Türk Bilim İnsanlarından Büyük Keşif: Samanyolu’nun Yuttuğu...
Türk Bilim İnsanlarından Büyük...
10:17Ticaret Bakanlığı Dört Çocuk Ürününü Toplatıyor: Marka Ve Mo...
Ticaret Bakanlığı Dört Çocuk Ü...
10:12Adıyaman’da Orman Yangını: Alevlerin Yaklaştığı Köy Evleri T...
Adıyaman’da Orman Yangını: Ale...
10:06Muğla Seydikemer’de Orman Yangını: Alevler Ziraat Alanından...
Muğla Seydikemer’de Orman Yang...
İstanbul Üniversitesi araştırmacıları, Gaia ve SDSS-V verilerini makine öğrenmesiyle inceleyerek Samanyolu’nun geçmişte bünyesine kattığı dört cüce galaksi kalıntısı ile dağılmış bir yıldız kümesinin izlerini tespit etti.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 29.07.2026 - 15:15
Güncelleme: 29.07.2026 - 15:15
Türk bilim insanları, Samanyolu’nun milyarlarca yıllık oluşum geçmişine ışık tutabilecek önemli bir çalışmaya imza attı. İstanbul Üniversitesi araştırmacıları Furkan Akbaba ve Olcay Plevne, Avrupa Uzay Ajansının Gaia uzay teleskobu ile SDSS-V Samanyolu Haritalama Programı tarafından toplanan yıldız verilerini makine öğrenmesiyle inceleyerek galaksimizin iç halesinde daha önce tanımlanmamış beş yeni aday yıldız yapısı belirledi.
Araştırmacıların FO1, FO2, FO3, FO4 ve FO5 adlarını verdiği yapıların dördünün, Samanyolu’nun geçmişte çekim gücüyle parçalayıp bünyesine kattığı cüce galaksilerden kalan yıldız toplulukları olabileceği değerlendiriliyor. FO2 adı verilen yapının ise parçalanmış büyük bir küresel yıldız kümesinin kalıntısı olabileceğine ilişkin güçlü kimyasal işaretler bulundu.
Keşif, gökyüzünde dört yeni ve bütün hâlde galaksinin bulunduğu anlamına gelmiyor. Araştırmada tespit edilenler, milyarlarca yıl önce Samanyolu’yla birleşerek parçalanmış gök cisimlerinden geriye kalan ve bugün galaksimizin yıldızları arasına dağılmış fosil yıldız grupları olarak tanımlanıyor.
Samanyolu bugün tek ve büyük bir galaksi gibi görünse de oluşum süreci sakin biçimde gerçekleşmedi. Galaksimiz milyarlarca yıl boyunca çevresindeki daha küçük galaksileri ve yıldız kümelerini çekim gücüyle kendisine kattı.
Bu birleşmeler sırasında küçük galaksiler güçlü kütle çekimi nedeniyle parçalandı. İçlerindeki yıldızlar tamamen yok olmadı; Samanyolu’nun farklı bölgelerine dağılarak galaksinin yıldız nüfusuna karıştı.
Aradan milyarlarca yıl geçtiği için aynı kökenden gelen yıldızlar bugün gökyüzünde yan yana görünmeyebiliyor. Buna rağmen yıldızların kimyasal bileşimleri ve yörünge hareketleri, geçmişte aynı sistemin parçası olduklarını ortaya koyabilecek izler taşıyor.
Bilim insanları bu izleri inceleyerek Samanyolu’nun hangi galaksilerle birleştiğini, nasıl büyüdüğünü ve bugünkü yapısına hangi aşamalardan geçerek ulaştığını anlamaya çalışıyor. Bu araştırma alanı galaktik arkeoloji olarak adlandırılıyor.
Araştırmacılar, tespit ettikleri beş yeni aday yapıyı FO1’den FO5’e kadar adlandırdı. “FO” ifadesi, çalışmanın araştırmacıları Furkan Akbaba ile Olcay Plevne’nin isimlerinden geliyor.
Çalışmanın sonuçlarına göre:
İstatistiksel doğrulama çalışmaları FO1, FO3, FO4 ve FO5’in güçlü adaylar olduğunu gösterdi. FO2 ise daha temkinli değerlendirilmesine rağmen içerdiği yüksek azot oranı nedeniyle büyük bir yıldız kümesinin parçalanmış kalıntısı olabileceğine dair dikkat çekici bir işaret sundu.
“Samanyolu’nun yuttuğu galaksiler” ifadesi bilimsel süreci anlaşılır hâle getirmek için kullanılan bir anlatım. Gerçekte yaşanan olay, galaksilerin kütle çekimi etkisiyle birbirine yaklaşması ve küçük olan sistemin zamanla parçalanarak büyük galaksiye katılmasıdır.
Cüce galaksiler, Samanyolu’na göre çok daha az yıldız içeren küçük galaksi sistemleridir. Bu galaksiler Samanyolu’nun çekim alanına girdiklerinde yıldızları yörüngelerinden kopabilir ve geniş alanlara yayılabilir.
Yeni çalışmada bulunan yapıların yıldızları da artık ayrı bir galaksinin görünür biçimini oluşturmuyor. Kimyasal özellikleri ve hareketleri sayesinde geçmişte ortak bir gök cisminden geldikleri düşünülen yıldız grupları hâlinde bulunuyorlar.
Bu nedenle en doğru ifade, dört eski cüce galaksiden kalmış olabilecek yıldız yapılarının tespit edildiği şeklindedir. Araştırmacılar da yeni yapıları kesinleşmiş galaksiler değil, “aday alt yapılar” olarak tanımlıyor.
Araştırmada iki büyük gökyüzü araştırmasının verileri bir araya getirildi:
Gaia DR3 verileri: Avrupa Uzay Ajansının Gaia uzay gözlemevi, yaklaşık 1,5 milyar gök cisminin konumunu, uzaklığını ve gökyüzündeki hareketlerini son derece hassas biçimde ölçüyor.
SDSS-V verileri: Beşinci Sloan Dijital Gökyüzü Araştırması bünyesindeki Samanyolu Haritalama Programı, yıldızlardan gelen ışığı tayflarına ayırarak kimyasal bileşimleri ve Dünya’ya göre hareket hızları hakkında veri sağlıyor.
SDSS-V gözlemleri, ABD’nin New Mexico eyaletindeki Apache Point Gözlemevi ile Şili’de bulunan Las Campanas Gözlemevi’ndeki teleskoplarla gerçekleştirildi. Programın veri tabanında yaklaşık 1,4 milyon yıldızın fiziksel ve kimyasal özellikleri bulunuyor.
Araştırmacılar Gaia’nın hassas konum ve hareket ölçümleriyle SDSS-V’nin yıldız kimyası verilerini birleştirdi. Böylece yıldızların yalnızca gökyüzündeki yerleri değil, hangi yörüngelerde hareket ettikleri ve hangi elementlerden ne oranda içerdikleri de birlikte değerlendirildi.
Araştırma yaklaşık 1,4 milyon yıldız içeren geniş bir veri kataloğuyla başladı. Ancak bütün yıldızlar aynı ayrıntı düzeyinde incelenmeye uygun değildi.
Bilim insanları ölçüm kalitesi yüksek, uzaklık belirsizliği düşük ve kimyasal element değerleri güvenilir yıldızları seçti. Güneş’ten en fazla 5 kiloparsek, yani yaklaşık 16 bin 300 ışık yılı uzaklıktaki kırmızı dev yıldızlara odaklanıldı.
Kalite kontrolleri ve seçimlerin ardından 41 bin 928 yıldızdan oluşan ana örnek elde edildi. Kimyasal özelliklerin incelenmesi sonucunda bunlardan 2 bin 185’inin Samanyolu içinde doğmamış, sonradan galaksiye katılmış yıldız adayları olduğu belirlendi.
Araştırmanın geri kalanında bu 2 bin 185 yıldızın kimyasal ve yörüngesel özellikleri ayrıntılı biçimde karşılaştırıldı.
Samanyolu’nun iç bölgesinde farklı kökenlerden gelen yıldızlar zaman içinde birbirine karıştığı için yalnızca konumlarına bakılarak ayırt edilmeleri oldukça güç.
Araştırmacılar bu sorunu aşmak için denetimsiz makine öğrenmesi yöntemlerinden yararlandı. Denetimsiz öğrenmede sisteme önceden “Bu yıldız şu galaksiye aittir.” şeklinde etiket verilmez. Algoritma, veriler arasındaki benzerlikleri kendi kendine belirleyerek kümeler oluşturur.
Çalışmada yıldızların altı kimyasal ve altı hareket özelliğinden oluşan 12 boyutlu bir veri alanı kuruldu.
İncelenen kimyasal göstergeler arasında demir, magnezyum, alüminyum, manganez, nikel ve silisyum oranları yer aldı. Dinamik bölümde ise yıldızların toplam yörünge enerjisi, açısal momentumu, yörünge basıklığı ve Samanyolu diskinin ne kadar üzerine çıkabildiği gibi ölçüler kullanıldı.
Bu karmaşık veri alanını anlamlandırmak için PCA, K-Means, UMAP ve HDBSCAN gibi makine öğrenmesi ve kümeleme teknikleri birlikte uygulandı.
Yeni yapıların gerçekten anlamlı yıldız grupları mı, yoksa veri içinde tesadüfen oluşmuş kümeler mi olduğunu belirlemek için birden fazla doğrulama yöntemi kullanıldı.
Araştırmacılar önce algoritmanın daha önce bilinen galaktik yapıları bulup bulamayacağını test etti. Sistem, Gaia-Enceladus/Sausage, Helmi Akıntıları ve Sequoia gibi daha önce keşfedilmiş yıldız topluluklarını yeniden belirlemeyi başardı.
Toplamda daha önce literatürde bilinen yedi büyük yapıyla bağlantılı dokuz yıldız grubu geri kazanıldı. Bunun ardından bilinen yapılarla yeterli benzerlik göstermeyen beş yeni grup FO1–FO5 olarak sınıflandırıldı.
Yeni adaylar ayrıca rastgele örnekleme, küme bütünlüğü, geometrik ayrışma ve tekrarlı analiz testlerinden geçirildi. Bu kontroller dört yapının istatistiksel açıdan güçlü olduğunu, FO2’nin ise daha fazla gözlem gerektiren geçici bir aday olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösterdi.
FO2 yapısındaki yıldızlarda yüksek miktarda azot tespit edilmesi, bu grubun kökeni konusunda önemli bir ipucu sağladı.
Küresel yıldız kümelerinde aynı sistem içinde doğmuş farklı yıldız kuşakları bulunabiliyor. Bu yıldızların bazılarında azot gibi belirli elementlerin diğer yıldızlara göre daha yüksek olduğu biliniyor.
FO2’de ölçülen yüksek azot oranı, yapının küçük bir galaksiden ziyade Samanyolu’nun çekim gücüyle parçalanmış büyük bir küresel yıldız kümesinden kalmış olabileceğini düşündürüyor.
Ancak FO2’deki yıldız sayısı ve istatistiksel doğrulama düzeyi diğer dört adaydan daha sınırlı. Bu nedenle araştırmacılar FO2’yi kesin bir keşif yerine daha fazla veriyle doğrulanması gereken geçici aday olarak tanımlıyor.
FO5, daha önce keşfedilen ve Shiva adı verilen yıldız yapısıyla benzer yörünge bölgesinde bulunuyor. Yalnızca hareket bilgilerine bakıldığında iki yapının aynı kökenden geldiği düşünülebilir.
Ancak yıldızların kimyasal bileşimleri incelendiğinde FO5’in Shiva’dan belirgin biçimde ayrıldığı görüldü. Özellikle alüminyum oranındaki farklılıklar, benzer yörüngelerde hareket eden yıldızların aynı galaksiden gelmek zorunda olmadığını ortaya koydu.
Bu bulgu, galaktik arkeolojide yalnızca yıldız hareketlerini incelemenin yeterli olmayabileceğini gösteriyor. Yıldızların kimyasal yapısı, görünüşte birbirine benzeyen grupların farklı kökenlere sahip olduğunu ortaya çıkarabiliyor.
Yıldızlar doğdukları gaz bulutunun kimyasal bileşimini büyük ölçüde koruyor. Bu nedenle bir yıldızdaki demir, magnezyum, alüminyum ve diğer elementlerin oranı, yıldızın oluştuğu çevrenin kimyasal geçmişi hakkında bilgi veriyor.
Aynı küçük galakside doğmuş yıldızlar, zamanla uzayın farklı bölgelerine dağılsalar bile benzer kimyasal özellikler taşıyabiliyor.
Bu durum, yıldızların kimyasal bileşimlerinin bir tür kozmik parmak izi gibi kullanılmasını sağlıyor.
Yeni araştırmada da hareket özellikleri birbirine benzeyen yıldızların kimyasal yapıları karşılaştırıldı. Böylece aynı yörünge bölgesinde bulunan ancak farklı galaksilerden gelmiş olabilecek yıldız grupları birbirinden ayrılabildi.
Samanyolu’nun iç halesi, galaksinin en eski birleşme olaylarının izlerini taşıyan bir bölge olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu bölge, yıldızların milyarlarca yıl boyunca defalarca yörünge tamamlaması nedeniyle oldukça karmaşık. Aynı kökenden gelen yıldızlar geniş bir alana dağıldığı için eski galaksi kalıntılarının ayırt edilmesi zorlaşıyor.
FO1–FO5 yapılarının bulunması, Samanyolu’nun iç bölgelerinin henüz bütünüyle haritalanmadığını gösteriyor. Galaksimizin bilinen büyük birleşmelerin yanı sıra daha önce fark edilmemiş çok sayıda küçük galaksiyi veya yıldız kümesini bünyesine katmış olabileceği düşünülüyor.
Araştırmacılara göre yeni yapılar, Samanyolu’nun bugünkü büyüklüğüne ve kimyasal çeşitliliğine nasıl ulaştığının anlaşılmasına katkı sağlayabilir.
Çalışma, 22 Mayıs 2026 tarihinde arXiv bilimsel ön baskı platformunda yayımlandı. Bu durum araştırmanın bilim dünyasına açık biçimde sunulduğunu ancak henüz hakem değerlendirmesi tamamlanmış bir dergi makalesi olmadığını gösteriyor.
Araştırmacılar da FO1–FO5 yapılarını kesinleşmiş eski galaksiler yerine yeni aday alt yapılar olarak tanımlıyor.
Dört aday istatistiksel testlerde güçlü sonuçlar vermesine rağmen, yapıların kökenlerinin kesinleştirilmesi için:
gerekiyor.
Bu nedenle keşif önemli bir bilimsel sonuç olmakla birlikte, “Samanyolu’nda dört yeni galaksi bulundu” şeklinde yorumlanmamalı. Bulunan yapılar, Samanyolu’nun geçmişte parçaladığı dört cüce galaksiden kalmış olabilecek yıldız izleri olarak değerlendirilmelidir.
Çalışmanın araştırmacılarından Furkan Akbaba, İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde çalışmalarını sürdürüyor.
Olcay Plevne ise İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünde görev yapıyor.
Araştırma, Türkiye’deki bilim insanlarının uluslararası uzay görevlerinden ve geniş ölçekli gökyüzü araştırmalarından elde edilen açık verileri kullanarak ileri düzey bilimsel çalışmalar üretebildiğini gösteriyor.
Çalışmada Türkiye’den uzaya gönderilmiş ayrı bir teleskop kullanılmadı. Başarı, uluslararası gözlem verilerinin astronomi, veri bilimi ve makine öğrenmesi yöntemleriyle yeniden analiz edilmesine dayanıyor.
Gaia uzay gözlemevi, yıldızların gökyüzündeki konum ve hareketlerini daha önce mümkün olmayan bir hassasiyetle ölçerek Samanyolu araştırmalarında yeni bir dönem başlattı.
Ancak yeni çalışmanın başarısı yalnızca Gaia verilerine dayanmıyor. Gaia’nın yıldızların hareketlerini gösteren ölçümleri, SDSS-V’nin kimyasal bileşim verileriyle birleştirildi.
Gaia yıldızların nasıl hareket ettiğini, SDSS-V ise büyük ölçüde hangi kimyasal geçmişten geldiğini ortaya koydu. Makine öğrenmesi yöntemleri de milyonlarca ölçüm arasındaki gizli ilişkileri belirledi.
Bu üç bileşenin birlikte kullanılması, milyarlarca yıldır Samanyolu’nun içinde saklanan yıldız topluluklarının ayırt edilebilmesini sağladı.
Yeni araştırma, galaksimizin iç halesinde keşfedilmeyi bekleyen daha fazla yıldız yapısının bulunabileceğine işaret ediyor.
Gaia’nın gelecekte yayımlanacak veri sürümleri, SDSS-V’nin genişleyen yıldız ölçümleri ve yeni nesil teleskoplar sayesinde yıldızların hareketleri, yaşları ve kimyasal bileşimleri daha hassas biçimde belirlenebilecek.
Veri miktarı büyüdükçe geleneksel yöntemlerle gözden kaçan küçük yıldız gruplarının makine öğrenmesiyle ortaya çıkarılması mümkün olabilir.
FO1–FO5 adayları doğrulandığı takdirde Samanyolu’nun sanılandan daha karmaşık bir birleşme geçmişine sahip olduğu anlaşılabilir. Her yeni yapı, galaksimizin milyarlarca yıl önce hangi küçük gök sistemleriyle karşılaştığını gösteren kozmik bir fosil niteliği taşıyor.
Türk bilim insanları dört yeni galaksi mi buldu?
Hayır. Çalışmada bugün ayrı ve bütün hâlde bulunan dört galaksi keşfedilmedi. Samanyolu’nun geçmişte bünyesine kattığı dört cüce galaksiden kalmış olabilecek yıldız toplulukları tespit edildi.
FO1, FO2, FO3, FO4 ve FO5 nedir?
Bunlar İstanbul Üniversitesi araştırmacılarının belirlediği beş yeni aday yıldız yapısına verdiği adlardır. FO1, FO3, FO4 ve FO5’in eski cüce galaksi kalıntıları; FO2’nin ise parçalanmış büyük bir küresel yıldız kümesinin kalıntısı olabileceği değerlendiriliyor.
Keşifte yapay zekâ kullanıldı mı?
Araştırmada PCA, K-Means, UMAP ve HDBSCAN gibi makine öğrenmesi ve veri kümeleme yöntemleri kullanıldı. Algoritmalar yıldızların kimyasal ve yörüngesel benzerliklerini belirledi.
Kaç yıldız incelendi?
Çalışma yaklaşık 1,4 milyon yıldız içeren bir veri kataloğuyla başladı. Kalite ve seçim aşamalarından sonra 41 bin 928 yıldızlık ana örnek oluşturuldu; galaksi dışı kökenli olduğu değerlendirilen 2 bin 185 yıldız ayrıntılı biçimde incelendi.
Hangi uzay teleskobunun verileri kullanıldı?
Avrupa Uzay Ajansının Gaia uzay gözlemevinin üçüncü veri sürümü ile SDSS-V Samanyolu Haritalama Programının 19. veri sürümü kullanıldı.
Keşif bilimsel olarak kesinleşti mi?
Çalışma arXiv’de ön baskı olarak yayımlandı ve henüz tamamlanmış hakem değerlendirmesinden geçmiş değil. Dört yapı güçlü aday, FO2 ise daha fazla doğrulama gerektiren geçici aday olarak değerlendiriliyor.
Keşif neden önemli?
Yeni yıldız yapıları, Samanyolu’nun hangi küçük galaksiler ve yıldız kümeleriyle birleşerek büyüdüğünün anlaşılmasına yardımcı olabilir. Ayrıca galaksinin iç halesinde daha fazla gizli yapının bulunabileceğini gösteriyor.
Doğayı Dinle Haber Merkezi
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir