11 Haziran Perşembe Türkiye Deprem ve Afet Günlüğü: Adana’da...
11 Haziran Perşembe Türkiye De...
03:50Sadece Anadolu’da Yetişen Nadir Türler Dünya Botanik Mirası...
Sadece Anadolu’da Yetişen Nadi...
03:26Dünyanın Büyük Ormanları ve Türkiye’nin Orman Ekosistemleri...
Dünyanın Büyük Ormanları ve Tü...
00:40SKD Türkiye COP31 Kapsamında Sürdürülebilirlik Projelerini S...
SKD Türkiye COP31 Kapsamında S...
Trabzon’un en büyüleyici doğal miraslarından biri olan Uzungöl, şehir merkezine yaklaşık 100, Çaykara ilçesine ise 20 kilometre mesafede yer alıyor. Her yıl yerli ve yabancı binlerce turisti ağırlayan bu eşsiz durak, gelen herkesi muazzam bir doğayla kucaklıyor. Bizim de bu ayki yolculuğumuz, Of ve Çaykara ilçeleri üzerinden Uzungöl’e doğru uzanıyor.
Trabzon’a ayak bastığımız andan itibaren Karadeniz’in bereketli yağmuru bizleri karşılıyor. İlk gün Maçka’yı keşfettikten sonra, ikinci gün rotamızı Sürmene ve Of’a çeviriyoruz. Son günümüzü ise tamamen Uzungöl’e saklıyoruz. Yol üstünde geçtiğimiz Çaykara, küçük bir yer olmasına rağmen yetiştirdiği bürokratlar ve eğitime verdiği önemle memleketimize hem ilmi hem de siyasi anlamda büyük değerler katmış müstesna bir ilçemiz.
Uzungöl’e 10 kilometre kala, yeşilin bizi baştan çıkardığı şirin bir köyde mola veriyoruz. Yol kenarındaki küçük tezgâhın önünde durup Çaykara’nın o gönül insanlarıyla hasbihal ediyoruz. Aracımızdan iner inmez elinde bastonuyla, 60’lı yaşlarda güler yüzlü bir Karadeniz çınarı Atma Türkücü Mehmet Amca karşılıyor bizleri. İçten bir "Hoş geldiniz uşaklar!" nidasıyla tezgâhındaki yöresel ürünleri sunarken, ekibimizden Erzurumlu Yusuf Bey’e bir atma türkü mırıldanmayı da ihmal etmiyor:
“Uzungöl’ün içinde vardır merkez camisi,
Gelirler ziyarete kaymakamı valisi,
Dereleri hep akar, akar gider Karadeniz’e,
Güzelliğin bir cennet, ne hacet fazla söze!
Uzungöl’ün gençliği bilinir mertliği,
Allah için yaparlar ha bu misafirperverliği...”
Atma Türkücü Mehmet Amcamızla bu samimi muhabbetin ardından yeniden yollara koyuluyoruz. Yol boyunca gürül gürül akan suların sesi kulağımıza ninni gibi geliyor. Yıllar önce bir sonbahar günü sadece Sümela Manastırı’nı görmek için geldiğimiz bu güzel memleketten, aldığımız ani bir vefat haberiyle dönmek zorunda kalmıştık. Şimdi ise vaktimiz varken o yarım kalan yolculuğun acısını çıkarma niyetindeyiz.
Kuymağından alabalığına kadar tüm lezzet duraklarımızı Uzungöl’e sakladık; ancak buraya kadar gelmişken Maçka’nın Hamsiköy sütlacını da anmamak olmaz. Bir oturuşta yedi kâse sütlaç yiyerek Maçka tarihine geçen ekip arkadaşımız Metehan Bey’i de bu vesileyle yâd ediyoruz.
Keskin virajları geride bırakıp saat 16.00 sularında cennetten bir köşe olan Uzungöl’e doğru giriş yapıyoruz. Burası, etrafı dik dağlarla kuşatılmış, adeta doğanın koruma altına aldığı büyülü bir göl. Meşhur iki minareli caminin silueti suyun üzerinde usulca dalgalanıyor. Etraf oldukça canlı; rehberlerini heyecanla dinleyen tur kafileleri, kemençe ve tulum eşliğinde coşkuyla horona duran gençler çevreye neşe saçıyor. Bu muazzam güzelliğin içinde dikkatimi çeken tek olumsuzluk ise hızla artan binalar oluyor; maalesef bu doğal zenginliğe biraz gölge düşürülmüş. O sırada önümüzdeki rehberin burayla ilgili anlattıklarına kulak misafiri oluyorum:
“Uzungöl, yamaçlardan düşen kayaların Haldizen Deresi’nin önünü kapatmasıyla oluşmuş bir heyelan set gölü. Bol yağış alan bu havzada 60’tan fazla endemik bitki, 60 memeli ve 250 kuş türü yaşar. Doğal Sit Alanı statüsündeki gölün boyu yaklaşık 1000, eni 500, derinliği ise 15 metredir. Tarihi belgelere baktığımızda ise bölgedeki yerleşim izleri 1600'lü yıllara kadar uzanmakta.”
Rehberi dinledikten sonra yol yorgunluğumuzu ve iştah kabartan kokuları takip ederek ekibe geri dönüyorum. Önceden yer ayırttığımız restorana girer girmez bizi nefis bir kuymak kokusu karşılıyor. Hakiki mısır unu ve özel peyniriyle uzayıp giden kuymağın ardından, tesisin havuzundan tazece yakalanıp ızgara yapılan alabalıklar sofrayı şenlendiriyor. Yaylanın kokusunu buram buram taşıyan köpüklü yayık ayranı ve üzerindeki bol fındığıyla Hamsiköy’den özel gelen sütlaçlar bu ziyafeti taçlandırıyor.
Yemeğin üzerine tavşan kanı bir Karadeniz çayı içip göl etrafında yürüyüşe çıkıyoruz. Yamaçlara serpilmiş ahşap evler, butik oteller, küçük lokantalar ve hediyelik eşya dükkânları kendi içinde estetik bir düzen sunuyor. Gezimizin sonunda iki minareli caminin önünde, Uzungöl’ü arkamıza alarak güzel bir hatıra fotoğrafı çektiriyor ve vedaya hazırlanıyoruz.
Uzungöl; doğayla bütünleşen yeşiliyle insanı büyüleyen, huzur ve ilham veren saklı bir belde... Son yıllardaki yapılaşmaya rağmen güzelliğini korumayı başaran bu harikulade coğrafyada birkaç saat geçirmek bile ruhu dinlendirmeye yetiyor. Şehrin kargaşasından sıyrılıp doğayla bir olmamıza vesile olan bu topraklardan en derin muhabbetlerimizle ayrılıyoruz...
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir