22-28 Haziran 2026 Haftalık Burç Yorumları: Merkür Durağanla...
22-28 Haziran 2026 Haftalık Bu...
17:5622-28 Haziran 2026 Etkinlik Takvimi: Türkiye’de Konser, Fest...
22-28 Haziran 2026 Etkinlik Ta...
17:2012. Emı Kongresi Turan Üniversitesi Ev Sahipliğinde Almatı’d...
12. Emı Kongresi Turan Ünivers...
15:00Gıda Alerjisi Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Hayati Riskle...
Gıda Alerjisi Nedir? Belirtile...
Yeni bilimsel araştırma, disleksinin tek bir genle açıklanamayacağını ortaya koydu. Uzmanlara göre disleksi, doğru yöntemlerle yönetilebilen bir öğrenme profili.
Sümeyye Bilici
EDİTÖR
Giriş: 10.02.2026 - 00:10
Güncelleme: 10.02.2026 - 00:10
Toplumun yaklaşık yüzde 10’unu etkilediği tahmin edilen disleksiye ilişkin ezber bozan bir bilimsel çalışma yayımlandı. Houston Üniversitesi’nden Prof. Elena Grigorenko tarafından yürütülen ve Journal of Speech, Language and Hearing Research dergisinde yayımlanan araştırma, disleksinin tek bir genetik bozuklukla açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Yaklaşık 40 yıllık genetik araştırmaların yeniden analiz edildiği çalışma, disleksiyi daha bütüncül ve dinamik bir öğrenme profili olarak ele alıyor.
Araştırma bulguları, disleksinin değişmez bir durum olmadığını; beynin nöroplastisite kapasitesi sayesinde doğru yaklaşımlarla yönetilebilen ve etkileri azaltılabilen bir süreç olduğunu gösteriyor.
Okuma ve yazma güçlüğüyle tanımlanan disleksi, yalnızca akademik başarıyı değil; bireyin duygusal, sosyal ve psikolojik gelişimini de etkileyen nörogelişimsel bir farklılık olarak değerlendiriliyor. Göz ardı edildiğinde, özellikle yetişkinlik döneminde anksiyete, özgüven kaybı ve depresyon gibi sorunlara zemin hazırlayabiliyor.
Çalışma kapsamında disleksi ve okuma süreçleriyle ilişkili olduğu bildirilen 175 aday gen, gelişmiş bilgisayar analizleri ve büyük biyoloji veri tabanları kullanılarak sistematik biçimde incelendi. Araştırma sonucunda disleksinin, tek bir “hatalı gen” yerine, beynin geniş sinir ağlarındaki işlevsel zayıflıklarla ilişkili olduğu belirlendi.
Ayrıca bu genlerin büyük bölümünün evrimsel olarak eski olmasına rağmen, insana özgü biçimde ne zaman ve nasıl aktive olduklarının belirleyici olduğu saptandı. Bu durum, disleksinin genetik olduğu kadar bağlantısal ve işlevsel bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmayı değerlendiren Auto Train Brain CEO’su Dr. Günet Eroğlu, bu bulguların disleksiye bakış açısını kökten değiştirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu çalışma, disleksinin sabit ve değiştirilemez bir durum olmadığını net biçimde gösteriyor. Beyin esnek bir yapıya sahip ve doğru destek mekanizmalarıyla sinir ağları yeniden düzenlenebiliyor. Bu da ‘beyni eğitmek’ kavramını bilimsel olarak anlamlı hale getiriyor.”
Eroğlu, teknolojinin sunduğu olanaklarla birlikte kişiselleştirilmiş ve ölçülebilir destek modellerinin güçlendiğini vurguladı. Özellikle nöro geribildirim (neurofeedback) yönteminin, bireyin kendi beyin aktivitesini gerçek zamanlı olarak fark etmesini ve düzenlemesini sağladığını belirterek, bu yaklaşımın öğrenme güçlüklerinde daha kalıcı ve sürdürülebilir kazanımlar sunduğunu ifade etti.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir