Efes’te 1200 Yıllık Olası İkiz Bebek Mezarı: Nadir Ayrıntı O...
Efes’te 1200 Yıllık Olası İkiz...
20:28Türkiye’de Bu Hafta Hangi Etkinlikler Var? 27 Temmuz–2 Ağust...
Türkiye’de Bu Hafta Hangi Etki...
20:16Karapınar’da Gökyüzü Şampiyonası: Yelkenkanat Pilotları 2–6...
Karapınar’da Gökyüzü Şampiyona...
20:03İstanbul Festivali 2026 Ne Zaman? 16 Günlük Konser, Spor Ve...
İstanbul Festivali 2026 Ne Zam...
Efes’te Artemis Tapınağı’nın kutsal alanında bulunan 1200 yıllık mezardaki iki prematüre bebeğin ikiz olabileceği belirlendi. Kesin yanıt için DNA gerekiyor.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 27.07.2026 - 09:39
Güncelleme: 27.07.2026 - 09:39
İzmir’in Selçuk ilçesindeki Efes Antik Kenti’nde bulunan sıra dışı bir çocuk mezarı, aradan geçen yılların ardından gerçekleştirilen bilimsel incelemelerle yeniden gündeme geldi. Artemis Tapınağı’nın kutsal alanındaki Roma dönemine ait kullanılmayan bir kanalın içine yapılan mezarda, yan yana gömülmüş iki prematüre bebeğin kalıntıları bulundu.
Yaklaşık 1200 yıl öncesine tarihlenen bebeklerin aynı yaşta olmaları, benzer vücut ölçülerine sahip bulunmaları ve doğrudan yan yana yerleştirilmeleri, araştırmacıları bunların ikiz olabileceği sonucuna götürdü. Ancak bilim insanları, ikizlik ihtimalinin kesinleşmesi için genetik inceleme yapılması gerektiğini özellikle vurguladı.
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ise bebeklerden birinin boyun bölgesinde tespit edilen fazladan kaburga oldu. Son derece nadir rastlanan bu anatomik özellik, mezarı dünya arkeolojisi açısından daha da önemli hâle getirdi.
Efes’teki mezarın yeni gerçekleştirilen bir kazıda bulunduğu yönündeki izlenim gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Küçük taş ve tuğla mezar, 2010 yılında Artemis Tapınağı’nın kutsal bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkarıldı.
Mezarın içinde bulunduğu kanal, milattan sonra ikinci veya üçüncü yüzyılda yaklaşık 30 kişilik bir Roma tuvalet sisteminin parçası olarak kullanılmıştı. Kanal ise birinci yüzyılda müzik, şiir ve gösteriler için inşa edilen Odeion yapısıyla bağlantılıydı.
Radyokarbon sonuçları, mezarın kanalın kullanım dışı kalmasından yüzyıllar sonra, milattan sonra sekizinci veya dokuzuncu yüzyılda yapıldığını gösterdi. Bulguların ayrıntılı bilimsel incelemesi 2026 yılında tamamlanarak “Childhood in the Past” adlı akademik dergide yayımlandı.
Bu nedenle gündeme gelen asıl gelişme mezarın keşfedilmesi değil, kalıntılara ilişkin yeni analizlerin sonuçlarının açıklanması oldu.
Mezarı açan araştırmacılar, iki küçük iskeletin yan yana ve doğrudan temas edecek şekilde yerleştirildiğini belirledi. Bebeklerin başlarının batıya doğru çevrilmiş olması, erken Hristiyanlık dönemindeki gömme gelenekleriyle uyumlu bulundu.
Mezarda herhangi bir eşya bulunmaması, bedenlerin konumu ve taşlarla özenli biçimde oluşturulan mezar yapısı, Efes’te bilinen Bizans dönemi cenaze uygulamalarına benzerlik gösteriyor.
Ancak mezarın bilinen mezarlık alanlarının dışında, daha önce tuvalet kanalı olarak kullanılmış bir yapının içinde bulunması, keşfi sıra dışı hâle getiriyor.
Kemiklerin büyüklüğü ve gelişim düzeyi üzerinde yapılan incelemeler, iki bebeğin gebeliğin yaklaşık 33 veya 34’üncü haftasında hayatını kaybettiğini gösterdi.
Bu sonuç, bebeklerin normal doğum zamanından birkaç hafta önce dünyaya gelmiş veya doğum sırasında yaşamını yitirmiş olabileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar, doğum sırasında canlı olup olmadıklarını mevcut kemik kalıntılarından kesin biçimde belirleyemedi.
İskeletlerde travmaya veya doğrudan ölüm nedenini açıklayabilecek belirgin bir hastalığa rastlanmadı. Bu nedenle ölümlerin anneye ait sağlık sorunları, bebeklerin gelişimsel durumu veya doğum sırasında yaşanan komplikasyonlarla ilişkili olabileceği değerlendiriliyor.
Araştırmacılara göre bebeklerin neredeyse aynı gelişim haftasında olması, vücut büyüklüklerinin birbirine yakın bulunması ve aynı mezarda yan yana gömülmesi güçlü bir ikizlik ihtimali oluşturuyor.
Bununla birlikte çalışmada DNA incelemesi gerçekleştirilemedi. Bilim insanları bu nedenle bebekleri kesin olarak ikiz ilan etmek yerine “muhtemel ikizler” şeklinde tanımlıyor.
Genetik analiz yapılmadan bebeklerin kardeş olup olmadığını, aynı gebelikten gelip gelmediklerini ve cinsiyetlerini kesin biçimde belirlemek mümkün değil. Araştırmada ikizlik ihtimalinin mevcut aşamada bilimsel bir hipotez olarak kaldığı açıkça ifade edildi.
Bu ayrıntı, haber başlıklarında “ikiz bebek mezarı bulundu” şeklinde kesin hüküm kurulurken dikkatli olunması gerektiğini gösteriyor.
İskeletlerden birinde fazladan boyun kaburgası olarak tanımlanan nadir bir kemik yapısı belirlendi.
Yetişkinlerde çoğu zaman ciddi bir soruna yol açmayan bu özellik, doğum öncesi veya yeni doğan bireylerde gelişimsel sorunlarla bağlantılı olabiliyor. Araştırmacılar, fazladan boyun kaburgasının bazı genetik bozukluklar, organ gelişim sorunları, erken doğum, ölü doğum ve bebeklik dönemindeki ölüm riskleriyle ilişkilendirildiğini belirtti.
Kemik son derece küçük ve kırılgan olduğu için arkeolojik kalıntılarda tespit edilmesi oldukça güç. Araştırmacılara göre Efes’teki bulgu, doğum çevresindeki döneme ait bireylerde arkeolojik olarak belgelenmiş ikinci fazladan boyun kaburgası vakası olabilir.
Çalışmanın yazarları, arkeolojik bağlamda fazladan boyun kaburgasına sahip olası ikizlere ilişkin daha önce belgelenmiş bir vakaya rastlamadıklarını da kaydetti.
Kemikler ve mezar içindeki izler, iki bebeğin gömülmeden önce bir kumaşa veya kefene sarılmış olabileceğini düşündürüyor.
Baş bölgesinde bulunan demir bir nesnenin, kumaşı sabitlemek için kullanılan bir iğne olabileceği değerlendirildi. Ancak organik malzemeler zaman içinde ortadan kalktığı için kumaşın yapısını veya mezarda tam olarak nasıl kullanıldığını belirlemek mümkün olmadı.
Bebeklerin özenle yan yana yatırılması, başlarının belirli bir yöne çevrilmesi ve korunaklı taş mezarın hazırlanması, kalıntıların gelişi güzel bırakılmadığını ortaya koyuyor.
Araştırmanın en önemli sorularından biri, iki bebeğin neden bilinen mezarlık alanlarının dışına gömüldüğü oldu.
Geçmiş toplumlarda yeni doğan veya doğumdan kısa süre sonra ölen çocukların, yetişkinlerden farklı alanlara gömülebildiği biliniyor. Evlerin tabanı, kuyular, kullanılmayan yapılar ve yerleşim alanlarının sınırları bu amaçla kullanılabiliyordu.
Araştırmacılar, bebeklerin vaftiz edilmeden ölmüş olma ihtimalinin de mezar yerinin seçiminde etkili olabileceğini değerlendiriyor. Ancak mezarın alışılmadık konumu, bebeklere değer verilmediği anlamına gelmiyor.
Tam tersine mezarın özenle hazırlanması, bedenlerin korunması ve Bizans geleneklerine uygun biçimde yerleştirilmesi, aile veya topluluk tarafından saygılı bir defin gerçekleştirildiğini düşündürüyor.
Antik döneme ait bazı kanal ve kuyularda çok sayıda bebek kalıntısının bir arada bulunması, geçmişte çocukların öldürülmesi veya bedenlerin atılması ihtimalleriyle ilişkilendirilebiliyor.
Efes’teki mezar ise bu örneklerden belirgin biçimde ayrılıyor. İki bebeğin taş ve tuğlalardan yapılmış kapalı bir mezara yerleştirilmesi, mezarın yüzyıllar boyunca bozulmadan kalması ve kutsal alan içindeki konumu, araştırmacıların “koruma ve bakım” yorumunu öne çıkarmasına neden oldu.
Bilim insanları, mezarın bebeklerin topluluktaki kısa yaşamlarının kabul edildiğini ve ölümlerinin yakınları üzerinde etkili olduğunu gösterdiği görüşünde.
Keşif yalnızca iki bebeğin yaşamı ve ölümü hakkında bilgi vermiyor. Mezar, Artemis Tapınağı’nın terk edilmesinden sonraki yüzyıllarda kutsal alanın nasıl kullanıldığı konusunda da yeni kanıtlar sunuyor.
Araştırmacılara göre sekizinci veya dokuzuncu yüzyıla tarihlenen defin, eski tapınak bölgesinin Orta Çağ’da hâlâ ulaşılabilir olduğunu gösteriyor.
Alan, 13 ve 14’üncü yüzyıllarda meydana gelen taşkınlar sonucunda 6 ila 8 metreyi bulan nehir tortularıyla kaplanmadan önce farklı amaçlarla kullanılmaya devam etmiş olabilir.
Efes’teki iki bebeğin mezarı üç temel nedenle dikkat çekiyor.
İlk olarak mezar, doğum öncesi veya doğum çevresindeki dönemde hayatını kaybeden iki bebeğin aynı yerde özenle defnedildiğini gösteriyor.
İkinci olarak bebeklerin muhtemel ikiz olması, antik ve Orta Çağ toplumlarında çoklu gebelikler ile bebek ölümlerinin araştırılması açısından nadir bir örnek oluşturuyor.
Üçüncü olarak fazladan boyun kaburgası bulgusu, geçmiş toplumların sağlık sorunları, gelişimsel bozuklukları ve erken doğum riskleri hakkında önemli biyolojik veriler sağlıyor.
Araştırma aynı zamanda Roma geleneklerinden Hristiyan defin uygulamalarına geçiş sırasında yeni doğan çocuklara nasıl davranıldığına ilişkin tartışmalara yeni bir örnek kazandırıyor.
Mevcut incelemeler, iki bebeğin aynı gebelikten gelmiş olabileceğine dair güçlü işaretler ortaya koysa da kesin sonuç henüz açıklanmış değil.
DNA örneklerinin başarılı biçimde analiz edilmesi hâlinde bebeklerin biyolojik akrabalığı, genetik cinsiyetleri ve olası gelişimsel sorunları hakkında daha ayrıntılı bilgi edinilebilir.
Ancak antik DNA çalışmalarında kemiklerin korunma durumu, çevresel koşullar ve örnekleme sırasında kalıntılara zarar verme riski süreci zorlaştırabiliyor. Araştırmacılar, mevcut çalışmada istilacı örnekleme protokolleriyle ilgili pratik nedenler yüzünden DNA analizi yapılamadığını bildirdi.
Bu nedenle Efes’teki bebeklerin ikiz olup olmadığı sorusu, şimdilik arkeolojinin yanıt bekleyen gizemleri arasındaki yerini koruyor.
Efes’teki bebek mezarı ne zaman bulundu?
Mezar, 2010 yılında Artemis Tapınağı’nın kutsal alanında yürütülen kazılar sırasında bulundu. Haber değeri taşıyan yeni gelişme, mezar ve kemikler üzerinde yapılan ayrıntılı bilimsel incelemenin 2026 yılında yayımlanmasıdır.
Mezar kaç yıllık?
Radyokarbon tarihlendirmesi, defin işleminin milattan sonra sekizinci veya dokuzuncu yüzyılda gerçekleştirildiğini gösteriyor. Bu nedenle mezar yaklaşık 1200 yıllık olarak değerlendiriliyor.
Bebeklerin ikiz olduğu kesin mi?
Hayır. Gelişim yaşlarının benzerliği, aynı mezarda yan yana bulunmaları ve vücut ölçüleri ikiz olabileceklerini gösteriyor. Kesinlik için DNA analizi gerekiyor.
Bebekler kaç aylıktı?
Kemik analizlerine göre bebekler yaklaşık 33 veya 34 haftalık gelişim düzeyindeydi. Bu da yaklaşık yedi buçuk ile sekiz aylık gebelik dönemine karşılık geliyor.
Fazladan boyun kaburgası nedir?
Boyun omurlarına yakın bölgede gelişen ilave bir kaburga kemiğidir. Yetişkinlerde sorun yaratmayabilir ancak doğum çevresindeki bireylerde bazı gelişimsel ve genetik sorunlarla ilişkilendirilebilir.
Bebekler neden tuvalet kanalına gömüldü?
Kanal defin sırasında kullanılmıyordu ve Roma dönemindeki işlevini yüzyıllar önce kaybetmişti. Mezarın konumu sıra dışı olsa da özenli yapısı, bunun gelişi güzel bir bırakma değil saygılı bir defin olduğunu gösteriyor.
Mezar Artemis Tapınağı’nın içinde mi bulundu?
Mezar, Efes’teki Artemision olarak bilinen Artemis kutsal alanında bulunan Roma Odeion’una bağlı, kullanım dışı kalmış bir kanalın içine yapılmıştı.
Kaynak: Doğayı Dinle Haber Merkezi
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir