İznik’te 2 Bin Yıllık Gizem: Sürgünden Dönen Romalının Benze...
İznik’te 2 Bin Yıllık Gizem: S...
15:26Türkiye’nin İklim Haritası Değişiyor: Akdeniz İklimi Genişli...
Türkiye’nin İklim Haritası Değ...
15:20Kurşun İçeren Kalemtıraşlar Toplatılıyor: Bakanlık Marka Ve...
Kurşun İçeren Kalemtıraşlar To...
15:08Antalya Kepez’de Orman Yangını: Çamlıca’da Alevlere Havadan...
Antalya Kepez’de Orman Yangını...
Türkiye’nin iklim haritasında dikkat çekici değişim yaşanıyor. Akdeniz ve yarı kurak iklim alanları genişlerken soğuk ve nemli iklimler daralıyor. Çöl iklimi, kuraklık, su ve yangın riskleri hangi bölgeleri etkileyebilir?
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 22.07.2026 - 15:26
Güncelleme: 22.07.2026 - 15:26
Türkiye’nin iklim haritası sessiz ama çok önemli bir dönüşüm geçiriyor. Bilimsel veriler, ülkede Akdeniz ve yarı kurak bozkır iklimlerinin kapladığı alanların genişlediğini, daha soğuk ve nemli iklim kuşaklarının ise daralarak daha yüksek rakımlara çekildiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’nin geçmiş, günümüz ve gelecekteki iklim tiplerini karşılaştıran bilimsel araştırmaya göre, 1961-1990 döneminde ülke topraklarının yüzde 28,9’unu kaplayan yazları kurak ve çok sıcak Akdeniz ikliminin oranı 1991-2020 döneminde yüzde 31,8’e yükseldi. Yarı kurak bozkır ikliminin payı da yüzde 21,9’dan yüzde 24,2’ye çıktı. Buna karşılık yazları kurak ve sıcak geçen soğuk iklim tipinin kapladığı alan yüzde 24’ten yüzde 19,3’e geriledi.
Bilim insanlarının gelecek projeksiyonları ise değişimin devam edebileceğini gösteriyor. Özellikle orta ve yüksek sera gazı salımı senaryolarında çöl ikliminin Türkiye’de kapladığı alanın genişlemesi, Akdeniz ikliminin kuzeye ve daha yüksek rakımlara ilerlemesi, kuraklık ve orman yangını risklerinin yeni bölgelere yayılması bekleniyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Bulgular, “Türkiye’nin tamamı çöle dönüşecek” anlamına gelmiyor. Bilimsel projeksiyonlar belirli iklim tiplerinin coğrafi dağılımının değişeceğini ve kurak iklim özelliklerinin daha geniş alanlarda etkili olabileceğini gösteriyor.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş ile İzmir Bakırçay Üniversitesi’nden Nami Yurtseven, Türkiye’nin iklim tiplerindeki değişimi Köppen-Geiger iklim sınıflandırması üzerinden inceledi.
Araştırma, üç temel zaman dilimini karşılaştırıyor:
1961-1990: Yakın geçmiş
1991-2020: Günümüz iklim dönemi
2041-2070 ve 2071-2099: Gelecek projeksiyonları
Gelecek dönemler için düşük, orta ve çok yüksek sera gazı salımı senaryoları ayrı ayrı değerlendirildi. Hakemli çalışma, Theoretical and Applied Climatology dergisinde 14 Şubat 2025’te yayımlandı. Bulgular, Prof. Dr. Türkeş’in 22 Temmuz 2026 tarihli değerlendirmeleriyle yeniden gündeme taşındı.
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri Akdeniz ikliminin kapladığı alanın büyümesi.
1961-1990 döneminde Türkiye’nin:
Yüzde 28,9’u sıcak ve kurak yazlarla karakterize edilen Akdeniz ikliminin etkisindeyken,
1991-2020 döneminde bu oran:
Yüzde 31,8’e yükseldi.
Bu yaklaşık 2,9 puanlık bir genişlemeye karşılık geliyor. Aynı dönemde yarı kurak bozkır ikliminin oranı yüzde 21,9’dan yüzde 24,2’ye çıktı.
Araştırmacılar bu değişimi, Türkiye’de daha sıcak ve daha kurak iklim tiplerinin coğrafi olarak genişlemeye başladığının erken göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.
Tablonun diğer tarafında ise soğuk iklim kuşaklarının gerilemesi var.
Yazları kurak ve sıcak geçen soğuk iklim tipinin kapladığı alan:
1961-1990 döneminde yüzde 24 iken,
1991-2020 döneminde yüzde 19,3’e düştü.
Bu değişim yalnızca harita üzerindeki sınırların kayması anlamına gelmiyor. Araştırmaya göre iklim tiplerinin görüldüğü ortalama yükseltilerin de gelecekte artması, yani daha serin ve nemli iklim kuşaklarının dağlık alanlarda daha yüksek seviyelere çekilmesi bekleniyor.
Bu soruya bilimsel olarak “Türkiye çöle dönüşüyor” şeklinde tek cümlelik bir yanıt vermek doğru değil.
Ancak araştırma önemli bir uyarı içeriyor:
Geleceğe yönelik incelenen senaryolarda çöl ikliminin kapladığı alanın günümüze kıyasla genişlemesi bekleniyor. Bu genişlemenin özellikle orta ve çok yüksek emisyon senaryolarında daha belirgin olabileceği belirtiliyor.
Çöl ikliminin genişlemesi ile “çölleşme” kavramları da birbirine karıştırılmamalı.
Bir bölgenin iklim sınıflandırmasında daha kurak bir kategoriye geçmesi, o bölgenin bir anda kum çölüne dönüşeceği anlamına gelmez.
Ancak daha yüksek sıcaklıklar, uzun süreli kuraklık, azalan toprak nemi, su kaynakları üzerindeki baskı, yanlış arazi kullanımı ve bitki örtüsünün kaybı birleştiğinde arazi bozulumunun ve çölleşme riskinin artması mümkün.
Prof. Dr. Murat Türkeş’in araştırmaya ilişkin değerlendirmesine göre gelecek senaryolarında Türkiye’nin en geniş bölümünün sıcak ve çok sıcak, yazları kurak subtropikal Akdeniz iklimleri altında kalması bekleniyor.
Projeksiyonlara göre bu iklim tiplerinin Türkiye topraklarının yaklaşık:
Yüzde 40-45’ine
kadar yayılabileceği öngörülüyor.
İkinci büyük alanı ise yaklaşık:
Yüzde 30-35 ile yarı kurak step iklimleri
oluşturabilir.
Yazları kurak ve sıcak geçen soğuk iklim tiplerinin etkili olduğu alanların ise yaklaşık yüzde 10 düzeyine gerilemesi öngörülüyor. Bunlar kesin gelecek sonuçları değil; farklı sera gazı salım senaryolarına dayanan iklim projeksiyonları.
Bilimsel değerlendirmeler bu yönde güçlü bir eğilime işaret ediyor.
Akdeniz ikliminin yalnızca Türkiye’nin bugünkü Akdeniz ve Ege kıyılarıyla sınırlı kalmayıp kuzeye ve daha yüksek rakımlara doğru genişleyebileceği belirtiliyor.
Bu değişim çok önemli.
Çünkü Akdeniz iklimi yalnızca “ılıman hava” anlamına gelmiyor.
Bu iklim tipi aynı zamanda:
Uzun ve sıcak yazlar,
Belirgin yaz kuraklığı,
Yüksek buharlaşma,
Daha düşük toprak nemi
ve bazı dönemlerde düzensiz ancak çok şiddetli yağışlar
ile karakterize ediliyor.
Bu nedenle iklim kuşağının genişlemesi yalnızca sıcaklıkların artması değil, su kaynaklarından tarıma kadar birçok sistemin yeniden şekillenmesi anlamına gelebilir.
Araştırmanın en kritik sonuçlarından biri de orman yangınlarıyla ilgili.
Bugün Türkiye’de yüksek orman yangını riski özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde yoğunlaşıyor.
Ancak daha sıcak ve uzun yaz mevsimleri, düşük nem ve uzayan kurak dönemlerle birlikte bu riskin gelecekte:
Marmara,
Batı Karadeniz,
İç Batı Anadolu
gibi bölgelerde de daha belirgin hale gelebileceği belirtiliyor.
Bu, yangın sezonunun yalnızca coğrafi olarak genişlemesi değil, aynı zamanda daha uzun sürmesi anlamına da gelebilir.
Kuruyan bitki örtüsü, düşük nem ve yüksek sıcaklıklar yangının başlaması ve hızla yayılması için daha elverişli koşullar oluşturabiliyor.
Araştırmada dikkat çeken bir başka bulgu, iklim tiplerinin yükselti sınırlarının değişmesi.
Çok yüksek emisyon senaryosunda 2041-2070 döneminde:
Akdeniz ikliminin ortalama yaklaşık 120 metre,
Nemli ılıman iklimin yaklaşık 220 metre,
Soğuk iklimlerin ise yaklaşık 290 metre
daha yüksek rakımlara çekilebileceği belirtiliyor.
Prof. Dr. Türkeş’in değerlendirmesine göre Karadeniz Bölgesi’nde orman üst sınırı da gelecekte yaklaşık 120 ila 220 metre daha yukarı çıkabilir.
Bu değişim, dağ ekosistemlerini ve yalnızca belirli yükseltilerde yaşayabilen bitki ve hayvan türlerini doğrudan etkileyebilir.
İklim haritasındaki değişimin en önemli sonuçlarından biri su.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Türkiye için iklim projeksiyonları da yüzyıl boyunca sıcaklık artışı ve yağışlarda genel azalma riskine işaret ediyor.
MGM projeksiyonlarında RCP4.5 senaryosunda Türkiye’nin yıllık ortalama sıcaklıklarının 2016-2099 döneminde ortalama 1,5 ila 2,6 derece, daha yüksek emisyonlu RCP8.5 senaryosunda ise 2,5 ila 3,7 derece artabileceği belirtiliyor.
Yağışlarda ise genel olarak azalma ve düzensizliğin artması bekleniyor.
Daha sıcak bir iklim:
Buharlaşmayı artırabilir,
Toprak nemini azaltabilir,
Sulama ihtiyacını yükseltebilir,
Barajlara ve yeraltı sularına gelen suyu etkileyebilir.
Özellikle kar yağışının azalması, ilkbahar ve yaz aylarında su kaynaklarının beslenmesi açısından kritik sonuçlara yol açabilir.
Kuraklaşmanın tarımsal etkilerinin özellikle Türkiye’nin iç kesimlerinde daha belirgin hale gelebileceği değerlendiriliyor.
Prof. Dr. Türkeş, özellikle:
İç Anadolu’nun güneyi
ve
İç Batı Anadolu
için tarımsal üretim açısından önemli risklere dikkat çekiyor.
Kuraklığın şiddetlenmesi ve sulama ihtiyacının artması;
Buğday,
Arpa,
Şeker pancarı,
Mısır,
Ayçiçeği
ve diğer suya duyarlı ürünlerin üretim planlamasında yeni stratejileri zorunlu hale getirebilir.
Burada ürün bazında kesin verim kaybı oranı vermek mümkün değil. Çünkü sonuç; bölgeye, ürüne, sulama imkânına, toprak yapısına ve gelecekte uygulanacak uyum politikalarına bağlı olacak.
İklim değişikliğinin mevsimlerin süresi üzerinde de etkili olması bekleniyor.
Prof. Dr. Türkeş’in değerlendirmesine göre ilkbaharın daha erken başlaması ve yaz mevsiminin uzaması olası.
Yüksek sera gazı salımı senaryolarında bu eğilim daha güçlü hale gelebilir.
Daha uzun yaz mevsimi;
Orman yangını sezonunun uzaması,
Su tüketiminin artması,
Tarımsal sulama ihtiyacının büyümesi,
Aşırı sıcaklara maruz kalınan gün sayısının yükselmesi
gibi zincirleme sonuçlara yol açabilir.
Gelecek projeksiyonlarının en çarpıcı başlıklarından biri yüksek dağlardaki buzullar.
Prof. Dr. Türkeş’in değerlendirmesine göre 2071-2099 dönemine gelindiğinde Türkiye’deki yüksek dağlık alanlarda, Doğu Karadeniz’in ve Büyük Ağrı’nın en yüksek kesimleri dışında buzulların büyük ölçüde ortadan kalkması riski bulunuyor.
Bu öngörü de emisyon senaryolarına dayalı uzun vadeli bir projeksiyon ve kesinleşmiş bir gelecek tablosu olarak değerlendirilmemeli.
Ancak yüksek dağ ekosistemlerinde devam eden ısınmanın boyutunu göstermesi açısından dikkat çekici.
Hayır.
Bilimsel çalışma “Türkiye’nin tamamının çöle dönüşeceğini” söylemiyor.
Araştırmanın ortaya koyduğu temel sonuç şu:
Türkiye’de daha sıcak ve daha kurak iklim tipleri genişleme eğiliminde, soğuk iklim tipleri ise daralıyor.
Gelecek senaryolarında da:
Akdeniz ikliminin genişlemesi,
Yarı kurak step iklimlerinin yaygınlaşması,
Çöl iklimi alanlarının büyümesi,
Soğuk iklimlerin küçülmesi
bekleniyor.
Dolayısıyla en doğru ifade “Türkiye çöle dönüşüyor” değil;
“Türkiye’nin iklim haritası daha sıcak ve daha kurak iklim tipleri yönünde değişiyor.”
İklim kuşaklarının değişmesi yalnızca meteorologları ilgilendiren teknik bir konu değil.
Olası etkiler günlük hayata kadar uzanıyor:
Su: Baraj ve yeraltı suyu üzerindeki baskı artabilir.
Tarım: Sulama ihtiyacı ve üretim maliyetleri yükselebilir.
Ormanlar: Yangın sezonu uzayabilir ve risk alanı genişleyebilir.
Kentler: Aşırı sıcaklar ve kentsel ısı adası etkisi daha ciddi hale gelebilir.
Enerji: Soğutma amaçlı elektrik talebi artarken hidroelektrik üretimi su azlığından etkilenebilir.
Ekosistem: Bitki ve hayvan türlerinin yaşam alanları daha yüksek rakımlara veya kuzeye kayabilir.
Bu etkilerin büyüklüğü, küresel emisyonların gelecekte nasıl seyredeceği ve Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum için hangi önlemleri alacağına göre değişecek.
Bilimsel bulgular yalnızca bir gelecek tahmini değil, aynı zamanda planlama uyarısı niteliğinde.
Öne çıkan ihtiyaçlar arasında:
Su kaynaklarının havza bazında korunması,
Tarımsal sulamada su verimliliğinin artırılması,
Kuraklığa dayanıklı ürün desenlerinin geliştirilmesi,
Orman yangını risk haritalarının yeni iklim koşullarına göre güncellenmesi,
Kentlerde yağmur suyu toplama ve yeniden kullanım sistemlerinin yaygınlaştırılması,
Yeraltı suyu kullanımının sürdürülebilir hale getirilmesi
bulunuyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü de iklim projeksiyonlarının gelecekteki sektörel etki, uyum ve planlama çalışmalarında kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor.
Evet. Bilimsel karşılaştırmada 1961-1990 ile 1991-2020 dönemleri arasında daha sıcak ve yarı kurak iklim tiplerinin genişlediği, bazı soğuk iklim tiplerinin ise daraldığı tespit edildi.
Yazları kurak ve çok sıcak Akdeniz ikliminin Türkiye’de kapladığı alan yüzde 28,9’dan yüzde 31,8’e çıktı.
Evet. Yarı kurak bozkır ikliminin payı yüzde 21,9’dan yüzde 24,2’ye yükseldi.
Hayır. Bilimsel araştırma böyle bir sonuç ortaya koymuyor. Ancak gelecek senaryolarında çöl ikliminin kapladığı alanın özellikle orta ve yüksek emisyon koşullarında genişleyebileceği öngörülüyor.
Riskin türüne göre bölgeler değişiyor. Kuraklık ve tarımsal baskının özellikle İç Anadolu’nun güneyi ve İç Batı Anadolu’da artabileceği; yüksek orman yangını riskinin ise Ege ve Akdeniz’den Marmara, Batı Karadeniz ve İç Batı Anadolu’ya doğru genişleyebileceği değerlendiriliyor.
İklim kuşaklarının daha yüksek rakımlara çekilmesi bekleniyor. Karadeniz’de orman üst sınırının gelecekte bazı senaryolarda 120-220 metre kadar yükselmesi öngörülüyor.
Araştırma, Prof. Dr. Murat Türkeş ve Nami Yurtseven tarafından hazırlandı ve hakemli Theoretical and Applied Climatology dergisinde 14 Şubat 2025’te yayımlandı. Bulgular 22 Temmuz 2026’da yapılan güncel uzman değerlendirmeleriyle yeniden gündeme geldi.
Projeksiyonlar daha sıcak ve kurak iklim tiplerinin yaygınlaşacağına, Akdeniz ve yarı kurak step iklimlerinin daha geniş alanlara hâkim olabileceğine işaret ediyor. Sonucun ne ölçüde gerçekleşeceği gelecekteki sera gazı emisyonlarına bağlı.
Daha uzun, sıcak ve kuru yaz koşullarının yangın sezonunu uzatabileceği; bugün Ege ve Akdeniz’de yüksek olan riskin Marmara, Batı Karadeniz ve İç Batı Anadolu’da da belirginleşebileceği değerlendiriliyor.
Doğayı Dinle Haber Merkezi
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir