Kedilerin Değişen Doğası Tartışılıyor: “Mama Kültürü Ekoloji...
Kedilerin Değişen Doğası Tartı...
15:15Tokat’ta Başkan Yazıcıoğlu Yeşilırmak’ta Çevre Temizliği Yap...
Tokat’ta Başkan Yazıcıoğlu Yeş...
15:06Şehir Hastaneleri Tartışması Yeniden Gündemde: Gazeteci Mura...
Şehir Hastaneleri Tartışması Y...
14:24Tarım ve Orman Bakanlığı 92 Personel Alımı Yapacak: DKMP Baş...
Tarım ve Orman Bakanlığı 92 Pe...
Herkesin hayatı kendine.
Bugünden bakınca galiba şanslı çocuklardık.
İran sınırına yakın köyümüzde;
Evlerimizin "balıkçı barınağı" hükmünde olduğu o demlerde,
iaşe ve ikame dışındaki zamanımızı hayallerimizin dümen suyunda, enginlere yelken açan açık deniz maceracılarından farksız yaşardık.
Mevsimleri ve hava durumunu "rapor"dan değil;
bizzat evin dışındaki yaşam döngüsünden anlardık.
Pardon.
Anlamazdık.
Bizzat yaşardık.
Bugünden bakınca anlıyor ve hayıflanıyorum.
Yanlış anlamayın.
Nostaljik bir romantizm değil bu.
İnsanın topraktan kopuşunun şu anki dünyasından;
flaşbek yapan zihnimin, bir kaleidoskoptan distopik bir karadeliğe evrilmesinin hüznü demek daha doğru.
Topraktan koparılıp nihayetinde "bağrına" döneceğimiz bu kısacık yaşam serüveninin bir yerinde;
içinde ya da dışında!
İnanırsınız, inanmazsınız.
Cehennemi bizzat deneyimleyen bir dünyaya karşılık bir "cennet" olmalı değil mi?
Hürmüz ile Ehrimen.
...
Gitmesek de gelmesek de bizim olan,
sılamız olan o köyde,
rüzgârın notalara döktüğü, başakların ipeksi yeşil valsi yanı sıra;
tohumlanmamış toprağın bağrından göğe ağan alanlarda;
eflatun, sarı ve beyaz renklerin halı gibi yayıldığı;
ufkun ondüle dağlarla çevrili;
gözün alabildiği ova...
Havası, suyu, börtü böceği ile,
uçanı kaçanı ile
"çok şükür yaşıyoruz"
dedirtir.
Ta içinizden gelen bir tatmin hissi ile.
...
Tırnağın bizzat büyüdüğü fark edilmez ya.
Bakmışsınız ki o yemyeşil havlı zemin, kavurucu yaz güneşi altında altın sarısına bürünmüş.
...
Telvin.
Gözünüz kamaşır.
"Yaz" gelmiştir.
...
Ufukta artık biçerdöverler fark edildiğinde yazın tam göbeğindesinizdir.
Buğday tarlaları biçilirken,
tahıl tankı dolar.
Boşaltma helezonundan altın sarısı buğdayın;
römorka şelalevari akışıyla zeminde oluşturduğu kumul, sürreal bir tablo gibidir.
Van Gogh tablosuna ilham veren bir ânın içindesinizdir.
...
"Emeğin"
"ekmek"
ile dansının bu destansı gösterisi sonrasında, güneşin alnında kırış kırış kavruk yüzler ve enseler;
sonuna kadar hak edilmiş mütevazı kumanyayı alın terini silerek hazmederken;
"helal lokma" çiğnenirken;
kana kana içilen ayran ve ardından tezek ateşinde demlenen yorgunluk çayı eşliğinde muhabbetin en koyusu...
İnadına...
Şeytanın azapta olduğu ânların keyfi!
...
Sahne,
"çok şükür" tevekkülü ile sonlandığında;
zaman katarı "sonbahar"a doğru aheste aheste yol almaya başlamış demektir.
...
Toprağın yeni bir gösteri için hazırlanması sürecinde kazılıp ekilmesi ile;
"hasat"tan "hazan"a geçildi demektir.
Tohumla gebe bırakılan toprağın artık beyaz örtüsü altında dinlenme vakti gelmiştir.
...
"Kış" bastırıverir ansızın.
Çocuk dünyamızın tamamını işgal eden yer kabuğu karla kaplandığında;
yansıyan gündüz güneşi göz alırken, bize tevarüs eden alışkanlıklarla oyun sahamıza uygun performanslar devreye girer.
Kartopu en harcıâlem olanıdır.
Kendine özgü tasarımlarla kızaklar arz-ı endam eder!
Bir çeşit statü göstergesidir.
Yetenek ve imkânlar ölçüsünde...
...
Buz sarkıtlar billur kornetler demekti.
Dondurmayı asıl keşfedenlerin bizler olduğunu düşünürüm hep.
Çubuk krakerini parmak arası sigara gibi gıdım gıdım "krak"larken, nefesimizin oluşturduğu dumansı buğu ile;
delikanlılığa adım atmanın antrenmanı hükmünde kendimizi kandırırdık.
Kurumlu hâlimiz görülmeye değerdi.
Daha neler neler...
...
Karların erimesiyle yolunu bulan suyun şırıltısı;
çim yeşilinin görünüp kuzuların melemeleri ve buzağıların acemi böğürtüleri eşliğinde;
büyükbaş, küçükbaşların dans ede ede yayılmaya başlamadan dere başına doğru oluşturduğu şenlik başladığında.
Hazır değil;
çıtaları, hamuru, gazete kâğıdından gövdesi, kuyruğu, urganı ile öz tasarım uçurtmalar...
O hiç bir yere gitmeyen gökyüzü maviliğinde nazlı nazlı salınıp, yükseğe, daha yükseğe çıkmaya başladığında;
el yapımı, kalın ip ucundaki topaçlar...
Becerikli ellerin hüneri ile başı dönüp düştüğünde...
Artık "bahar" gelmiş demektir.
...
Başımızda kavak yelleri eserdi.
Günahların yazılmadığı, hormonların da başıboş kanı kaynattığı ergenlik öncesi çağlarda;
ipini koparmış hazların peşinde nice çılgınlıklarımızın ve kösnül duygularımızın da zinciri boşalırdı.
...
Diyebilirim ki son "ebemkuşağı" bizdik.
Kırkikindi yağmurları arasında bir uçtan diğer uca gökkuşağını gören ve altından geçebilenin erkekse kız, kız ise erkek olacağına inanan son nesil...
...
Yakın zamanlara kadar kuşak çatışmalarını konuştuk durduk.
Bu da en az bir nesli kapsıyordu.
Dede, baba, oğul...
Şimdi ise içinde bulunduğumuz bu "dijital çağ"da;
kardeşler arasında bile ciddi kuşak farkları ve çatışmaları sıradanlaştı.
...
Geçenlerde nöroloji ihtisasını bitirmek üzere olan genç meslektaşım, kendi sağlığıyla ilgili yanımdaydı.
Meraklı, sevdiğim biri.
Çekimini beklerken dikkati telefonda.
Hummalı, iki eliyle uğraşıyor.
— Furkan, taze ergenler gibisin. Ne o hâlin?
— Hocam, kardeşim haberdar etti. Instagram hesabım hack’lendi. Bot hesap olarak başka bir gruba eklenmiş. Sabahtan beri onunla uğraşıyorum.
— Bot hesap da ne?
— Sahte hesap. Takipçi sayısını artırmak, sahte etkileşim (beğeni/yorum) yaratmak...
Konu açılmışken yeni trend "kuşak" meselesini açtım.
Mesela,
kendi otuzlu yaşların başında "Y" kuşağıymış. Küçüğü "Z" kuşağı. Yeni kuşak da "Alfa" imiş.
Alfa,
telefonu dışında hiçbir şeye gereksinim duymayan kuşak.
Bir de bu bağlamda geçen yepyeni bir kavramla karşılaştım.
"Bed rotting",
yani
uzun süre yatakta kalıp gündelik hayattan çekilme hâli.
Türkçe anlamı "yatak çürümesi" demekmiş.
Kişi hasta olmadığı hâlde saatlerce yatakta kalıyor; telefonda geziniyor, video izliyor, uyukluyor.
Günlük yükümlülüklerden uzaklaşıyor.
Bir açıdan bakıldığında;
ebeveynlerin çocukları ve gençleri "yarış atı" ya da "proje" olarak tasarlayıp sürekli üretken, başarılı ve ulaşılabilir olmalarını beklemeleri karşısında bir geri çekilme refleksi aslında.
Ancak bu durumda kazananın olmadığı bir kısır döngü oluşma ihtimali çok yüksek.
Hafazanallah.
...
"Çevrimiçi" bir hayatta tüketici ve pasif olup yatakta çürümektense;
çocukluğumda ucundan da olsa yakalayabildiğim;
bizzat kahramanı kendimizin olduğu;
yokluk, yoksunluğun ve imkânsızlıkların hâkim olduğu;
başkasının hayallerinin tüketici nesnesi olmaktansa kendi düşlerimizin öznesi;
"çevrimdışı" bir dünyayı yeniden keşfetmemiz lazım.
...
Sadece belli bir yaş grubunun değil.
Tüm bir insanlığın cinnet hâli.
...
Kanaatkârlık kayıp hazinemiz.
Bize üflenenin "kutsal" bir ruh olduğunu artık ne zaman hatırlayacağız...!
Zeyl
Yukarıdaki yazıyı henüz tamamlamıştım ki;
maalesef ardışık günlerde gerçekleştirilen, hiçbir analizin yürekleri dağlayamadığı meş’um olayların Kahramanmaraş failinin;
kalem tutması, arkadaşlarıyla şakalaşması ya da sportif faaliyet içerisinde muhabbet ve şenlik hâlinde olması gereken elleri, kolları ve cüssesiyle;
soğukkanlı, değil insana, bir canlıya karşı kullanmanın büyük bir cüret gerektirdiği eylemden bir gün önceki mesajı,
sözün bittiği yerden çarpan tüm yüreklere bir kurşun gibi sapladı gitti:
"Çok tükendim ve yarın tüm dünyaya ne kadar tükendiğimi göstereceğim"
21.05.2026 - 22:31
10.05.2026 - 23:14
10.04.2026 - 22:00
05.04.2026 - 15:29
25.03.2026 - 20:09
17.03.2026 - 12:54
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir