Urla Bademler’de Büyük Arsa İhalesi: Fiyatlar 45,6 Milyon TL...
Urla Bademler’de Büyük Arsa İh...
13:04Son Dakika Depremler: Adana, Adıyaman Ve Datça Açıkları Sall...
Son Dakika Depremler: Adana, A...
12:397 Temmuz Dünya Çikolata Günü: Çikolatanın 5 Bin Yıllık Yolcu...
7 Temmuz Dünya Çikolata Günü:...
09:06Sıcak Hava Dalgaları Doğal Afet Sayılmalı Mı: İsimlendirme K...
Sıcak Hava Dalgaları Doğal Afe...
Sıcak hava dalgaları doğal afet sayılmalı mı? Sıcak dalgalarına isim verilmesinin erken uyarı, sağlık sistemi ve kriz yönetimine etkilerini inceledik.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 06.07.2026 - 09:06
Güncelleme: 06.07.2026 - 09:06
Fırtınaların, kasırgaların ve tropikal siklonların isimleri var. Bu isimler haberlerde, resmî uyarılarda ve halkın hafızasında olayın ortak tanımı hâline geliyor. Ancak binlerce insanın yaşamını tehdit edebilen sıcak hava dalgaları çoğunlukla yalnızca “mevsim normallerinin üzerinde sıcaklık” ifadesiyle duyuruluyor.
Oysa aşırı sıcaklar; can kayıplarına, hastanelerde yoğunluğa, enerji ve su sistemlerinde baskıya, tarımsal üretim kayıplarına, orman yangını riskinin yükselmesine ve çalışma hayatının aksamasına yol açabiliyor. Dünya Meteoroloji Örgütü, sıcak hava dalgalarının yalnızca art arda gelen sıcak günlerden ibaret olmadığını; özellikle gecelerin serinlememesiyle vücutta, binalarda ve kentlerde biriken ısının tehlikeyi ağırlaştırdığını belirtiyor.
Bu tablo iki önemli soruyu gündeme getiriyor:
Sıcak hava dalgaları resmî olarak birer doğal afet kabul edilmeli mi?
Fırtınalarda olduğu gibi sıcak dalgalarına da isim verilmesi, kriz yönetimini gerçekten güçlendirir mi?
Şiddetli sıcak hava dalgalarının afet yönetimi kapsamında ele alınması gerekir. Ancak burada sıcak hava dalgası ile afet kavramları arasındaki farkın doğru kurulması önem taşıyor.
Birleşmiş Milletler Afet Risklerinin Azaltılması Ofisi, sıcak hava dalgasını belirli bir bölgede yerel iklim koşullarına göre olağan dışı derecede sıcak seyreden ve en az birkaç gün ile gece devam eden bir tehlike olarak tanımlıyor. Bir olayın afete dönüşmesi ise bu tehlikenin toplumun maruziyeti, kırılganlığı ve müdahale kapasitesiyle birleşerek ciddi can, mal, ekonomi veya çevre kayıpları doğurmasına bağlı bulunuyor.
Dolayısıyla 35 dereceye ulaşan her gün otomatik olarak afet değildir. Fakat yüksek sıcaklıkların günlerce sürmesi, geceleri düşmemesi, nemin yükselmesi, sağlık başvurularının artması ve toplumun günlük hayatının kesintiye uğraması durumunda olay artık sıradan bir hava durumu olmaktan çıkar.
AFAD’ın kendi tanımında da afet, olayın kendisinden ziyade doğurduğu sonuç olarak açıklanıyor. Normal hayatı durduran veya kesintiye uğratan ve toplumun baş etme kapasitesini aşan gelişmeler afet kabul ediliyor.
Türkiye açısından tartışmanın önemli bir ayrıntısı bulunuyor: Sıcak dalgası, AFAD’ın doğal afetler ve klimatik afetler sınıflandırmasında zaten yer alıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün MeteoUYARI sisteminde de sıcak hava dalgası, renk kodlu meteorolojik uyarı üretilebilen hadiseler arasında gösteriliyor.
Bu nedenle Türkiye’de asıl eksik olan, sıcak dalgasının kavramsal olarak afet kabul edilip edilmemesinden çok, hangi koşullarda bütün kurumları harekete geçirecek bağlayıcı bir sıcaklık afet protokolüne dönüşeceğinin netleştirilmesidir.
Meteorolojik uyarı yapılması tek başına yeterli değildir. Uyarının;
gibi önceden belirlenmiş sonuçlar doğurması gerekir.
Deprem yıkılmış binalar, sel su altında kalan sokaklar, fırtına ise devrilen ağaçlar ve hasar gören çatılar bırakır. Aşırı sıcaklarda ise çoğu zaman tek bir afet alanı, enkaz veya görünür yıkım bulunmaz.
Can kayıpları da her zaman olay sırasında kayda geçmez. Kalp, damar, böbrek ve solunum hastalıklarının ağırlaşması sonucunda ölümler sıcak hava dalgasından birkaç gün sonra gerçekleşebilir. Ölüm belgelerinde yalnızca temel hastalık yer aldığında, sıcaklığın ölüm üzerindeki katkısı istatistiklere yansımayabilir.
UNDRR, sıcaklığın en ölümcül iklim tehlikelerinden biri olmasına rağmen etkilerinin yeterince kayda geçirilmediğini, görünür fiziksel yıkım bırakmadığı için kayıpların çoğu zaman eksik hesaplandığını vurguluyor.
Bu görünmezlik, kamuoyunda “sıcak hava rahatsız eder ama afet değildir” algısını güçlendirebiliyor. Oysa sıcaklık yalnızca konfor sorunu değil; doğrudan halk sağlığı, iş güvenliği ve kritik altyapı sorunudur.
Dünya Sağlık Örgütünün güncel verilerine göre 2000-2019 döneminde dünyada her yıl yaklaşık 489 bin sıcaklık bağlantılı ölüm meydana geldi. Bu ölümlerin yüzde 45’i Asya’da, yüzde 36’sı Avrupa’da gerçekleşti.
Avrupa’da 2022 yazında sıcaklığa bağlı yaklaşık 61 bin 672 fazla ölüm hesaplandı. 2023 yılı için yapılan bilimsel çalışmada ise 35 Avrupa ülkesinde yaklaşık 47 bin 690 sıcaklık bağlantılı ölüm tahmin edildi.
Bu tahminler, sıcak hava dalgalarının can kaybı açısından birçok fırtına ve sel olayından daha ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Avrupa’da sıcaklığa bağlı ölümlerin son 20 yılda yaklaşık yüzde 30 arttığı ve incelenen bölgelerin yüzde 94’ünde yükseliş görüldüğü bildiriliyor.
Sıcak hava dalgasının yalnızca meteorolojik olay değil, sağlık ve afet yönetimi olayı olarak kabul edilmesi kurumların çalışma şeklini değiştirebilir.
Bugün uyarılar çoğunlukla beklenen hava sıcaklığını ve normallerden sapmayı bildiriyor. Afet yaklaşımında ise “kaç derece olacak?” sorusunun yanına şu sorular eklenir:
Hangi ilçelerde ölüm riski artacak? Hangi hastanelerde yoğunluk bekleniyor? Elektrik kesintisi riski nerede yüksek? Kaç kişi serinleme imkânı bulunmayan konutlarda yaşıyor? Açık havada çalışan kaç kişi tehlikeye maruz kalacak?
Sıcaklık, nem, gece sıcaklığı, olayın süresi, kentleşme yapısı, nüfusun yaşı ve yerel sağlık verileri birlikte değerlendirilir. UNDRR, yalnızca termometre değerine dayalı sistemlerin nemi, gece sıcaklığını, birikimli maruziyeti ve farklı grupların fizyolojik sınırlarını yeterince yansıtamadığını belirtiyor.
Şiddetli sıcaklık yalnızca Meteoroloji Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda bırakılamaz. AFAD, Sağlık Bakanlığı, belediyeler, çalışma hayatından sorumlu kurumlar, enerji ve su idareleri, tarım birimleri, eğitim kurumları ve sosyal hizmet kuruluşlarının aynı plan içinde hareket etmesi gerekir.
Dünya Sağlık Örgütünün Haziran 2026’da güncellediği sıcaklık-sağlık eylem planı rehberi de hazırlık, erken uyarı ve müdahalenin farklı sektörler ve yönetim seviyeleri arasında koordineli biçimde yürütülmesini temel yaklaşım olarak benimsiyor.
Afet protokolü, kriz başladıktan sonra su dağıtmak yerine olaydan önce hazırlık yapılmasını sağlar.
Hastanelerde personel planlaması, ambulans kapasitesi, yaşlıların aranması, serinleme merkezlerinin açılması, açık hava çalışanlarına yönelik düzenlemeler ve enerji sistemindeki yedek kapasite, sıcaklık en yüksek seviyeye ulaşmadan devreye sokulabilir.
Sıcaklık bağlantılı ölümlerin ve hastalıkların düzenli izlenmesi, olayın gerçek boyutunu ortaya çıkarır. Sadece doğrudan sıcak çarpması vakaları değil; kalp, böbrek, solunum ve dolaşım sistemi üzerindeki dolaylı etkiler de incelenebilir.
Bu veriler olmadan hangi tedbirin işe yaradığı, hangi bölgelerin daha kırılgan olduğu ve kamu kaynaklarının nereye yöneltilmesi gerektiği doğru biçimde belirlenemez.
Açık havada çalışan işçiler, tarım emekçileri, kuryeler, inşaat çalışanları, yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve yalıtımı zayıf konutlarda yaşayanlar aynı sıcaklıktan eşit ölçüde etkilenmez.
Resmî afet yaklaşımı, aşırı sıcaklığın kişisel dayanıklılık meselesi olarak görülmesini engelleyebilir. Çalışma saatlerinin değiştirilmesi, zorunlu dinlenme araları, gölgelik alanlar, içme suyu sağlanması ve belirli risk seviyelerinde çalışmanın durdurulması gibi tedbirler kurumsal sorumluluk hâline gelebilir.
İsimlendirme savunucularına göre “önümüzdeki hafta aşırı sıcak bekleniyor” açıklaması, kamuoyunda yeterli tehlike algısı oluşturmayabilir. Buna karşılık belirli bir olayın ortak bir isimle anılması, tehdidi daha somut ve hatırlanabilir hâle getirebilir.
Bir sıcak hava dalgasına isim verilmesi şu avantajları sağlayabilir:
Ortak Dil Oluşturabilir: Meteoroloji, sağlık kuruluşları, belediyeler ve medya aynı olayı aynı isimle anlatabilir.
Hafızada Kalıcılığı Artırabilir: İnsanlar belirli bir adı, tarih aralığını ve risk seviyesini daha kolay hatırlayabilir.
Hazırlık Mesajlarını Güçlendirebilir: “Sıcaklık artacak” yerine, belirli bir olay için hazırlanan tedbir paketi duyurulabilir.
Kriz Sonrası Değerlendirmeyi Kolaylaştırabilir: Olayın ölüm, sağlık, enerji, tarım ve ekonomi üzerindeki etkileri aynı dosya altında incelenebilir.
Ancak bu faydalar, ismin resmî bir risk seviyesi ve eylem planıyla bağlantılı olması durumunda ortaya çıkar. Yalnızca dikkat çekici bir isim üretmek, tek başına kriz yönetimi değildir.
İspanya’nın Sevilla kenti, 2022 yılında sıcak hava dalgalarını sağlık üzerindeki beklenen etkilerine göre sınıflandıran bir pilot sistem geliştirdi. En tehlikeli seviyeye ulaşan olaylara isim verilmesi kararlaştırıldı.
Temmuz 2022’de sıcaklıkların 42 dereceyi aşmasının beklendiği şiddetli sıcak hava dalgasına “Zoe” adı verildi. Böylece Zoe, resmî olarak isimlendirilen ilk sıcak hava dalgalarından biri oldu.
Yaklaşık 2 bin kişiyle yapılan ve 2024 yılında yayımlanan araştırmada, katılımcıların yalnızca yüzde 6’sı Zoe adını kendiliğinden hatırladı. Ancak adı hatırlayanların içeride daha fazla zaman geçirme, daha çok su içme ve çalışma saatlerini ayarlama gibi koruyucu davranışları uygulama ihtimalinin daha yüksek olduğu görüldü.
Bu sonuç isimlendirmenin bazı kişiler üzerinde etkili olabileceğini gösterse de sistemin nüfusun tamamında güçlü bir davranış değişikliği yarattığını söylemek için yeterli değil.
Dünya Meteoroloji Örgütü, sıcak hava dalgalarının isimlendirilmesi konusunda temkinli bir yaklaşım benimsiyor. Kuruluş, sıcak hava dalgalarının isimlendirilmesine ilişkin üzerinde anlaşılmış uluslararası bir sistem veya protokol bulunmadığını belirtiyor.
WMO’ya göre isimlendirme, kamuoyunun dikkatini “kim risk altında ve ne yapılmalı?” sorularından uzaklaştırabilir. Farklı kurumların aynı olaya farklı isimler vermesi, sağlık ve meteoroloji uyarılarında karışıklığa yol açabilir.
Ayrıca yalnızca isim verilen olayların tehlikeli olduğu düşüncesi gelişebilir. Adlandırılmayan fakat uzun süre devam eden orta şiddetteki sıcaklıklar da önemli can kayıpları doğurabilir. WMO bu nedenle isimlendirmeden önce ısı-sağlık erken uyarı sistemlerinin ve müdahale planlarının güçlendirilmesini öneriyor.
İngiltere ve İtalya’da yapılan deneysel çalışmalarda da sıcak dalgalarına isim verilmesinin risk algısı üzerinde yalnızca küçük bir etki oluşturduğu ve insanların önlem alma niyetini belirgin biçimde artırmadığı bildirildi. Araştırmacılar, bazı isimlerin sansasyonel bulunarak resmî uyarılara duyulan güveni azaltabileceği uyarısında bulunuyor.
Fırtınaların çoğunlukla izlenebilir bir merkezi, rotası, başlangıcı ve bitişi vardır. Sıcak hava dalgaları ise çok geniş alanlarda, farklı yoğunluklarda ve kademeli biçimde gelişebilir.
Bir sıcak hava dalgası aynı anda farklı şehirlerde farklı sonuçlar doğurabilir. Kıyı kentinde nem nedeniyle sağlık riski yükselirken, iç bölgelerde kuraklık ve yangın riski daha belirgin olabilir. Yoğun betonlaşmış bir mahalleyle yeşil alanları fazla olan başka bir mahalle arasında bile sıcaklık maruziyeti değişebilir.
Bu nedenle sıcak dalgalarına isim verilmesi, tropikal fırtına sisteminin aynen kopyalanması biçiminde uygulanmamalıdır.
Bilimsel veriler ve uluslararası tartışmalar birlikte değerlendirildiğinde en güvenli yaklaşım, bütün sıcak hava dalgalarına isim vermek değil; sağlık etkisine dayalı kademeli bir uyarı sistemi kurmak olabilir.
Bu modelde öncelikle olayın sıcaklık, nem, gece sıcaklığı, süresi, nüfus yapısı ve beklenen sağlık sonuçları değerlendirilir. Ardından sarı, turuncu veya kırmızı gibi risk seviyesi belirlenir.
İsimlendirme uygulanacaksa yalnızca en yüksek sağlık riski taşıyan, kurumlar arası müdahale gerektiren ve açık biçimde tanımlanmış eşikleri aşan olaylarla sınırlandırılabilir.
Her isim aynı zamanda bir eylem paketini temsil etmelidir. Örneğin isim verildiği anda;
Böylece isim, yalnızca medya başlığı değil, kurumsal alarm kodu hâline gelir.
Türkiye’nin sıfırdan başlaması gerekmiyor. AFAD’ın afet sınıflandırması ve MGM’nin renk kodlu MeteoUYARI altyapısı önemli bir başlangıç zemini oluşturuyor.
Türkiye’nin tamamı için tek sıcaklık sınırı kullanılmamalıdır. Antalya, Erzurum, Şanlıurfa, İstanbul ve Trabzon’un iklim koşulları, nem değerleri, yapılaşması ve nüfusun sıcaklığa uyumu birbirinden farklıdır.
Her il için sıcaklık, gece minimumu, nem, olayın süresi ve geçmiş sağlık verileri kullanılarak yerel eşikler hazırlanmalıdır.
MGM’nin tahminleri, Sağlık Bakanlığının hastane ve ölüm verileri, AFAD’ın koordinasyon kapasitesi ve belediyelerin yerel bilgileri ortak bir karar destek sisteminde birleştirilmelidir.
Sarı uyarı bilgilendirme, turuncu uyarı hazırlık, kırmızı uyarı ise zorunlu müdahale anlamına gelmelidir. Hangi seviyede hangi kurumun ne yapacağı önceden açıklanmalıdır.
Yalnız yaşayan yaşlılar, evsizler, kronik hastalar, bebekler, hamileler, açık havada çalışanlar, mevsimlik tarım işçileri ve serinleme imkânı bulunmayan haneler ilçe bazında tespit edilmelidir.
Olay sırasında yalnızca sıcak çarpması vakaları değil, toplam ölüm ve hastane başvurularındaki olağan dışı artışlar da takip edilmelidir. Böylece uyarı sisteminin gerçek etkisi ölçülebilir.
İsimlendirme ulusal ölçekte hemen uygulanmak yerine, yüksek riskli birkaç şehirde pilot olarak denenebilir. Halkın ismi hatırlayıp hatırlamadığı, tedbir alma davranışı ve resmî mesajlara güven üzerindeki etkisi bağımsız araştırmalarla ölçülmelidir.
Afet Öncesinde: Ortak isim, kurumların ve medyanın tek mesaj etrafında buluşmasını sağlayabilir. Hazırlık çağrılarının görünürlüğü artabilir.
Afet Sırasında: Vatandaşlar hangi uyarının hâlen yürürlükte olduğunu ve hangi tedbirlerin uygulanması gerektiğini daha kolay takip edebilir.
Afet Sonrasında: Can kayıpları, hastane başvuruları, elektrik kesintileri, tarımsal zararlar ve kamu müdahaleleri belirli bir olay adı altında değerlendirilebilir.
Ancak ismin bütçe, personel, mevzuat ve müdahale planıyla desteklenmemesi durumunda bu değişim yalnızca iletişim düzeyinde kalır.
Sıcak hava dalgaları, ciddi can kayıpları ve toplumsal kesintiler oluşturduğu ölçüde afet yönetimi kapsamında değerlendirilmelidir. Türkiye’de sıcak dalgasının klimatik afet olarak sınıflandırılması önemli olmakla birlikte, bu sınıflandırmanın sağlık, çalışma hayatı, enerji, su, tarım ve yerel yönetim uygulamalarına bağlanması gerekiyor.
Sıcak dalgalarına isim verilmesi tehdidi görünür kılabilir, medyada ortak dil oluşturabilir ve bazı koruyucu davranışları teşvik edebilir. Ancak mevcut bilimsel bulgular, ismin tek başına güçlü ve kalıcı bir davranış değişikliği sağlayacağını göstermiyor.
Bu nedenle en doğru yaklaşım şudur:
Önce etki temelli erken uyarı sistemi kurulmalı, kurumların görevleri belirlenmeli ve her uyarı seviyesi somut tedbirlere bağlanmalıdır. İsimlendirme ise yalnızca bu sistemin yardımcı iletişim aracı olarak kullanılmalıdır.
Başka bir ifadeyle, sıcak hava dalgalarında hayat kurtaracak temel unsur olayın adı değil; o isim duyulduğunda hangi kurumun, hangi mahallede, hangi vatandaş için ne yapacağının önceden belirlenmiş olmasıdır.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir