Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
Dijital Mesai mi, Mutluluk Mesaisi mi?
Dijital Mesai mi, Mutluluk Mesaisi mi?

Birleşmiş Milletler, mutluluğun küresel bir hedef olduğunu vurgulamak amacıyla 2012 yılından bu yana 20 Mart’ı Dünya Mutluluk Günü olarak kutluyor. Bu yaklaşımın somut verilere dayanması ve ülkelerin geleceğe yönelik stratejiler geliştirebilmesi için her yıl düzenli olarak Dünya Mutluluk Raporu yayımlanıyor.

Raporun temel amacı ülkelerin kalkınmasını yalnızca ekonomik verilerle değil; insanın yaşam memnuniyetini, sosyal güven duygusunu ve toplumsal refahını merkeze alan daha insani bir bakış açısıyla değerlendirmek. (https://www.worldhappiness.report/).

Dünya Mutluluk Raporu; Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (SDSN) tarafından, Gallup Dünya Anketi verileri kullanılarak bağımsız akademisyenlerden oluşan bir heyet aracılığıyla her yıl düzenli olarak hazırlanmaktadır. Rapor hazırlanırken genel anlamda iki aşamalı bir yöntem izlenmektedir. İlk aşamada insanlara tek bir soru yöneltilir:

“En kötü hayat 0, en iyi hayat 10 ise, siz şu an kaçıncı basamaktasınız?”

İkinci aşamada ise uzmanlar; kişi başına düşen gelir, sosyal destek, sağlıklı yaşam beklentisi, bireysel özgürlük, hayırseverlik ve yolsuzluk algısı gibi altı temel değişken üzerinden ortaya çıkan sonuçları bilimsel olarak analiz etmektedir.

Her ne kadar modern dünyanın değişen dinamikleri mevcut değişkenlerin yeterliliğini sorgulatsa bile rapor, mutluluğu duygusal bir anlık durumdan ziyade, “yaşam memnuniyeti” ve “toplumsal güven” çerçevesinde bilimsel bir disipline dönüştürmüştür. Söz konusu yaklaşım, daha mutlu toplumlar inşa etmenin sadece zenginlikle değil; özgürlük, hayırseverlik ve güçlü sosyal bağlarla mümkün olduğunu savunmaktadır.

Ekonomik etkenlerin ötesinde, raporun en çarpıcı bulgusu, sosyal medya kullanımı ile mutluluk oranı arasındaki ters orantıya işaret etmesiydi. Maddi imkanlar ne olursa olsun, dijital mecraların beslediği yetersizlik hissi, modern insanın en büyük mutluluk kaybı kalemini oluşturuyor. Sosyal medyanın yarattığı sahte mükemmellik algısı ve kıyaslama kültürü, toplumsal tatmini aşağı çeken ana unsurlardan biri haline gelmiştir.

Bu yıl dijitalleşmenin ön plana çıktığı raporun verilerine göre; İskandinav ülkeleri dünyanın en mutlu ülkeleri sıralamasında zirvede yer alırken, Türkiye 147 ülke arasında 94. sırada kalarak orta alt bantta kendine yer bulabilmiştir. Elbette bu tabloda ekonomik refahın ve satın alma gücünün payı yadsınamaz, ancak dijital mecralarda harcanan zamanın da bizi ruhsal kırılganlığa sürüklediğini ne kadar görmezden gelebiliriz?

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile We Are Social verilerine göre Türkiye’de sosyal medya kullanımı artık boş zaman aktivitesi olmaktan çıkıp, haftalık 25 saati aşan kullanım süresiyle sigortasız ve maaşsız yürütülen adeta ikinci bir mesaiye dönüşmüş durumda. Üstelik Avrupa ülkelerindeki aktif sosyal medya kullanıcısı sayısı Türkiye’deki kullanıcı sayısından fazla olmasına rağmen harcanan ‘süre’ bakımından Türkiye açık ara önde. Yani onlar daha çok kişiyle sisteme dahil, biz ise daha az kişiyle fakat çok daha uzun süre ile sistemin içindeyiz. Günlük 3,5 saati bulan bu dijital mesai, Türk toplumunu Avrupa standartlarının çok ötesinde, dünyada eşine az rastlanır bir ‘bağlantıda kalma’ sarmalına mahkum ediyor. İşin ilginç yanı, biz bu dijital labirentte yolumuzu kaybederken, o labirentin mimarları bile artık çıkış kapısına işaret eder hale geldiler.

Nitekim, Dünya Mutluluk Raporu’nun dijitalleşme ve mutsuzluk arasındaki bağa işaret ettiği günlerde; bir teknoloji imparatorluğunu yöneten Tim Cook, şu sözlerle adeta günah çıkardı: ‘Eğer cihazınıza bakmaktan yanınızdaki kişinin gözlerine bakmıyorsanız, yanlış yapıyorsunuz demektir.’ Cook, sosyal medyanın insanları içine çektiği o 'sonsuz kaydırma' (infinite scrolling) döngüsüne dikkat çekerek; teknolojinin bir efendi değil, insanlığa hizmet eden bir araç olması gerektiğini vurguluyor. Bulunduğu konum itibarıyla bu söylemler herkese inandırıcı gelmeyebilir; ancak biz yine de payımıza düşeni almalıyız. Bu söylenenler ne kadar gerçek ve hayatımızı ne yönde etkiliyor? Maalesef, teknoloji bizi birbirimize bağladığını iddia ederken; aslında ekranlarımızın dar sınırları içine hapsederek birbirimizden uzaklaştırıyor.

Burada karşımıza çıkan tablo, hangisinin neden hangisinin sonuç olduğu belirsiz bir ‘mutsuzluk döngüsü’. Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Sosyal medya mı bizi mutsuz ediyor, yoksa mutsuz olduğumuz için mi teselliyi dijital dünyanın ekranlarında arıyoruz? Nitekim bu iki durum, birbirini besleyen sinsi bir sarmala dönüşmüş durumda. Sosyal medyanın vaat ettiği yapay bağlar, içimizdeki boşluğu doldurmak yerine onu daha da derinleştiriyor. Peki, bu sarmalı kırmak imkansız mı? Bu dijital hapishanenin anahtarı, sanıldığı gibi karmaşık algoritmalarda değil, irademizde saklı. Ancak bu irade; dopamin döngülerine, algoritmik kuşatmalara ve modern dünyanın ‘dışlanma korkusuna’ karşı verilmesi gereken bilinçli bir mücadeleyi gerektiriyor. Yani sadece ‘kapatmak’ değil, ‘neden orada olduğumuzu’ yeniden keşfetmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Ekrandaki her ‘beğeni’ bildirimini, ruhumuzdaki bir onaylanma açlığının geçici tatmini olarak gördüğümüzde; aslında dijital bir onayın değil, gerçek bir bağın peşinde olduğumuzu fark edeceğiz. İşte bu farkındalık, değişimin temel dayanağı olacaktır. Bu noktadan sonra çözüm, yarattığımız karmaşanın aksine oldukça yalın bir eyleme dönüşür: Bildirimlerin gürültüsünü susturmak, ekrana değil insanların gözlerine bakmak ve piksellerin sahte ışığından çıkıp doğanın gerçek renklerine karışmak.

Tam da doğanın uyandığı, güneşin yüzünü daha cömertçe gösterdiği şu günlerde her şey aslında çok net: Beton blokların ve piksellerin arasına sıkışan ruhumuz, dışarıdaki gerçek dünyadan gelen o taze çağrıya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Isınan hava sadece toprağı değil, dijital soğuklukta donmaya yüz tutmuş sosyal bağlarımızı da canlandırmak için bir fırsat sunuyor. Mevsim dönüp bizi dışarıya davet ederken; bir ağacın gölgesini, telefonun ışığına tercih etmenin tam zamanı.

Bunu başarabilmek belki de sadece bir ‘TIK’ uzağımızda...

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:

Diğer Yazıları

Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !