiz bir iç denizdir. Adaları, koyları ve kıyılarıyla tarih boyunca sayfiye alanı olarak görülen Marmara kıyıları İstanbul’un doğal kimliğinin önemli bir parçasını oluşturdu.
Ancak sanayileşme, nüfus artışı ve kıyı dolguları bu denizin doğal dengesini büyük ölçüde değiştirdi.
Bugün Marmara Denizi yalnızca İstanbul’un değil, tüm Türkiye’nin en önemli çevre tartışmalarından birinin merkezinde yer alıyor.
İnce’ye göre İstanbul’daki dönüşümü anlamak için yalnızca yerel dinamiklere bakmak yeterli değil.
Sanayi devrimi ile başlayan modern üretim sistemi şehirlerin büyüme hızını dramatik biçimde artırdı. Bu süreçte şehirler ekonomik merkezlere dönüşürken doğal alanlar hızla yapılaşmaya açıldı.
Günümüzde bilim insanlarının “Antroposen” olarak adlandırdığı çağda insan faaliyetleri doğanın en güçlü belirleyicilerinden biri haline geldi.
İstanbul da bu küresel dönüşümün en belirgin şekilde yaşandığı şehirlerden biri oldu.
yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldı.
Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen milyonlarca insan ekonomik fırsatlar ve iş olanakları nedeniyle İstanbul’a yerleşti. Bu süreçte şehir hızla büyüdü.
Ancak hızlı nüfus artışı beraberinde plansız kentleşme, kıyı dolguları ve yoğun yapılaşmayı da getirdi.
Bugün İstanbul’un birçok sahil şeridi geçmişteki doğal görünümünden oldukça farklı bir yapı sergiliyor.
Dr. İrfan İnce yazısında kişisel hatıralarına da yer vererek İstanbul’un yakın geçmişteki sahil yaşamını anlatıyor.
1980’li yıllarda Pendik ve Yenikapı sahillerinde kayık kiralanabildiğini, gençlerin denize açılıp yüzebildiğini anlatan İnce, o dönem Marmara kıyılarının günlük hayatın doğal bir parçası olduğunu vurguluyor.
Bugün bu sahillerin büyük ölçüde dolgu alanları ve yoğun yapılaşma ile çevrili olduğu düşünüldüğünde İstanbul’un geçirdiği dönüşüm daha net anlaşılabiliyor.
İnce’nin yazısında dikkat çektiği güncel örneklerden biri de Trabzon’daki Akyazı dolgu alanı.
Deniz doldurularak inşa edilen spor kompleksine ilişkin yapılan bilimsel değerlendirmeler dolgu alanlarının uzun vadeli jeolojik riskler taşıyabileceğini ortaya koyuyor.
Bu tür projeler yalnızca mühendislik değil aynı zamanda çevre ve şehir planlama açısından da önemli tartışmalar doğuruyor.
Dr. İrfan İnce’ye göre İstanbul’un en büyük sorunlarından biri yalnızca yapılaşma değil; aynı zamanda mekânsal hafızanın hızla kaybolması.
Bir zamanlar edebiyat metinlerinde anlatılan sahiller, bahçeler ve doğal manzaralar bugün büyük ölçüde değişmiş durumda.
Ancak bu tanıklıklar geçmişi hatırlatmak açısından büyük önem taşıyor.
İstanbul’un geçmişine dair bu anlatılar yalnızca nostalji değil; aynı zamanda geleceğin şehirlerini planlarken dikkate alınması gereken önemli birer uyarı niteliği taşıyor.
Dr. İrfan İnce’nin değerlendirmesi İstanbul’un bir “matruşka” gibi katman katman açılan bir şehir olduğunu ortaya koyuyor.
Her katmanda farklı bir İstanbul var:
edebiyatın anlattığı doğal şehir
hatıraların yaşadığı sahil kenti
sanayileşmenin büyüttüğü metropol
ve çevresel sorunlarla mücadele eden modern şehir
İstanbul’un hikâyesi hâlâ yazılmaya devam ediyor. Bu hikâyeyi anlamanın yolu ise geçmişin tanıklıklarını dikkatle okumaktan geçiyor.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir