Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
BETONUN GÖLGESİNDE KAYBOLAN HAYAT: KENT, KÜLTÜR, HADİS VE VAROŞ GERÇEĞİ
BETONUN GÖLGESİNDE KAYBOLAN HAYAT:  KENT, KÜLTÜR, HADİS VE VAROŞ GERÇEĞİ

Kent denince aklımıza ne gelir?

Eski Türk kültüründe kent, sadece bir yerleşim yeri değil; bir medeniyet tasavvurunun, estetiğin, suyun, ağacın ve komşuluğun buluştuğu bir yaşam alanıdır.

Divan edebiyatında şehir, “gülü, bülbülü, çeşmesi ve servi ağaçlarıyla” anılırdı.

Selçuklu ve Osmanlı’da kent; camiisi, hamamı, çarşısı ve en önemlisi avlusuyla bir bütündü.

İnsan, doğayla iç içeydi; evinin önündeki çınara, sokağın sonundaki çeşmeye sahip çıkardı.

Kent, bir “yaşam kültürü” idi…

Peki bugün “kentleşme” ve “kentsel dönüşüm” dediğimizde ne anlıyoruz?

Ne yazık ki bu kavramlar, hafızamızdaki o yeşil ve insani kentten çok uzakta.

Bugünkü kentleşme,

Doğayı imara,

Ağacı asfalta,

Havayı betona feda eden bir anlayışa dönüştü.

Çiçeği, ağacı unutup betonu sevmek hangi kültürün sonucuydu da biz yaşamayı unutup taşlarla, betonlarla övünür olduk?

Onlara sahip olmayı itibar sandık.

Bu sorunun cevabı, maalesef 1950’lerden sonra yaşadığımız hızlı ve çarpık göç sürecinde gizlidir. Köyden kente gelen insan, beraberinde toprağı işleme bilgisini, üretme aşkını ve dayanışmayı getirdi.

Ancak kent onu karşılayamadı.

O da çareyi kentin çeperlerinde, yani “varoş” dediğimiz gecekondu bölgelerinde buldu. Varoşlar, aslında birer umut limanıydı. Gelinen köyün mahalle kültürü, burada bir süre daha yaşatıldı. Komşu kapısı çalınır, yemek paylaşılır, düğünler meydanlarda yapılırdı. Ama zamanla bu varoşlar, rantın en büyük hedefi haline geldi.

O günlerde bir varoştan arsa alan köylü, yıllar içinde imar müjdesini bekledi.

Müteahhit kapıya dayandığında ise karşılığında birkaç daire verildi.

Köyden gelen insan için bu bir rüyaydı:

Toprağı işlemeden, üretmeden, alnının teri olmadan ev sahibi olmak… Peki bu iyi mi geldi?

İlk başta evet...

Çünkü o insan, köydeki tarlayı sabanını bırakmış, şehirde apartman dairesinde oturuyor olmanın prestijini yaşadı. Ama bu prestij, kısa sürede bir yalnızlığa ve üretimsizliğe dönüştü.

Balkonunda domates yetiştirmeyi unutan, apartmanın girişindeki çiçeği sulamayı akıl edemeyen bir kuşak ortaya çıktı.

İşte asıl kayıp buradadır:

Üretimi unutup tüketimin kollarına teslim olmak…

Çünkü çağımız küreselleri insanı tüketmeye daha çok tüketmeye yöneltti. Daha çok tüketirken doğayı da tükettik.

O insan, köyde ekmeğini topraktan çıkarırken şimdi ekmeğini AVM’lerdeki marketlerden almaya başladı. Komşusuyla sohbet edeceğine, beton duvarların ardındaki ekrana kilitlendi.

Müteahhitlerin verdiği o iki üç daire, aslında onun özgürlüğünü, doğayla bağını ve hatta kimliğini çalan bir anlaşma oldu. Kent, bir yaşam alanı olmaktan çıkıp bir yatırım aracına dönüştü.

Kentsel dönüşüm ise bu dönüşümün en acı maskesi oldu; tarihi dokuyu, mahalle kültürünü ve yeşili silip yerine cam bloklar dikti.

Bugün hâlâ “Şurada bir arsam olsa, müteahhit gelse de birkaç daire verse” diye konuşuyoruz.

Peki o dairelerde yaşayan insanlar mutlu mu?

Birbirini tanımayan, apartman toplantılarında kavga eden, çocuğunu parkta değil otoparkta oynatan bir nesil... Biz hangi kültürün çocuklarıyız da böyle oldu? Kaybettiğimiz şey, aslında “kent hakkı” dır; yani kentin sadece bir yatırım değil, ortak yaşam alanı olduğu bilincidir.

Peki bu beton sevdasının ve topraktan kopuşun ne kadar derin bir yara olduğunu kim fark etmişti? Aslında bu mesele, sadece bugünün değil, insanlığın kadim bir imtihanıydı.

Rivayet olunur ki Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet kopacak olsa, elinizde bir fidan varsa, kıyamet kopsa dahi o fidanı dikiniz.”

Bu emir, salt bir çevrecilik tavsiyesi değildir; insanın varoluşsal görevine dair derin bir felsefedir. Peygamber, bu sözüyle insana şunu haykırıyordu:

“Sen, ne kadar tüketen, ne kadar yok eden bir varlık olsan da asli vazifen inşa etmek, yeşertmek ve geleceğe umut olmaktır.” Yani eylemlerinizin karşılığını dünyada görmeseniz bile, yaptığınız iyilik ve üretim, zamanın ötesinde bir değere sahiptir.

Peki ya biz?

Ağacı dikmek yerine betonu dökmeyi,

Toprağı işlemek yerine arsayı satmayı tercih eden bir zihniyetin sahipleri olarak, bu hadis bize ne kadar uzak kaldı!

İşin acı tarafı, Peygamber o günlerde bile insanın aceleci ve çıkarcı doğasını fark etmişti.

“Kıyamet kopsa da dik” derken, sanki şu içinde bulunduğumuz çağdaki o meşhur “Nasıl olsa ölüyoruz, yarın yok” anlayışını ve rant uğruna her şeyi gözden çıkaran beton aşkını baştan uyarıyordu.

O, insanın fani olana (betona, paraya, mülke) değil, baki olana (hayata, ağaca, iyiliğe) sarılmasını istiyordu. Ama biz, o kutsal çağrıyı duymazdan gelip, “Elimdeki arsayı müteahhitte verirsem kaç daire alırım?” hesabına daldıkça, aslında kendi kıyametimizi (yaşanabilir dünyamızı) başımıza yıktık.

Oysa köylü-kentli ayrımı yapmadan, şehirlerimizi yeniden insan ölçeğinde kurgulamak zorundayız. Kent, beton yığını değil; içinde yürünebilen, gölgesinde dinlenilen, meyvesi toplanan ve komşusuyla selamlaşılan bir bahçe olmalıdır. Ağacı sevmek, betonu sevmekten daha büyük bir kültür işidir. Ve bu kültürü, ne varoşlarda ne de rezidanslarda kaybettik; asıl onu, doğayla kavga ederken unuttuk.

Eğer kentleşme deyince hâlâ “imar, kat, daire, rant” anlıyorsak; kentsel dönüşüm deyince sadece “deprem dayanıklılığı ve yeni cephe” geliyorsa; kent deyince aklımıza ilk olarak “gökdelen, alışveriş merkezi ve otopark” geliyorsa, ne yazık ki kültürümüzü betonun altına gömmüşüz demektir.

Oysa asıl dönüşüm, insanın kendi içinde başlar: Toprağa saygı, ağaca hürmet, komşuya sevgi...

Bunlar olmadan ne kadar yüksek bina yaparsak yapalım, o kent ruhsuzdur. Ve ruhsuz bir kentte, taşlarla betonlarla övünmek, ancak kaybettiğimiz hayatı fark etmemekten ibarettir.

Umarız bir gün, pencereyi açtığımızda beton duvar değil, bir dal yeşil görürüz. Ve o gün, elimizdeki fidanı dikmek için kıyametin kopmasını beklemeden, yeniden ‘yaşıyoruz’ deriz.

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:

Diğer Yazıları

Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !