Nemrut Krater Gölü Rehberi: Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Y...
Nemrut Krater Gölü Rehberi: Öl...
13:51Sıfır Atık Festivali’nde Enerji Verimliliği Öne Çıktı: Türki...
Sıfır Atık Festivali’nde Enerj...
13:43Dünya Çevre Günü’nde Net Mesaj: Türkiye 2053 Hedefine Kararl...
Dünya Çevre Günü’nde Net Mesaj...
13:39Küçük Besicilere Gelir Garantisi: 108 Bin Baş Hayvan Dağıtıl...
Küçük Besicilere Gelir Garanti...
Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.
F. Ferruhzad
Sonsuz anlar yaşanmaya devam eder. Senin o anlarda ne ölçüde "insan" kalabildiğin önemlidir.
.........
Öğlen araları.
Bu aralar;
Sağlı sollu masa ve sandalyelerin dizili olduğu pasaja takılıyorum.
Kafe değil. Kahve hiç değil.
Çelebi Pasaj Çaycısı'nın hasbelkader hizmet verdiği anonim bir alan.
Yazın serince. Kışın da rüzgârdan, soğuktan, fırtınadan, borandan koruyor.
Yoldan geçenler, pasaja girip çıkanların nispeten şenlendirdiği bir mekân.
.....
Çelebi Çaycı ile her zamanki hoşbeşten sonra:
-Hocam, sizin branş neydi?
-Röntgen Eyüp Baba. Hayırdır?
Üçüncü bir kişiye hitaben:
-Hocamın branşı seninle ilgili değil.
-Hayırdır? Problem ne? Belki katkım olur.
.......
Gençten, buğday tenli, biçimli, kısa sakallı, temiz yüzlü biri.
Buyur ettim.
-Hocam, bizde kalp problemleri aileden geliyor. Amcam, babam, dayım...
Baypas olanlar hayli.
Kendi de tedirgin.
Çarpıntıları olunca acile gitmiş.
Bir şey çıkmamış ama "Bir dahiliyeye gözük" demişler.
-Hocam, randevu alamıyorum.
Neyse, ayarlıyorum.
....
Masama davet ediyorum.
Aşinalığım var. Cevabını bildiğimi soru kipinde soruyorum.
-Hastanız var herhalde?
-Evet hocam, diyor. Abim palyatifte yatıyor.
....
Bu pasaja geldiğim uzunca bir süreden beri;
Başlarda neredeyse pasajın tamamını dolduran, zamanla en az iki masa etrafında öbeklenen;
Gencinden yaşlısına, doğulu oldukları her hâllerinden belli;
Mahzun ama vakur, ilişkilerde bir hiyerarşinin olduğu sezilen, etrafı hiçbir şekilde rahatsız etmeyen, kıdemli olanlarının iki eliyle tesbih çektiği, mütevekkil bir kümelenme.
.....
Havadan sudan iki laf ediyoruz. Dayanamıyorum.
Adının Enes olduğunu öğrendiğim delikanlıya:
-Palyatifteki hastalar için refakatçi bile alınmıyor. Siz hep buradasınız!
Cevabı, soranda şekillenen, yere sabitlenen gözlerin eşlik ettiği bir sükût...!
Birazdan biri geliyor. Enes ayağa kalkarak el pençe kendi yerine oturtuyor. Kendisine sandalye çekiyor.
-Babam, diyor.
Geçmiş olsun diyorum. Laflıyoruz.
İki kişi daha geliyor.
"Hocam, bu diğer abim, bu da dayım."
.......
Müsaade istiyorum. Ayrılıyorum.
Günlerden cuma.
Enes'ten palyatifte yatan abisinin adını almıştım.
Meraktan.
Palyatifteki hastanın prognozunu, yani bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceğini anlamak benim için hiç zor değil.
Sadece MR ve tomografi verilerine bakarak gidişatı anlamak mümkün.
....
Hasta adı C.T.
Bizim hastaneye yatış tarihi: 19.10.2025.
Yaş: 36
Beyin BT bulgusu o dönemde:
Beyin sapının büyük bölümünü kapsayan "pontin hematom".
Anlayacağınız, beyin sapında kocaman bir kanama.
En son çekilen görüntüsünde o kanama alanı erimiş, beyin sapında kocaman bir boşluk kalmış.
Türkçe mealine geçiyorum.
Beynin en hayati denilen kavşağı devre dışı.
Hasta dış uyaranlara cevap veremiyor, entübe.
En çok ev hastası olabilir. Normale dönme şansı sıfır.
Açıkçası bir hekim olarak böylesi tablolar o kadar harcıâlem ki.
....
Burada bir mim koyalım.
....
Uzunca bir süre önce muhatap olduğum bambaşka bir hikâyeye geçiyorum.
.......
Lütfen iki olayı da zihninizde canlı tutun ki sonrasındaki tahlil ve analiz bir zemine otursun.
.....
Telefonu açtım.
-İrfan Abi merhaba, nasılsın? Müsait misin?
-İyiyim Mustafa. Ekran başındayım ama müsaitim. Buyur.
-Abi, hatırlarsın Abdullah'ın dükkânının karşısında bir çaycıda oturmuştuk. Orada seninle de tanıştırmıştım.
-Mustafa, şahsı değil ama muhabbeti hatırladım.
-Abi, o arkadaşın yakını herhalde kalp krizi geçirmiş. Hiçbir şekilde bilgi alamıyorlar. Seni de hatırlayınca benden sormamı istedi.
-Mustafa, bilgilerini gönder, soruşturayım.
.......
Buraya kadar her gün onlarcasına muhatap olduğum harcıâlem bir diyalog.
....
Yoğun Bakım Servisi'ndeki doktor arkadaşımı aradım.
-Aliciğim, nasılsın?
-İyiyim İrfan Abi, buyur.
-Şu isim, soyad ve kimlik numaralı hasta bize gelmiş. Arkadaşım akıbetini sorar. Zahmet veriyorum Ali.
-Estağfurullah İrfan Abi.
Sessizlik. Bilgisayarda inceliyor.
-Abi, bu hasta bende gözükmüyor ama bir gariplik var.
-Abi, bir SARUS'a da bakayım.
Yine sessizlik.
-Yoğun Bakım B'de Ece'nin hastası ama ex görünüyor!
-Allah Allah, bir yanlışlık olmasın Ali. Ölmüş adamdan haberleri olmaz mı?
-Haklısın abi. Bence de bir gariplik var. İyisi mi sen Ece'yi ara.
....
Aradım. Bilgi verdim ve sordum.
-Doktor Bey, evet bu hasta on beş gün kadar dahiliyede takip edilmiş. Arayanı soranı, herhangi bir yakını yokmuş.
Kötüleşince ben devraldım. O sıralarda biri kardeşiyim diye ortaya çıktı.
Üç gün önce de ex oldu.
.....
Aylar öncesi bir muhabbet sırasında hatırlayamadığım bir tanışma üzerine Mustafa aracılığıyla üç gün önce vefat etmiş birinin durumu sorgulanıyor...!
...
Hâliyle dumur oluyorum.
Geri bildirim amaçlı, daha çok merak saikiyle Mustafa'yı aradım.
-Mustafa, senin hasta üç gün önce ölmüş!
-Allah Allah abi, anlayamadım.
-Mustafa, asıl ben anlayamadım. Bu aralar vefat etmiş olsaydı sorun yok. Adam öleli üç koca gün olmuş. Bu kadar kişiyi araya sokacak kadar merak edilen birinin öldüğü bilgisi hazretlere nasıl ulaşmamış?
-Abi, ben de bir şey anlamadım. Merak ettim. Seni ararım.
....
-Abi, arkadaşın amcasının oğluymuş. Taksim'de yattığını duymuş. Onun üzerine...
-Ya Mustafa, son günleri yoğun bakımda yaklaşık yirmi gün hastane köşelerinde sahipsiz, sersefil ölen birini ölümünün üzerinden üç gün sonra merak etmek de neyin nesi?
Sorgulama algoritmasının en sonunda olan sen ve ben işin içinden nasıl çıkacağız?
Gülsem mi ağlasam mı?
Üç gün önce ölmüş birinin de "Durumu nedir?" diye sorgulatılması karşısında dedim ki:
-Mustafa, hastanede elim uzun sayılır ancak rehberimde Münker, Nekir'in telefonu yok!
.......
Belirttiğim gibi hastalık hâlleri biz hekimler için "vaka"dan öteye geçmez.
Dilim döndüğünce aktarmaya çalıştığım bu iki hasta üzerinden her birinin yakınlarının tavırları!
Uç örnekler olması ve her iki durumun bende yol açtığı dumur hâli!
.....
İlkinde;
En iyi ihtimalle eve, ömür boyu bakım hastası olarak dönebilecek otuz altı yaşında bir hasta için benim bildiğim en az sekiz aydır her gün hastane koridorlarını ve çevresini mesken edinen aile ve aşiret fertleri.
Diğerinde günlerce sahipsiz bir şekilde yoğun bakıma düşen ve benden durumu soruşturulduğunda üç gün önce kimsesizler mezarlığına defnedilen bir fani.
.....
Bu iki olayın bende yarattığı muammalı, hummalı ruh hâleti içerisinde bir şekilde keşfettiğim;
Cihangir'deki Kadiri Âsitânesi'ne cuma namazını eda etmeye gittim.
Sadece cuma namazında halka açık. Zaten katılım çok az. Uzun bir koridor girişinin solunda en göz alıcısı İsmail Rûmî Hazretleri'ne ait hazire ve sağda kısmen ahşap, dergâh tekkenişinlerinin konakladığını tahmin ettiğim iki katlı kâgir-ahşap karışımı evler ve koridorun sonunda son cemaat yeri de olan bir namazgâh.
Efsunlu bir havası var. Oldukça minimalist bir atmosfer ve ibadet hâli.
Yerde kıymetli antika halılar, duvarlarda değişik hat sanatının sergilendiği tablolar.
En hoşuma giden yanını beraberimde sürüklediğim dahiliyeci kardeşime dillendirdiğimde şaşırmıştı!
Vaaz zaten yok. Kısa bir hutbeden sonra da para dilenmiyor.
Diyanet camilerinde bozuk plak gibi her vaaz ve hutbeden sonra dilenme hâllerini kaldıramıyorum.
Sakın yanlış anlaşılmasın. Ben Diyanet imamlarının arkasında kılmam diyen fraksiyoner bir yaklaşımım asla yok.
Yeri gelmişken oldukça şahsi ve subjektif bir değerlendirme.
Yargılama, hele "Ben doğru yolu buldum" afrası tafrası seziliyorsa hafazanallah!
Neyse, konumuza dönelim.
....
Çıkışta ayağını mekâna benim alıştırdığım o dahiliye uzmanı dostumla karşılaştık.
Hâl hatırdan sonra aylardır ölüm döşeğinde yatan hasta ve yakınlarının davranışı ile diğer egzantrik hikâyeyi anlattım.
Hasbihâl babında.
-Abi, dedi. Film izler misin?
-İzlerdim. Sinemada, bir de festival zamanlarında. Şimdi pek izlediğim söylenemez.
-Abi, filmin adı "A Separation". Filmden bir sahne ve diyalog belki sana cevap verebilir kısmen.
Evli ve mutlu çift. Bir kızları var. Babanın babası Alzheimer hastası.
Kızın annesi yurt dışında eğitimine devam daveti alır. İçten içe kendini içinde bulduğu çıkmazdan kurtulmak için de bir fırsat olarak değerlendirir. Fakat kocası kabul etmez. Kadın:
-Babana diğer yakınların bakabilir. Bu fırsat bir daha elime geçmez. Hem zaten hasta Alzheimer. Yani senin onu terk ettiğini bilemeyecek. Senin oğlu olduğunu bile bilmiyor!
Adam cevap verir:
-Olabilir, o benim oğlu olduğumu bilmiyor ama ben onun babam olduğunu biliyorum!
Kısmen cevabımı almıştım.
26.05.2026 - 20:32
21.05.2026 - 22:31
10.05.2026 - 23:14
17.04.2026 - 22:01
10.04.2026 - 22:00
05.04.2026 - 15:29
25.03.2026 - 20:09
17.03.2026 - 12:54
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir