Festivalden Kente: Kültür Yolu Rotaları Otel, Esnaf ve Gastr...
Festivalden Kente: Kültür Yolu...
02:05Nadir Elementler Çağı Başladı: Dünya Yeni Maden Tekeline mi...
Nadir Elementler Çağı Başladı:...
01:53En Zehirli 10 Hayvan: Küçük Canlılar Nasıl Bu Kadar Ölümcül...
En Zehirli 10 Hayvan: Küçük Ca...
01:41Aşırı Turizm Kültürel Mirası Tehdit Ediyor: Venedik’ten Mach...
Aşırı Turizm Kültürel Mirası T...
Turgut Uyar'ın bir şiir kitabının adı
Beton, asfalt kaldırım.
Yer yer tarhlarına dikilmiş ağaççıklar.
Anayol üzerindeki suni yeşillikler.
Bu kadim şehirde tabiatı hatırlatan ruhsuz çelenkler gibi.
Kala kala tabiat ananın bize kendini hatırlattığı canlar, bizlerin yaftalaması ile “sokak hayvanları”.
Evlere, apartmanlara, şimdilerde de gökdelenlere sıkışmış hayatların, mümkünse insanın insana temasını minimize eden Babil kulelerinde,
milyonlarca yalnızlığa mahkum insancıklar.
Sanki her birimiz diğerimize karşı “en mutlu, en donanımlı, en ve en...” bizmişiz gibi; dışı yeşil, içi kırmızı, heyulalar gibi, afur tafur yürüyen, burnundan kıl aldırmazlar güruhu.
Karınca katarı gibi bir o yana, bir bu yana.
Tıklım tıkış yalnızlıklarımız içerisinde, Kasım ayının bir pastırma gününde.
Baran,
apartmana girer, asansöre bineceği sırada bina girişinin bodruma inen merdiven sahanlığında minik bir karaltı mı saraltı mı desem.
Gözleri kapalı, embriyo kılıklı, göbek bağı üzerinde sevimli bir uzaylı.
Aman Allah’ım, bu da ne!
Gözleri kapalı, koklanarak aranmaktadır.
Can’dır.
Düşüvermiştir hayat denen bir çilehâneye.
Ele avuca sığmaz bile.
Baran,
“baba” der, “şuna bak.”
Ne yapacaklarını bilemeden.
Yüreklerine şefkat koru düşmüştür baba oğulun.
Şükür ki, insan insanı boğazlarken bazı yürekler merhametle yoğuşmaya devam eder hâlâ.
Ne yapacaklarını bilemez haldedirler.
Ufacıktır.
Sadece anne memesi ya da profesyonel destek dışında bir seçenek akla gelmez.
“Baran,” der Bektaşimeşrep baba,
“bir mukavva kutusuna koyalım. Annesi bulur onu belki sabaha kadar.”
Çaresiz anlaşırlar.
Boylu poslu, hiç kimseye minneti olmayan, taşı sıksa suyunu çıkaracak delikanlı, sabahı sabah eder; pırpır eder bir yürekle iner.
Pürtelaş!
Gözleri dolmuş ve titrek bir sesle:
“Baba, ölmek üzere..!”
Arayış onları bir süt anneye ulaştırır.
Günlerdir annelerini sömüren, semiren yavrularının yanında avuç içini zor doldurur.
Tabiat ana, bakan değil de gören gözlere ibretlik bir ders daha verir.
Süt kardeşleri ve annesi ile mutlu mesuttur “Saraltı” artık.
Muhabbet sofrasında gözleri parlayarak bir solukta anlatıvermeye başladı Bektaşimeşrep dostum:
İyi ki dinlemişim.
13.06.2026 - 15:36
26.05.2026 - 20:32
21.05.2026 - 22:31
10.05.2026 - 23:14
17.04.2026 - 22:01
10.04.2026 - 22:00
05.04.2026 - 15:29
17.03.2026 - 12:54
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir