Dünyanın En Büyük Arı Oteli Türkiye’de Kuruldu: Guinness Rek...
Dünyanın En Büyük Arı Oteli Tü...
19:31Keneyle Doğal Mücadele Başladı: Türkiye Genelinde 51 Bin Kek...
Keneyle Doğal Mücadele Başladı...
19:26Türkiye’de Yangın Alarmı: Balıkesir, Yalova, Kütahya Ve Çana...
Türkiye’de Yangın Alarmı: Balı...
19:15Muğla Seydikemer’de Orman Yangını: 202 Kişi Tahliye Edildi,...
Muğla Seydikemer’de Orman Yang...
Doğa, toplum ve insan...
Yeryüzünün en eski hikâyesi budur.
En çok konuştuğumuz, en az anladığımız üçlü de...
Eskiden insan doğayı anlamaya çalışırdı. Bugün doğa, insanı anlamaya çalışıyor.
Başarılı olduğu da söylenemez.
Çünkü insan, denizlerdeki katil balinalardan daha iştahlı çıktı. Onlar en azından avlanırken doyar. Biz ise toprağın gövdesini değil, yapraklarını, köklerini, hatta geleceğini bile tüketiyoruz.
Sonra da adına "kalkınma" diyoruz.
Doğa, toplum ve insan birbirinden bağımsız üç ada değildir. Aynı ağacın üç dalıdır.
Birindeki çürüme, eninde sonunda ötekine de yürür.
Bugün toprağa yaptığımız, yarın birbirimize yaptığımızın provasıdır.
İnsan doğaya nasıl davranıyorsa, aslında insana da öyle davranıyordur.
Betonun arasından çıkan küçücük bir ot bile bunu anlatır. O ot yalnızca toprağın direnişi değildir. İnsanın doğadan ne kadar uzaklaştığının da sessiz ilanıdır.
Biz çevreyi kirletmeden önce vicdanı kirletiyoruz. Ormanları kesmeden önce merhameti kesiyoruz. Toprak çölleşmeden önce insan çölleşiyor.
Sonra kalkıp bunun adına büyüme diyoruz.
Sözleşmeler hazırlanıyor. Projeler açıklanıyor. Rant, yatırım diye alkışlanıyor. Geleceğin toprağı bugünün bilançosuna ekleniyor.
Dağda bir orman köylüsü ağaca sarılıyor. Kentte takım elbiseli biri o ağacın ekonomik değerini hesaplıyor. Sonra da ağacı koruyan insan, neredeyse suçlu ilan ediliyor.
İşte tam burada gözüm pencerenin önündeki kargaya takılıyor. Sessizce beni izliyor. Galiba gülüyor.
Haklı. Biz hâlâ her şeyi üç yılda düzelteceğimizi sanıyoruz.
O ise yüzyıllardır aynı hikâyeyi dinliyor. Her kuşak kendi sloganını buluyor. Her kuşak kendini dünyanın ilk kurtarıcısı olduğunu sanıyor.
Her kuşak, kendinden öncekilerin hatalarını tekrarlarken tarihe yeni bir isim verdiğini zannediyor. Karga ise aynı dalda bekliyor.
Sanki;
"Bitirdiniz mi?" der gibi.
Biz tarih okumuyoruz. Tarihi yaşadığımızı sanıyoruz. Oysa tarih bizi çoktan okumayı bırakmış olabilir. Belki de bu yüzden kargalar insandan daha sessizdir.
Çünkü çok şey görmüş olanlar, en az konuşanlardır.
Ben bazen toplumun onarılabileceğine inanmak istiyorum. Doğanın yaptığı gibi...
Toprak, üzerine dökülen betonu bile yıllar sonra küçücük bir çatlak bulup yeşertebiliyor. İnsan da bunu başarabilir diyorum.
Tam o sırada bahçedeki ceviz ağacına konan karga başını eğiyor. Yine o alaycı bakış...
Sanki;
"Dört asırdır bunu söylüyorsunuz." der gibi.
Belki gerçekten haklı… Belki de umut, insanın en büyük yanılgısıdır. Ama vazgeçemediği de odur.
Karga bize gülebilir. Doğa bizi affetmeyebilir. Tarih bizi unutabilir. Yine de insanın bozduğu yeri onarmaya çalışması, başarısından çok niyetiyle değer taşır.
Çünkü insanı insan yapan, kusursuz olması değil; bütün kusurlarına rağmen hâlâ tamir etmeye çalışmasıdır.
Karga bunu biliyor mu? Bilmiyorum.
Ama bazen bana öyle geliyor ki... En çok o biliyor.
Burhan Buruk - Yazar
26.07.2026 - 22:06
06.07.2026 - 02:06
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir