Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
ÖNCELİKLİ DERDİMİZ: İNSAN YETİŞTİRMEK
ÖNCELİKLİ DERDİMİZ: İNSAN YETİŞTİRMEK

Bir toplumun geleceği, sahip olduğu doğal kaynaklardan daha çok yetiştirdiği insanlar sayesinde şekillenir. Madenler tükenebilir, ekonomik dengeler değişebilir, teknolojiler eskiyebilir ancak iyi yetişmiş insan; her dönemde yeni imkânlar üretebilen en değerli sermayedir. Bu nedenle kalkınma denildiğinde yalnızca yolları, binaları, fabrikaları veya ekonomik göstergeleri düşünmek eksik bir bakış açısıdır.

Asıl mesele, insanın zihinsel, ahlaki ve sosyal kapasitesini geliştirebilmektir. Türkiye’nin bugün karşı karşıya bulunduğu birçok sorunun temelinde kaynak eksikliğinden ziyade insan potansiyelinin yeterince işlenememesi yatmaktadır. Bu nedenle sivil toplum kuruluşlarının en büyük ve en öncelikli görevi yardım dağıtmak değil, insan yetiştirmektir.

Elbette yardım faaliyetleri toplum hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Aç olanın doyurulması, ihtiyaç sahibinin desteklenmesi, öğrencilerin bursla buluşturulması veya afetzedenin yaralarının sarılması son derece kıymetli çalışmalardır. Ancak yardım, çoğu zaman mevcut bir sorunu geçici bir süre hafifletir; oysa eğitim ve insan yetiştirme, sorunun tekrar ortaya çıkmasını önleyebilir; insana ömürlük çözümler ve çareler sunar.

Bir kişiye bir gün yetecek kadar destek vermek değerlidir fakat bunun yerine ona hayatı boyunca kullanabileceği bilgi, beceri ve özgüven kazandırmak çok daha büyük bir yatırımdır. Üstelik insanı güçlendiren her çalışma, insana yapılan her yatırım, aynı zamanda toplumu da güçlendirir.

Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine bakıldığında, başarılarının arkasında yalnızca ekonomik yönden güçlü olmaları değil, nitelikli ve özgüvenli insan yetiştirmeye dair güçlü sistemlerinin varlığı da görülmektedir. Bu gelişmiş ülkelerdeki eğitim kurumları, kültür merkezleri, gönüllülük organizasyonları ve sivil toplum yapıları bireylerin liderlik, sorumluluk alma, birlikte çalışma ve toplumsal duyarlılık becerilerini geliştirmektedir.

Oysa bizim toplumumuzda çoğu zaman yardım etmenin, insan yetiştirmenin önüne geçtiği görülmektedir. Halbuki insanda ve insan hayatında kalıcı değişim, insanın kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlayan süreçlerle mümkündür. Sivil toplum kuruluşları tam da bu noktada yapacakları çalışmalar, geliştirecekleri projelerle “insanın gelişimine/dönüşümüne” katkı verebilir.

Sivil toplumun geleceği, yapılandırılmış süreçlerle insana, insanımıza dair istenen bu dönüşümü başarabilmesine bağlıdır.

Aslında tarihimiz “insanı geliştirme ve vasıflı kılma noktasında” önemli örneklerle doludur. Osmanlı vakıf geleneği yalnızca ihtiyaç sahiplerine yardım eden bir sistem değildi. Bu sistem aynı zamanda öğrenci yetiştiren, sanatkâr destekleyen, bilim insanlarını koruyan ve topluma rehberlik edecek şahsiyetlerin ortaya çıkmasına katkı sunan bir medeniyet modeliydi.

Ahilik teşkilatları da yalnızca ekonomik faaliyet yürütmüyor; toplumu oluşturan insanlara meslek ahlâkı, dürüstlük ve toplumsal sorumluluk bilinci kazandırıyordu. Bu kurumların başarısının sırrı, insanı merkeze almalarında yatıyordu. Çünkü tüm bu organizasyonlar (yani vakıflar ve ahi birlikleri) bir sorunu çözmekten daha çok, sorunu çözebilecek insan yetiştirmeyi hedefliyorlardı.

Günümüzde ise sivil toplum kuruluşlarının -işini ve ilan ettiği misyonu ve vizyonunu ciddiye alan- önemli bir kısmı proje merkezli çalışmaktadır. Projeler elbette gereklidir ancak bazen projelerin süreleri insanların hayatlarından daha kısa olmaktadır. Oysa insan yetiştirmek uzun soluklu bir iştir.

Bir çocuğun özgüven kazanması, bir gencin liderlik becerileri geliştirmesi, bir kadının ekonomik ve sosyal olarak güçlenmesi yıllar alan süreçlerdir. Bu nedenle STK’ların kısa vadeli faaliyetlerle (kısa vadeli, bir süreliğine ses getiren projelerle) birlikte uzun vadeli insan geliştirme programları (akademik çalışmalar, kurslar, sertifika programları vb.) oluşturması gerekmektedir.

Geleceğin başarılı kurumları (sivil toplum kuruluşları), yaptıkları etkinlik sayısıyla değil (ve/veya ziyaret ettikleri yerlerin; fotoğraf çektirdikleri insanların sayısı ile değil) yetiştirdikleri, topluma kazandırdıkları nitelikli insan sayısıyla anılacaktır.

Özellikle genç nüfusun yoğun olduğu Türkiye gibi ülkelerde, anlatmaya çalıştığım bu konu daha da önem kazanmaktadır. Gençler yalnızca iş arayan bireyler değil; aynı zamanda fikir üreten, çözüm geliştiren ve toplumu dönüştürebilecek potansiyele sahip insanlardır; insanlar olmalıdır. Ancak bu potansiyelin açığa çıkması için doğru rehberliğe ihtiyaçları vardır.

Sivil toplum kuruluşları gençlere yalnızca burs veren kurumlar olmaktan çıkıp onlara mentorluk yapan, liderlik eğitimi veren, sosyal sorumluluk bilinci kazandıran; onların girişimcilik ruhunu destekleyen yapılar hâline gelmelidir. Çünkü bir gencin hayatında yapılan küçük ama doğru bir dokunuş, gelecekte binlerce insanı etkileyebilecek sonuçlar doğurur.

Aynı durum kadınlar için de geçerlidir. Toplumun eğitim, kültür ve değer aktarımında en güçlü aktörlerinden biri olan kadınların desteklenmesi, aslında sadece bir insanın değil, bir neslin güçlendirilmesi anlamına gelir. Kadınların bilgi, beceri ve liderlik kapasitesini artırmaya yönelik çalışmalar ekonomik kalkınmanın yanında sosyal dayanışmaya ve toplumsal huzura da katkı sağlar.

Bu yüzdendir ki insan yetiştirme odaklı sivil toplum anlayışı, kadınların ve gençlerin potansiyelini açığa çıkaran bir yaklaşımı merkeze almak zorundadır.

Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyduğu sadece daha fazla yardım dağıtan kurumlar (sivil toplum kuruluşları) değil, daha fazla insan yetiştiren kurumlardır. Çünkü yardım, ihtiyaç anında uzanan bir elin yaraya devası iken; insan yetiştirmek ise insanın/ insanlığın tüm geleceğine yön verir.

Bir toplumun gerçek kalkınması, bireylerinin karakter, bilgi, beceri ve sorumluluk bakımından güçlenmesiyle mümkündür. Sivil toplum kuruluşları da bu dönüşümün öncüleri olmalıdırlar. Eğer öncü, misyonu ve vizyonu etkili, gönüllülük esası kadar kurumsallığa da önem veren sivil toplum kuruluşları; insanı merkeze alan, potansiyeli ortaya çıkaran ve bireyleri toplumsal faydanın aktif öznesi hâline getiren bir anlayış geliştirilebilirlerse Türkiye, yalnızca sorunlarını çözmekle kalmayacak, aynı zamanda daha güçlü, daha üretken ve daha umutlu bir geleceği akıl, gönül ve el birliği ile inşa edecektir.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !