11 Haziran Perşembe Türkiye Deprem ve Afet Günlüğü: Adana’da...
11 Haziran Perşembe Türkiye De...
03:50Sadece Anadolu’da Yetişen Nadir Türler Dünya Botanik Mirası...
Sadece Anadolu’da Yetişen Nadi...
03:26Dünyanın Büyük Ormanları ve Türkiye’nin Orman Ekosistemleri...
Dünyanın Büyük Ormanları ve Tü...
00:40SKD Türkiye COP31 Kapsamında Sürdürülebilirlik Projelerini S...
SKD Türkiye COP31 Kapsamında S...
Memleket tütüyor gözlerimde
Mercimekli pilâv,
Tandır ekmeği, kuru soğan.
Sabah namazına kalkmış annem.
Ayak seslerini duyuyorum uzaktan.
Alev alev, duman duman,
Memleket tütüyor gözlerimde.
Şemsi Belli üstada ait bu şiir.
Zemheri memleketlerinde doğdum, ömrümün yarım asırı oralarda geçti.
Kış altı aydır, bir geldi mi gitmek bilmez.
Geceden tıka basa doldurulan soba, sabaha doğru geçer (sobanın sönmeye yakın hâline deriz); oda sıcaklığı küçük zemheriye yakındır.
Nefesin belli olur.
Kardeşler bir odada yatarlar; zorunluluktur çünkü her odaya bir soba kurmak olanaksızdır.
Kalın yün yorgan, iki adet keçi tüyü battaniyenin altında sıcacık yatar oda ahalisi.
Bir kişi ayaktadır o soğukta.
Başında üç kat kalın örtü, elinde köz tavası ve kova ile evin değerlisi anam.
Burnu havuç gibidir, üşümüştür biz sıcak örtü altında yatarken.
Tava ile közü çeker kovaya, köz içinde tam olarak yanmayan kömürleri ayıklardı büyük bir dikkat ve özenle.
Hem odun-kömür ateş pahası hem de nüfus kalabalık; devir tasarruf devri.
Hâlâ öyle ya.
O kömürler tekrar yakılırdı.
Beş çocuk var, anne çalışmıyor o dönem, canım babam parçalanıp duruyor.
Şemsi Belli üstad diyor ya, "Sabah namazına kalkmış annem."
Evet, o sıcak örtünün altından hep anamı izlerdim ona çaktırmadan.
Kafasına sardığı o kalın örtülerden anamın maviş gözleri görünürdü sadece.
Soğuktan yaşarmış bir çift mavi bilye.
Önce namazını kılar, ardından zemheri ile amansız bir savaşa girişirdi.
Közü bahçeye döktükten sonra odunlukta kovalara taksim ettiği kömür ve odunları odaya taşırdı.
Öyle üzülürdüm ki anamın bu bitmeyen çilesine.
Sobayı tekrar doldururdu, sanki bir sahra topunu atışa hazır hâle getirirdi.
Arada sesli bir "of" çeker, nefeslenir, dinlenirdi.
Bazen bir türkü mırıldanırdı canım paşam, bu hâline uygun olsun diye zannedersem: "Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır, bugün posta günü canım sıkılır."
Tabii ki buna dinlenmek denilirse.
Herkes sobanın yanmasını, nar gibi olmasını, odanın sıcacık olmasını beklerdi.
Anam, soğuktan gömgök olmuş hâlde bizi izlerdi bir köşeden.
Sıcak vurduğunda yavaş yavaş gözleri kapanmaya başlardı anamın.
O hâli içimi parçalardı.
Ah benim canım anam.
Sabah namazının kaçta okunduğunu bilenler bilir, hele de Doğu'da.
Hem uykusuz hem yorgun hem de zemheri vurgunu olurdu anam çünkü.
O bir yorgun savaşçı idi.
Babamı işe, çocukları okula yollar, ardından mutfakla harbe başlardı.
Bayılırdım Şemsi Belli ustanın dediği gibi mercimekli pilava, tandır ekmeğine ve kuru soğandan oluşan menüye.
Komşulara fırın ekmeği verir, tandır ekmeği ile takas ederdik.
Pilav mis gibi tereyağı kokardı.
Evin canı anam yemekte de bizi izlerdi; mutlu olur, doyardı sanki biz çalakaşık pilava saldırırken.
Anam bebek kadar yemek yerdi.
Ah analar ah.
Artık soba yok.
Eski zemheriler yok.
Metrelerce yağan kar yok.
Mis kokan o tereyağı yok.
Babam yok, anam yok, beş kardeşten ikisi yok.
Anam maziyi anarken maviş gözlerinden akan yaşları siler ve "O günler bugün olaydı." derdi.
Canım anam, keşke o günler bugün olaydı.
Alev alev, duman duman tütüyorsun gözlerimde.
09.05.2026 - 12:26
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir