Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
VENEZUELA BİR İKLİM KRİZİNE DÖNÜŞEBİLİR Mİ?
VENEZUELA BİR İKLİM KRİZİNE DÖNÜŞEBİLİR Mİ?

Venezuela’da yaşananlar, ilk bakışta bir “rejim değişikliği”, bir “uyuşturucu ile mücadele operasyonu” ya da klasik bir “Latin Amerika müdahalesi” gibi okunabilir. Ancak bu olaylara biraz daha yakından baktığımızda karşımıza çıkan tablo, çok daha derin ve rahatsız edici bir gerçeği işaret ediyor. İşaret fişeğinin ucunda ise iklim krizinin, fosil yakıt düzeniyle birlikte yeniden sertleşen küresel jeopolitiği yer alıyor.

Donald Trump’ın Venezuela hamlesi, yalnızca Nicolás Maduro’nun yakalanmasıyla ya da Caracas’ta değişen siyasi dengelerle sınırlı değil. Asıl mesele, bu müdahalenin hangi dünya tasavvuruna yaslandığıdır. Çünkü Trump’ın dünya görüşünde iklim krizi, insanlığın ortak sorunu değildir. Enerji, doğa ve çevre ise korunması gereken değerler değil, kullanılması gereken kaynaklardır. Üretimin faktörlerinin en önemli unsuru olan doğal kaynaklar için bugün çanların çaldığını da unutmamak gerekir.

Trump’ın siyasal kariyerini takip edenler için yaşanan bu tablonun şaşırtıcı olmaması gerekir. Bu durum, Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen, çevre regülasyonlarını “ekonomik yük” olarak tanımlayan, kömür ve petrol sektörünü stratejik müttefik olarak gören bir liderin yansımasıdır. Bu yansımada “Drill, baby, drill” sloganı, yalnızca Amerikan iç politikasına dair bir enerji tercihi değil, aynı zamanda küresel ölçekte iklim inkârcılığının siyasal bir manifestosudur.

Venezuela ise bu manifestonun sahneye konduğu en çarpıcı coğrafyalardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesidir. Yani tam da fosil yakıt çağının henüz kapanmadığını düşünenler için vazgeçilmez bir stratejik alan olarak ifade edilebilir. Trump’ın müdahalesi bu nedenle ideolojik olduğu kadar ekonomiktir ve hukuki olduğu kadar ekolojiktir.

Bugün Venezuela’da yaşananlar bize şunu gösteriyor: İklim krizi, artık yalnızca buzulların erimesi ya da sıcaklık rekorlarıyla ilgili değildir. İklim krizi, aynı zamanda hangi ülkenin hangi kaynağa erişeceği, kimin enerjiye hükmedeceği ve kimin geleceğinin feda edileceğiyle ilgilidir. Venezuela halkının yıllardır yaşadığı yoksulluk, göç ve altyapı çöküşü, bu fosil yakıt bağımlılığının toplumsal bedelidir.

Trump yönetiminin Venezuela’ya dair söylemlerinde “istikrar”, “yeniden inşa” ve “yatırım” gibi kavramlar sıkça kullanılıyor. Ancak bu kelimelerin altı kazındığında, ortaya çıkan şey yenilenebilir enerjiye dayalı bir dönüşüm değildir. Aksine petrol altyapısının yeniden işletilmesi ve küresel enerji piyasalarında ABD lehine bir denge kurulmasıdır. Yani mesele Venezuela’yı kurtarmak değil, Venezuela petrolünü kurtarmaktır.

Bu noktada sormak zorunda olduğumuz soru şu şekildedir;  Eğer dünya gerçekten iklim kriziyle mücadele ediyorsa, neden hâlâ petrol rezervleri için askeri ve siyasi operasyonlar düzenleniyor?

Bu çelişki, iklim politikasının bugün geldiği kırılgan noktayı gözler önüne seriyor. Bir yanda COP zirvelerinde verilen emisyon azaltım sözleri, diğer yanda enerji güvenliği bahanesiyle sürdürülen fosil yakıt rekabeti aynı düzlemde ilerlemektedir. Örneğin “yeşil dönüşüm” söylemleri devam ederken diğer yanda Venezuela gibi ülkelerde fosil yakıtların yeniden jeopolitik silaha dönüştürülmesi hız kazanmaktadır.

Trump’ın Venezuela hamlesi, işte bu ikiyüzlü küresel düzenin kristalize olmuş hâlidir. İklim krizini reddeden bir liderin, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip ülkeye müdahalesi tesadüf değildir. Bu, iklim krizinin çözüm değil, ertelenmesi tercih edildiğinde dünyanın nasıl bir yere savrulacağını gösteren somut bir örnektir.

Üstelik bu yalnızca Venezuela’nın meselesi değildir. Bugün Venezuela’da yaşananlar, yarın başka bir enerji zengini ülkede, başka bir “istikrar operasyonu” adı altında tekrar edilebilir. Çünkü fosil yakıta dayalı küresel sistem, sürdürülemezliğini kabul etmek yerine, daha sert, daha militarize ve daha eşitsiz bir dünya üretmektedir.

Son kertede Venezuela krizi bize şunu hatırlatıyor. İklim krizi, yalnızca çevre bakanlıklarının ya da bilim insanlarının konusu değildir. İklim krizi, dış politika meselesidir. Güvenlik meselesidir. Adalet meselesidir. Ve en önemlisi, gelecek meselesidir.

Eğer dünya, Trump’ın temsil ettiği bu fosil yakıt merkezli zihniyetten kopamazsa, iklim krizini durdurmak bir yana, onu daha da derinleştirecek jeopolitik çatışmaların kapısını aralayacaktır. Venezuela’da yaşananlar, iklim krizinin gelecekte nasıl bir siyasal krizler zinciri üreteceğinin habercisidir.

Bugün mesele sadece Venezuela değildir. Ve ulusal meselelerin dünya denklemine girmesi de zorunlu değildir. Asıl mesele, iklim krizini inkâr eden bir dünya düzeninin, insanlığı nereye sürüklediğidir. Ve insanlık olarak artık bu konulara odaklanmamız elzemdir.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !