Festivalden Kente: Kültür Yolu Rotaları Otel, Esnaf ve Gastr...
Festivalden Kente: Kültür Yolu...
02:05Nadir Elementler Çağı Başladı: Dünya Yeni Maden Tekeline mi...
Nadir Elementler Çağı Başladı:...
01:53En Zehirli 10 Hayvan: Küçük Canlılar Nasıl Bu Kadar Ölümcül...
En Zehirli 10 Hayvan: Küçük Ca...
01:41Aşırı Turizm Kültürel Mirası Tehdit Ediyor: Venedik’ten Mach...
Aşırı Turizm Kültürel Mirası T...
Doğayı korumak için doğayı tüketmek zorunda mıyız? İstanbul Milletvekili Elif Esen'un TBMM'deki "av gelirleri ve doğa finansmanı" analizinin detayları ve küresel örnekler.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 08.03.2026 - 00:39
Güncelleme: 08.03.2026 - 00:39
7 Mart 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen ve av hayatına dair katılım paylarının tahsilat yöntemini düzenleyen madde, aslında çok daha derin bir felsefi soruyu gündeme taşıdı: Bir koruma bütçesi, koruduğu varlığın "tüketilmesine" ne kadar bağımlı olmalı? İstanbul Milletvekili Elif Esen’in gündeme getirdiği bu konu, Türkiye'nin yaban hayatı yönetiminde finansman ve koruma felsefesi arasındaki hassas dengeyi tartışmaya açtı.
Türkiye'de yaban hayatı yönetimi ve doğa koruma alanları (Milli Parklar, Tabiat Parkları, Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları) büyük oranda merkezi bütçeden finanse edilmektedir. Ancak ek kaynaklar şu kalemlerden oluşur:
Av Turizmi Gelirleri: "Envanter" çalışmaları sonucu yaşlanan veya popülasyonu dengelenmesi gereken bireyler (örn: Dağ keçisi) için açılan av ihalelerinden elde edilen gelirler.
Katılım Payları: Avcılardan ve avcılık kulüplerinden alınan harç ve paylar doğrudan Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) bütçesine aktarılır.
Paylaşım Modeli: Av ihalelerinden elde edilen gelirin bir kısmı, kaçak avcılığı önlemek ve yaban hayatını korumak motivasyonuyla doğrudan köy tüzel kişiliklerine veya yerel halka aktarılmaktadır.
Dünyada doğa koruma finansmanı için iki temel ve tartışmalı model öne çıkmaktadır:
1. ABD Modeli (Pittman-Robertson Yasası):
1937'den beri uygulanan bu yasa, dünyadaki en başarılı "kullanıcı öder" modellerinden biri kabul edilir.
İşleyiş: Av silahları, mühimmat ve okçuluk ekipmanları üzerinden alınan %11'lik vergi, doğrudan eyaletlerin yaban hayatı ajanslarına aktarılır.
Sonuç: Bugüne kadar 20 milyar doların üzerinde kaynak üretilmiş, milyonlarca dönüm arazi koruma altına alınmıştır. Ancak sistemin devamı için "silah satışının ve avcı sayısının artması" gerekliliği etik bir tartışma yaratmaktadır.
2. Afrika Modeli (Av Turizmi Odaklı Koruma):
Özellikle Güney Afrika, Namibya ve Zimbabve gibi ülkelerde uygulanır.
İşleyiş: Çok yüksek bedelli (on binlerce dolar) "kupa avcılığı" izinlerinden gelen paranın bir kısmı doğrudan vahşi yaşamı koruma birimlerine ve yerel topluluklara gider.
Sonuç: Bu gelirler olmazsa arazilerin tarıma veya hayvancılığa açılacağı, bunun da tüm ekosistemi yok edeceği savunulur. Eleştirenler ise "öldürerek koruma" felsefesinin uzun vadede türlerin genetik kalitesini bozduğunu savunur.
İstanbul Milletvekili Elif Esen’in uyarısı, Türkiye için stratejik bir yol ayrımını işaret ediyor. Analizimize göre; doğa koruma bütçesinin "doğanın ekonomik kullanımına" (av turizmi, giriş ücretleri vb.) endekslenmesi, sistemin zamanla bu gelirleri artırmak için "koruma" yerine "ticareti" öncelemesine yol açabilir.
ABD örneğinde görülen "silah satışına bağımlı koruma" veya Afrika'daki "kupa avcılığına dayalı ekosistem" modelleri, sürdürülebilirlik açısından riskler barındırmaktadır. Türkiye için ideal model; doğayı bir "gelir kalemi" olarak değil, bir "kamu sorumluluğu" olarak gören, finansmanı ise tüketimden değil, ekosistem hizmetleri (karbon tutma, su üretimi, biyoçeşitlilik teşvikleri) üzerinden sağlayan bağımsız bir bütçe yapısıdır.
| Model | Finansman Temeli | Temel Risk |
| ABD (Pittman-Robertson) | Silah ve Mühimmat Vergisi | Avcılığın azalması durumunda fonun çökmesi |
| Afrika Modeli | Yüksek Bedelli Kupa Avcılığı | Etik tartışmalar ve türlerin genetik kaybı |
| Türkiye Modeli | Merkezi Bütçe + Av Payları | Finansal yetersizlik ve bağımlılık riski |
Önemli Bilgi: Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) verilerine göre; dünyada yaban hayatı koruma faaliyetlerinin %80'inden fazlası hala kamu bütçeleriyle finanse edilmektedir. Ancak iklim kriziyle birlikte, doğayı "tüketerek değil, yaşatarak" kazanç sağlayan "Doğa Pozitif" ekonomik modellerin 2030'a kadar yıllık 10 trilyon dolarlık iş fırsatı yaratması öngörülmektedir.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir