Aşırı Hava Afetleri: Süper Hücre, Hortum, Dev Dolu ve Ani Sa...
Aşırı Hava Afetleri: Süper Hüc...
01:30Batan Şehirler: Aşırı Yeraltı Suyu Çekimi ve Ağır Yapılaşma...
Batan Şehirler: Aşırı Yeraltı...
01:23Yılan, Akrep ve Bitki Zehirleri Laboratuvarda Nasıl İlaca Dö...
Yılan, Akrep ve Bitki Zehirler...
01:16Baraj Doluluğu Yetmez: Türkiye’de Su Krizinin Görünmeyen 3 N...
Baraj Doluluğu Yetmez: Türkiye...
Aşırı yeraltı suyu çekimi, ağır yapılaşma, yumuşak zeminler ve deniz seviyesi yükselmesi mega kentleri batma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Jakarta, Meksiko, Bangkok, Şanghay ve diğer riskli şehirleri inceledik.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 14.06.2026 - 01:30
Güncelleme: 14.06.2026 - 01:30
Dünyanın bazı büyük şehirleri yalnızca deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle değil, kendi altlarındaki zeminin çökmesi nedeniyle de batıyor. Bu süreç yavaş ilerlediği için çoğu zaman fark edilmiyor; ancak sonuçları çok ağır olabiliyor: çatlayan binalar, bozulan altyapı, su baskınları, kanalizasyon sorunları, tuzlu su girişimi, kıyı taşkınları ve yaşanamaz hale gelen mahalleler.
Bu sorunun bilimsel adı arazi çökmesi ya da zemin oturması. İngilizce literatürde land subsidence olarak geçiyor.
Arazi çökmesi doğal süreçlerle de oluşabilir; ancak mega kentlerdeki en büyük nedenlerden biri aşırı yeraltı suyu çekimi. Kentler büyüdükçe, nüfus arttıkça, sanayi genişledikçe ve betonlaşma hızlandıkça yeraltındaki su rezervleri hızla boşalıyor. Su çekildikçe kil, alüvyon ve yumuşak tortul tabakalar sıkışıyor. Zemin aşağı doğru oturuyor. Bu oturma çoğu zaman geri dönüşsüz oluyor.
UNESCO’nun Land Subsidence International Initiative programı, arazi çökmesini milyonlarca insanın yaşadığı özellikle kıyı ve yoğun kentleşmiş alanlarda sürdürülebilir kalkınmayı tehdit eden büyük bir sorun olarak tanımlıyor. Aynı program, arazi çökmesinin çoğu zaman yeraltı suyu kaynaklarının aşırı kullanımıyla ilişkili olduğunu ve küresel ölçekte milyarlarca dolarlık maliyet oluşturduğunu belirtiyor.
Kriz yalnızca zeminin çökmesiyle sınırlı değil. Deniz kıyısındaki şehirlerde bu çökme, deniz seviyesi yükselmesiyle birleşince risk katlanıyor. Yani deniz yukarı çıkarken şehir aşağı iniyor. Bu yüzden bazı kentlerde hissedilen göreli deniz seviyesi artışı, küresel ortalamanın çok üstüne çıkabiliyor. 2026’da Nature Communications’ta yayımlanan ve TUM tarafından duyurulan araştırmaya göre, yoğun nüfuslu kıyı bölgelerinde insanlar ortalama yaklaşık yılda 6 milimetre göreli deniz seviyesi yükselmesi deneyimliyor; bunun nedeni yalnızca okyanusların yükselmesi değil, karaların da çökmesi.
Batan şehir, zemin seviyesinin zamanla düşmesi nedeniyle sel, taşkın, deniz suyu baskını ve altyapı hasarı riski artan kenttir. Bu batma her zaman dramatik biçimde denizin altında kaybolma anlamına gelmez. Bazen yılda birkaç milimetre, bazen birkaç santimetre, bazı yerlerde ise çok daha hızlı olabilir.
Ancak sorun birikimli ilerler. Bir kent yılda 2 santimetre çöküyorsa, 50 yılda 1 metre kayıp yaşayabilir. Bu, kıyı şeridinde, nehir deltalarında ve alçak rakımlı mahallelerde büyük fark yaratır.
Batan şehirlerde en kritik mekanizma şudur:
Yeraltı suyu çekilir.
Zemin içindeki boşluklar basınç kaybeder.
Kil ve tortul tabakalar sıkışır.
Yüzey aşağı oturur.
Deniz seviyesi yükselmesi ve taşkın riski artar.
Bu süreç özellikle eski göl tabanları, deltalar, alüvyon ovaları, kıyı bataklıkları ve nehir ağızlarında daha tehlikelidir. Çünkü bu alanların zemini gevşek, suya doygun ve sıkışmaya açıktır.
En yaygın neden budur. Bir kent içme suyu, sanayi, tarım ve inşaat için yeraltı suyuna aşırı yüklenirse akifer basıncı düşer. Su çekilince zemin içindeki ince taneli tortullar sıkışır. Bu sıkışma çoğu zaman kalıcıdır.
UNESCO, insan kaynaklı arazi çökmesinin yaygın nedenlerinden birinin yeraltı suyu rezervuarlarından su pompalanması olduğunu ve zemin seviyesindeki düşüşün, yeraltı suyu yeniden beslense bile kalıcı olabileceğini vurguluyor.
Gökdelenler, otoyollar, köprüler, metro hatları, alışveriş merkezleri, limanlar ve yoğun yapılaşma zemin üzerinde büyük yük oluşturur. Özellikle yumuşak zeminlerde bu yük, sıkışmayı artırabilir.
Çin şehirleri üzerine 2024’te Science’ta yayımlanan ulusal ölçekli çalışma, kentsel çökmede yeraltı suyu çekimi ve bina ağırlığı gibi faktörlerin etkili olduğunu ortaya koydu. Çalışmaya göre analiz edilen Çin kentlerindeki kentsel alanların yaklaşık yüzde 45’i yılda 3 milimetreden, yüzde 16’sı ise yılda 10 milimetreden hızlı çöküyor.
Delta şehirleri zaten genç ve yumuşak tortullar üzerinde kurulur. Nehirlerin taşıdığı çamur, kum ve kil zamanla sıkışır. Bu doğal bir süreçtir. Ancak barajlar nehir sedimentini tuttuğunda, delta kendini yenileyemez. Üzerine yeraltı suyu çekimi ve kentleşme eklenince çökme hızlanır.
Yeraltından su dışında petrol, doğal gaz veya maden çıkarılması da boşluk ve basınç değişimine yol açabilir. Bu da zemin oturmasını artırabilir.
Deniz seviyesi yükselmesi tek başına zemin çökmesi değildir; ancak kıyı kentlerinde çökme ile birleştiğinde asıl tehlike oluşur. IPCC, alçak kıyı alanları, adalar ve kıyı toplulukları için deniz seviyesi yükselmesini uzun vadeli ve kalıcı risklerden biri olarak değerlendiriyor.
Jakarta, batan şehirler denince ilk akla gelen örneklerden biri. Kent, alçak rakımlı kıyı bölgeleri, yumuşak zeminleri, hızlı kentleşmesi, yetersiz temiz su altyapısı ve aşırı yeraltı suyu çekimi nedeniyle büyük risk altında.
Wageningen Üniversitesi’nin 2024 değerlendirmesine göre Jakarta’nın büyük bölümleri 1980’lerden bu yana 3-4 metre çöktü ve bazı alanlar hâlâ yılda 10 santimetreye kadar batmaya devam ediyor. Aynı kaynak, kentin yaklaşık yüzde 40’ının deniz seviyesinin altında olduğunu belirtiyor.
Jakarta’daki temel sorunlardan biri, kentteki birçok hane ve işletmenin temiz su şebekesine erişemediği için yeraltı suyuna bağımlı kalması. Bu da akiferleri boşaltıyor ve zemini sıkıştırıyor.
Neden kritik?
Jakarta’da risk yalnızca zemin çökmesi değil; deniz seviyesi yükselmesi, muson yağışları, nehir taşkınları ve kıyı seliyle birlikte büyüyor. Bu yüzden Endonezya’nın başkent işlevini Nusantara’ya taşıma kararı da bu çevresel ve kentsel baskılarla birlikte tartışılıyor.
Meksiko, dünyanın en dramatik zemin çökmesi örneklerinden biri. Kent, eski Texcoco Gölü havzası üzerine kuruldu. Bu zemin suya doygun, yumuşak ve sıkışmaya çok açık. Kent büyüdükçe içme suyu için yeraltı akiferlerine yüklenildi. Sonuç: zemin hızla çökmeye başladı.
2021’de Journal of Geophysical Research: Solid Earth’te yayımlanan çalışmaya göre Meksiko’da bazı bölgelerde çökme hızı yılda 50 santimetreye ulaşabiliyor ve bu çökmenin büyük bölümü geri dönüşsüz. Eos’un araştırma özeti de kentin neredeyse yılda 50 santimetre hızla battığını ve bunun kısa vadede durmayacağını vurguluyor.
Meksiko’nun çökmesi deniz seviyesiyle doğrudan ilişkili değil; çünkü kent kıyıda değil. Ama bu örnek, yeraltı suyu çekiminin tek başına bir mega kenti nasıl yapısal krize sürükleyebileceğini gösteriyor.
Neden kritik?
Meksiko’da zemin eşit çökmüyor. Bazı mahalleler hızlı, bazıları daha yavaş batıyor. Bu farklı oturma; metro hatları, kanalizasyon sistemi, tarihi yapılar, yollar ve binalar üzerinde ciddi gerilim yaratıyor.
Bangkok, Chao Phraya Deltası üzerinde yer alıyor. Yumuşak delta zeminleri, yeraltı suyu kullanımı, ağır yapılaşma ve deniz seviyesine yakınlık nedeniyle uzun yıllardır arazi çökmesiyle mücadele ediyor.
Bangkok örneği önemli; çünkü sorun tamamen çözülemese de yeraltı suyu çekiminin düzenlenmesiyle çökme hızının azaltılabileceğini gösteriyor. Çalışmalarda Bangkok’ta 1980’lerde bazı yerlerde yılda 12 santimetreye çıkan çökme hızlarının, yeraltı suyu kullanımının düzenlenmesinden sonra birçok alanda 1-2 santimetre/yıl düzeylerine düştüğü belirtiliyor.
Bangkok çevresindeki sanayi bölgelerinde ve dış kuşaklarda ise yeraltı suyu baskısının devam ettiği, bazı çökme çanaklarının kentin dışına kaydığına dair çalışmalar bulunuyor.
Neden kritik?
Bangkok, deniz seviyesine çok yakın bir delta kentidir. Bu nedenle birkaç santimetrelik zemin kaybı bile uzun vadede taşkın riskini büyütür.
Şanghay, Yangtze Deltası üzerinde kurulu dev bir kıyı metropolü. Kentte arazi çökmesi 20. yüzyıldan beri bilinen bir sorun. Aşırı yeraltı suyu çekimi, yumuşak delta zeminleri ve ağır kentleşme bu sürecin ana nedenleri arasında.
Şanghay’da 2006’dan itibaren yeraltı suyu çekimini sınırlama, yapay besleme ve mühendislik kaynaklı oturmayı kontrol etme hedefli kapsamlı bir çökme kontrol sistemi uygulandı. 2025 tarihli uzaktan algılama çalışması, bu sistemin etkilerini Sentinel-1 radar verileriyle inceleyerek kentte çökme kontrolüne yönelik önemli adımlar atıldığını gösteriyor.
Ancak Şanghay için tehlike bitmiş değil. 2026 tarihli bir çalışma, deniz seviyesi yükselmesi, arazi çökmesi ve fırtına kabarmasının birleşik etkisinin Şanghay’da kıyı taşkın riskini büyüttüğünü inceliyor.
Neden kritik?
Şanghay örneği, doğru su ve zemin yönetimiyle çökme hızının azaltılabileceğini; ancak kıyı kentlerinde deniz seviyesi yükselmesi ve fırtına riski devam ettiği için uzun vadeli uyum politikalarının şart olduğunu gösteriyor.
Çin’de sorun yalnızca Şanghay ile sınırlı değil. 2024’te Science’ta yayımlanan ulusal ölçekli çalışma, 82 büyük Çin kentinde çökme sorununu uydu radar verileriyle inceledi. Bulgulara göre analiz edilen kentsel alanların yüzde 45’i yılda 3 milimetreden, yüzde 16’sı yılda 10 milimetreden hızlı çöküyor. Bu durum, milyonlarca insanı etkiliyor.
Çalışmaya göre çökme riskinde jeolojik yapı, yeraltı suyu çekimi ve kent ağırlığı gibi faktörler öne çıkıyor. Ayrıca 2120’ye kadar Çin’in kıyı kentlerinde bazı alanların göreli olarak deniz seviyesinin altına düşme riski bulunduğu belirtiliyor.
Neden kritik?
Çin örneği, arazi çökmesinin tek tek şehirlerin sorunu olmaktan çıkıp ulusal ölçekte kent planlama, su yönetimi ve iklim uyum meselesine dönüştüğünü gösteriyor.
Ho Chi Minh City, Mekong Deltası’nın etkisi altındaki alçak ve yumuşak zeminlerde büyüyen bir mega kent. Kentte hızlı yapılaşma, yeraltı suyu kullanımı, delta zeminlerinin sıkışması ve deniz seviyesi yükselmesi taşkın riskini artırıyor.
2024’te yayımlanan 143 büyük kent veri tabanı çalışması, Ho Chi Minh City’nin yeraltı suyu çekimi kaynaklı çökme yaşayan kentler arasında olduğunu belirtiyor. Aynı çalışma, Guangzhou, Ho Chi Minh City ve Mumbai gibi kentlerde yeraltı suyu çekiminin çökme üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.
Neden kritik?
Mekong Deltası zaten iklim değişikliği, tuzlu su girişi, kıyı erozyonu ve sediment azalmasıyla baskı altında. Ho Chi Minh City’deki zemin çökmesi, bu riskleri şehir ölçeğinde daha da büyütüyor.
Manila Körfezi çevresi, alçak kıyı alanları, yoğun kentleşme, yeraltı suyu kullanımı ve taşkın riski nedeniyle kırılgan bir bölge. Bazı çalışmalarda Manila’nın da Asya’daki çökme yaşayan kıyı kentleri arasında değerlendirildiği görülüyor. Özellikle kıyı dolgu alanları, deltaik zeminler ve yeraltı suyu çekimi bu riski büyütüyor.
Neden kritik?
Manila’da çökme, tropikal siklonlar, yoğun yağış ve deniz kabarmasıyla birleştiğinde afet riskini artırıyor. Bu nedenle konu yalnızca jeoloji değil, afet yönetimi meselesidir.
Batan şehirler çoğu zaman Asya örnekleriyle gündeme geliyor; ancak sorun ABD’de de ciddi. 2025’te Nature Cities’te yayımlanan çalışma, ABD’nin en kalabalık 28 kentinde yüksek çözünürlüklü zemin hareketi haritaları üretti. Çalışmaya göre tüm kentlerde kentsel alanın en az yüzde 20’si çöküyor; 28 kent genelinde yaklaşık 34 milyon kişi bu durumdan etkileniyor ve ana nedenlerden biri yeraltı suyu çekimi.
New Orleans özelinde zemin çökmesi, alçak rakım, Mississippi Deltası’nın doğal sıkışması, kıyı sulak alan kaybı ve deniz seviyesi yükselmesiyle birleştiği için risk daha ağır hissediliyor.
Neden kritik?
ABD örneği, zengin altyapıya sahip ülkelerde bile zemin çökmesinin bina, yol, kanalizasyon, sel bariyeri ve kıyı savunma sistemleri için büyük tehdit olduğunu gösteriyor.
Bir kıyı kentinde risk yalnızca okyanusun ne kadar yükseldiğiyle ölçülmez. Asıl kritik gösterge göreli deniz seviyesi yükselmesidir.
Bu şu anlama gelir:
Deniz yükseliyor.
Kent zemini çöküyor.
İkisi birleşince su baskını riski daha hızlı artıyor.
Örneğin küresel deniz seviyesi yılda birkaç milimetre yükselirken, bir kent zemini yılda 10 milimetre çöküyorsa o kentin yaşadığı göreli risk çok daha büyüktür. TUM ve Tulane araştırmacılarının 2026’da yayımlanan çalışması da yoğun kıyı bölgelerinde insanların ortalama yaklaşık yılda 6 milimetrelik göreli deniz seviyesi yükselmesine maruz kaldığını ortaya koyuyor.
Bu nedenle kıyı kentleri için “deniz kaç santimetre yükseldi?” sorusu tek başına eksiktir. Doğru soru şudur:
Kent zemini aynı dönemde kaç santimetre çöktü?
Evet, özellikle yumuşak ve sıkışabilir zeminlerde ağır yapılaşma arazi çökmesine katkı verebilir. Ancak bu, her gökdelen tek başına kenti batırır anlamına gelmez. Sorun, büyük ölçekli kent yükünün zayıf zeminlerle ve yeraltı suyu çekimiyle birleşmesidir.
Yüksek binalar, yollar, viyadükler, metro sistemleri ve liman altyapısı zemine sürekli basınç uygular. Eğer zemin suya doygun, gevşek ve sıkışmaya açıksa oturma artabilir. Çin şehirleri üzerine yapılan 2024 çalışması, kent çökmesinde bina ağırlığı ve yeraltı suyu düşüşü gibi etkenlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koydu.
Burada kritik olan, yapılaşmanın jeolojik taşıma kapasitesine göre planlanmasıdır. Zemin etüdü, mikro-bölgeleme, yeraltı suyu takibi ve yapı yükü planlaması yapılmadan büyüyen şehirler uzun vadede kendi ağırlığı altında sorun üretir.
Bu dosyanın en önemli noktalarından biri şu: Arazi çökmesi çoğu zaman geri döndürülemez.
Yeraltı suyu çekildiğinde kil tabakaları sıkışır. Bu sıkışma sırasında tane aralarındaki boşluklar kapanır. Daha sonra akifer tekrar suyla beslense bile zemin eski hacmine tam olarak dönemeyebilir.
Meksiko çalışması bu durumu çok net gösteriyor. Araştırmaya göre kentin uzun dönemli çökmesi büyük ölçüde geri dönüşsüz ve yüksek hızlarda devam ediyor.
Bu nedenle en etkili çözüm, çökme başladıktan sonra “yükseltmek” değil, çökme başlamadan önce yeraltı suyu çekimini yönetmektir.
Zemin alçaldıkça deniz, nehir ve yağmur suyu kente daha kolay girer. Eski taşkın koruma sistemleri yetersiz kalır.
Kanalizasyon hatları eğimini kaybeder. Su boruları kırılır. Metro tünelleri, yollar ve köprüler farklı oturma nedeniyle hasar görebilir.
Zemin eşit çökmezse binalarda eğilme, çatlama ve temel hasarı oluşabilir.
Kıyı akiferlerinde tatlı su seviyesi düşünce deniz suyu içeri ilerleyebilir. Bu, içme suyu ve tarım için büyük risktir.
Sel bariyerleri yükseltilmek zorunda kalır. Pompalar, drenaj sistemleri, deniz duvarları ve altyapı yenilemeleri milyarlarca dolara mal olur.
En düşük gelirli mahalleler çoğu zaman en kırılgan bölgelerde yaşar. Batan şehirlerde ilk zarar görenler genellikle altyapısı zayıf, sigortasız, taşınma imkânı sınırlı kesimlerdir.
Çünkü üç büyük kriz aynı noktada birleşiyor:
İklim krizi denizi yükseltiyor.
Su krizi yeraltını boşaltıyor.
Kentleşme zemine ağır yük bindiriyor.
Bu üçü birlikte ilerlediğinde klasik şehir planlama anlayışı yetersiz kalıyor. Bir kentte yalnızca kıyıya duvar yapmak çözüm olmayabilir. Çünkü şehir duvarın arkasında da çökmeye devam edebilir.
Jakarta bunun en çarpıcı örneği. Wageningen Üniversitesi değerlendirmesi, çökmenin ana nedeninin yeraltı suyu çekimi olduğunu ve bu neden ortadan kaldırılmadan yalnızca deniz duvarı gibi mühendislik çözümlerinin yetersiz kalabileceğini vurguluyor.
Tamamen eski haline döndürmek çoğu zaman mümkün değildir. Ancak çökme hızı azaltılabilir, risk yönetilebilir ve kentler daha dayanıklı hale getirilebilir.
En temel çözüm budur. Kaçak kuyular kapatılmalı, sanayi ve büyük tüketiciler izlenmeli, çekim lisanslı ve ölçümlü olmalıdır.
İnsanlar şebeke suyuna erişemediği için kuyu açıyorsa yasak tek başına işe yaramaz. Önce güvenilir, uygun maliyetli ve yaygın temiz su altyapısı kurulmalıdır.
Yağmur suyu, arıtılmış su veya taşkın suları kontrollü biçimde yeraltına verilebilir. Şanghay’da yeraltı suyu çekiminin sınırlanması ve yapay besleme gibi uygulamalar çökme kontrolü için önemli örnekler arasındadır.
Her yerde yüksek yapı yapılmamalı. Zemin etütleri, mikro-bölgeleme ve uzun dönem oturma modelleri imar kararlarının merkezinde olmalıdır.
Barajlar ve nehir düzenlemeleri deltaların doğal beslenmesini azaltabilir. Delta kentlerinde sediment yönetimi, kıyı restorasyonu ve sulak alan koruma hayati önemdedir.
Mangrovlar, sazlıklar, bataklıklar ve deltalar doğal tampon alanlardır. Bunları doldurmak, kenti denize karşı savunmasız bırakır.
InSAR gibi uydu radar teknolojileri şehirlerin milimetre düzeyindeki zemin hareketlerini izleyebilir. Çin ve ABD çalışmalarında bu yöntem, büyük ölçekli risk haritaları üretmek için kullanıldı.
Deniz duvarları bazı bölgelerde gerekli olabilir; ancak zemin çökmesi devam ediyorsa duvarlar sürekli yükseltilmek zorunda kalır. Asıl çözüm su yönetimi, zemin yönetimi ve iklim uyumunu birlikte ele almaktır.
Türkiye’de de hızlı kentleşme, kıyı baskısı, alüvyon ovalarına yapılaşma, yeraltı suyu çekimi, kuraklık ve deniz seviyesi yükselmesi birlikte düşünülmeli. Her ne kadar Jakarta ya da Meksiko ölçüsünde gündeme gelmese de, Türkiye’de kıyı ovaları, delta alanları, eski göl tabanları, alüvyon zeminler ve yoğun yeraltı suyu kullanılan havzalar dikkatle izlenmeli.
Özellikle şu bölgeler planlama açısından hassastır:
Kıyı deltaları
Alüvyon ovaları
Eski göl tabanları
Sanayi ve tarımın yeraltı suyuna yüklendiği havzalar
Deniz seviyesine yakın kıyı kentleri
Yoğun dolgu ve kıyı yapılaşması olan alanlar
Türkiye için temel ders şudur: Kentleşme yalnızca parsel, bina ve yol hesabıyla yapılamaz. Yeraltı suyu, zemin davranışı, deniz seviyesi, taşkın riski ve iklim projeksiyonları imar kararlarının ayrılmaz parçası olmalıdır.
Bir kentin batma riski yalnızca gözle anlaşılmaz. Şu göstergeler birlikte izlenmelidir:
Bu göstergeler izlenmeden “şehir güvenli” demek yanıltıcı olur.
Batan şehirler, modern kentleşmenin en sessiz ama en tehlikeli krizlerinden biri. Çünkü bu kriz bir anda ortaya çıkmıyor. Kentler milimetre milimetre, santimetre santimetre çöküyor. İnsanlar çoğu zaman bunu ancak yollar çatladığında, binalar eğildiğinde, yağmur suyu tahliye olmadığında ya da deniz suyu mahallelere girdiğinde fark ediyor.
Jakarta, Meksiko, Bangkok, Şanghay, Ho Chi Minh City, Manila ve New Orleans aynı uyarıyı yapıyor:
Yeraltını boşaltan, zemini tanımayan ve kıyıyı sınırsız yapılaşma alanı sanan şehirler, gelecekte suyun altında kalma riskiyle karşılaşır.
Asıl tehlike yalnızca denizin yükselmesi değildir.
Tehlike, şehirlerin kendi altını boşaltarak denize doğru alçalmasıdır.
Bu yüzden geleceğin kent planlamasında en kritik cümle şu olmalı:
Bir şehri ayakta tutan şey yalnızca binaları değil, altındaki görünmeyen sudur.
Batan şehir ne demek?
Batan şehir, zemin seviyesinin arazi çökmesi nedeniyle zamanla düşmesi sonucu sel, taşkın, altyapı hasarı ve deniz suyu baskını riski artan kenttir.
Şehirler neden batar?
En önemli nedenler aşırı yeraltı suyu çekimi, yumuşak zeminlerin sıkışması, ağır yapılaşma, petrol-gaz çıkarımı, delta tortullarının doğal oturması ve deniz seviyesi yükselmesidir.
Yeraltı suyu çekimi şehri nasıl batırır?
Yeraltı suyu çekildiğinde zemin içindeki basınç azalır. Kil ve tortul tabakalar sıkışır. Bu sıkışma yüzeyin aşağı doğru oturmasına neden olur.
Arazi çökmesi geri döner mi?
Çoğu durumda tamamen geri dönmez. Özellikle kil tabakalarının sıkışması kalıcı olabilir. Meksiko örneğinde çökmenin büyük bölümünün geri dönüşsüz olduğu belirtiliyor.
Dünyanın en bilinen batan şehri hangisi?
Jakarta en bilinen örneklerden biridir. Kentin bazı bölümleri 1980’lerden bu yana 3-4 metre çökmüş, yaklaşık yüzde 40’ı deniz seviyesinin altında kalmıştır.
Ağır binalar şehirleri batırır mı?
Tek başına her bina değil; ancak yoğun ve ağır yapılaşma, yumuşak zemin ve yeraltı suyu çekimiyle birleştiğinde zemin oturmasını artırabilir.
Deniz seviyesi yükselmesi ile zemin çökmesi arasındaki fark nedir?
Deniz seviyesi yükselmesi suyun yukarı çıkmasıdır. Zemin çökmesi karanın aşağı inmesidir. İkisi birleşince kıyı kentlerinde göreli deniz seviyesi riski çok daha hızlı büyür.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir