Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
Deli Gönül Havalanma
Deli Gönül Havalanma

Tanıştığımızda ben kırkından yaş almaya başlamış;

O, altmışına merdiven dayamıştı.

...

İkimiz de altmış sekiz kuşağıydık.

Ben o yıl doğdum. Yani çakma altmış sekizliyim.

Gerçekte Seksenler...

O, altmış sekizde on yedi yaşında imiş.

...

Nejat abi.

Çehresi Levent Kırca’yı andırıyordu.

Gri tonu ağır basan saç ve bıyık kırçıllığı, onu daha genç ve sevimli kılıyordu.

Pos bıyığın bu kadar yakıştığı bir yüz hiç görmedim desem...

Yüz hatlarının yumuşaklığı ve sevecenliği ile uyum içindeki bu fizyonomi, sol eğilimli oluşunun tescili gibiydi.

Vefa Lisesi’ni 68 yılında bitirmiş,

17 yaşında.

Gençliğinin baharında...

Vefa Lisesi mezunu iseniz...

O yıllarda 68 rüzgârını soldan almanız kaçınılmaz olsa gerek!

Hiçbir zaman militanvari bir tarzı olmadığı gibi eleştirileri oldukça ender; olursa da seviyeli ve nesneldi.

...

Karadeniz kıyılarına serpiştikleri iddia edilegelen;

İstanbul’da nüfuslarının üç yüz bine vardığı efsanesi dillere pelesenk olan Çepnilerin Trabzon kolundandı.

Hemşerim idi yani.

Trabzon’da doğmuş, İstanbul’da büyümüştü.

Hatırlı bir ailenin çocuğu olmanın yanı sıra İstanbul beyefendisi kumaşı üzerine cuk oturuyordu.

...

Yeni konjonktürde ekonomik olarak bir türlü dikiş tutturamaz.

Dönem olarak anlaşılamayacak bir şey değildir.

Hele bir de dürüst ve ilkeli iseniz;

“Yürü ya kulum!” fermanına mazhar olmanız güçleşmiş demektir.

...

İki binli yılların başında tanıştığımızda ununu elemiş, eleğini asmıştı.

Eski âlâyıvâlâlı günlerini mumla arıyor!

Feleğin çemberinden geçme telaşında!

Öyle dediğime bakmayın.

Her şeye rağmen asalet ve vakarından zerre taviz verdiğini, sızlandığını, mızıldandığını hiç görmedim.

...

Vaktiyle...

Vefa Liseli, mimar ve kendi şirketini kurmuş, statüsüne denk serencamı olması gerektiği gibiydi.

Severek evlendiği öğretmen eşi ve nazarlık iki oğlu ile mutlu mesuttur.

Kurumsal bir firma ile anlaşır, birkaç yıllığına Özbekistan’a gitmesi gerekir.

Gider de.

...

Söz Karacaoğlan’ın:

“Sunayı da deli gönül sunayı,
Ben yoluna terk eyledim sılayı.
Armağan gönderdim telli turnayı,
İner gider bir gözleri sürmeli.”

“Havayı ey deli gönül havayı,
Ay doğmadan şavkı tutmuş ovayı.”

...

O sıralar Nişantaşı’nda ortağı olduğum “İleri Görüntüleme Merkezi”nde staf doktorum.

Tanışmamıza vesile olan arkadaşım arar.

Nejat abinin bir hastasının tanı amaçlı ayrıntılı tetkikleri vardır.

Hem güvenilir, kaliteli hem de ekonomik olmasını rica eder.

Oldukça kapsamlı araştırılması gereken hasta için elimden geleni yaptım.

Randevulaştık.

Hasta gerekli tetkikleri yapılırken Teras Cafe’de sohbet hâlindeyiz.

...

Tetkikler bittiğinde hasta yanımıza gelir.

Güler yüzlü, sempatik, sarışın bir hanımefendi.

...

Sonuçlar bir iki güne hazır olur.

Ayrılıyoruz.

...

Hasta adı İrina P.

Beyine sıçramış meme kanseri!

Merakımı celbetti.

Aracı olan arkadaşımı aradım.

...

Anlatmaya başladı:

“Doktorum, hiç sorma...”

...

Taş yerinde ağır.

Türkiye’de kalsa aile bütünlüğünü bozacak bir eyleme tevessül edecek en son kişi!

Yer çekim kanunu gibi.

Ay’da altıda birine nasıl düşüyorsa;

Sosyal çekim yasaları da öyleymiş.

Özbekistan’da deli gönül havalanır.

Sevimli fizyonomisi, şeytan tüylü olması ve pürüzsüz kariyeri İrina’yı kendisine meftun eder.

Hayli uzakta, gurbet elde...

Kayıtsız kalamaz.

Sağcı da olsan, solcu da olsan, ataerkil kodlar devreye girdi miydi...!

Gönülçelen etkisine karşı koymak kaç babayiğidin harcıdır!?

Ne demiş atalarımız:

“Büyük lokma ye, büyük konuşma!”

Başka zaman bir şeyler karalarken şöyle bir not düşmüşüm.

Kulağıma küpe kabilinden:

“Züleyha ile sınandın mı ki kendini Yusuf sanırsın!”

...

Başlangıçta gönül eğlendirme şeklinde birbirini seven iki gönül kaçamak yaşarlar.

68 kuşağının barış, eşitlik ve savaş karşıtlığı ideallerinin küresel sembolü John Lennon’ın o veciz ifadesiyle:

“Hayat, siz başka planlar yaparken başınıza gelenlerdir.”

Bu cümle şu şekilde devam edebilir:

“Yaşadığımız ânın sonrasındaki olasılıklar sonsuzken; yüzde yüz gerçekleşecek olan tek şey, hiç hesapta yoktur.

Ölüm!”

...

İrina, sevdiği erkeğin ilk evliliğini hiç hesaba katmaz.

Paralel, bambaşka bir evrende mutlu mesut yaşarlarken;

Her kadında olağan anaçlık dürtüsüyle çocuk sahibi olmak ister.

Ayrılık vakti geldiğinde hiç olmazsa sevdiği erkeğinin yuvasına dönmesini sineye çekecek ve çocuğuyla ilgili onu hiçbir zaman rahatsız etmeyecek.

Söz verir!

Biri Hanya’da, biri Konya’dadır.

Kimsenin ruhu duymaz.

Bunca yaşanmışlık uğruna bir vefa borcudur da!

Aralarında geçen mahremiyetin tescili anlamında gururu da okşanır!

Aşkları uğruna karşılıklı son bir fedakârlık konusunda anlaşırlar.

İkisi de sözünün eridir.

Çocuk olur.

Her şey konuştukları ve sözleştikleri gibi ilerler.

Nejat abi Türkiye’ye döner.

Hiçbir şey olmamış gibi!

İrina, oğlu ve annesi ile mutlu mesut yaşamaya devam eder.

Ta ki hâl başa gelene kadar!

Meme kanserine yakalanmıştır.

Bıçak kemiğe dayanana kadar tek başına mücadele eder.

Hastalık yayılma belirtileri gösterdiğinde tüm hesaplar altüst olur.

Ölümden ziyade sonrasında yaşlı annesinin çocuğa bakamayacağının idrakindedir.

Anne yüreği!

Dayanamaz.

Bağrına taş basar ve aman dilemek zorunda kalır!

Ok yaydan çıkmıştır.

...

Taşlar yerinden oynamıştır.

Hür iradenizle verdiğiniz kararlar;

Öngöremediğiniz nesnel koşulları dayattığında sözün bittiği yerde kalakalırsınız.

“Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış!”

Asıl “sınanma” başlamıştır!

Keşkelerle alınabilecek bir yol yoktur artık!

...

Nejat,

Bizzat öznesi olduğu bu gerçeklikte insan olarak nerede olması gerekiyorsa orada yer alır.

Pahası ağır olur!

Mızrak çuvala sığmaz.

Aile haberdar olur.

Eşi boşanma kararı alır.

Oğulları saygıda kusur etmez ancak annelerinin yanında yer alırlar.

...

Nerede o haydi haydi zamanlar?

Devran dönmüş, kurt kocamıştır.

Har vurup harman savurmak hiç de ona göre değildir.

Ne ki eli kolu bağlıdır.

Çaresiz, atadan kalma yerler haraç mezat elden çıkmaya başlar bir bir.

Ortada sorumluluğundan kaçınamayacağı iki “can” vardır.

Başını sokabileceği bir stüdyo daire alır.

Yabancı uyruklu İrina’nın hiçbir sağlık güvencesi yoktur.

Hâl böyle olunca;

Hazıra dağ dayanmaz.

Kontrollerin, terapilerin ardı arkası kesilmez.

...

Birkaç yıl içinde İrina vefat eder.

On üç yaşlarında bir çocuk, yaşlı anneanneye döner.

Acuze pes eder.

İş başa düşmüştür yine.

Emanettir. Hıyanet ağır gelir.

Hiç Türkçe bilmeyen...

O âna kadar Rus kültürü ile yetişmiş çocuğun adı Cengiz’dir.

Baba oğul kamaradan hallice tek göz bir eve sığışırlar.

Altlı üstlü ranzada yatarlar.

...

Ara ara karşılaşırdık.

Olup bitenin farkında birinin algıda seçiciliğine rağmen;

En ufak bir isyankârlık ve çiğlik sezmedim.

Taşımakta zorlandığı dertlerinin, belli etmemeye çalışsa da, edasına yansıyan “gam yükü” bile asaletini perçinliyordu.

...

Sabah sekiz.

Nişantaşı’nda işimin başındayım.

Görüntülerin filme basıldığı ve “negatoskop” dediğimiz beyaz ışıklı zeminde incelendiği zamanlar hâlâ.

İç hat telefonum çaldı:

— Nejat Bey görüşmek istiyor.

Sabahın bu saatinde cepten değil, normal hattan!

— Bağla Özlem.

— Doktor, ofisteyim. Malumun, bodrum katı. Telefon çekmiyor.

— Buyur Nejat abi!

— Göğsümde bir sıkışma var. Sol koluma vuruyor.

— Abi, soğuk ter atıyor musun?

— Evet.

— Kapat abi. Kalp damar cerrahı bir arkadaşım var. Arayıp hemen sana dönüyorum!

...

— Hasan...

Şikâyetleri sıralıyorum.

— Acil bana yönlendir!

Hemen arıyorum.

— Nejat abi, yanında kimse var mı?

— Yok.

— Abi, hemen şu adrese, şu isme gidiyorsun!

...

Kendi hayhuyuma dönüyorum.

Akşamına...

Aklıma geliyor.

Kötü bir şey olsa arkadaşım haber verirdi.

İçim rahat ama merak içindeyim yine de.

Arıyorum:

— Doktorum, çok teşekkür ederim. Asayiş berkemal ama...

Sözünü kesiyorum.

— Ne oldu Nejat abi?

Anlatmaya başladı:

“Sağ olsun Hasan Bey, beni kardiyolog arkadaşına yönlendirdi.

Başlangıçta, bilirsin, rutin işlemler.

Kan alındı. Tansiyonum ölçüldü.

EKG çekildiği sırada bir anda kendimi Hollywood aksiyon filminde gibi hissettim.

Butona basıldı!

Kırmızı alarm.

Ekip, hemen sedyeye yatırır yatırmaz hızlıca üzeri döner ışıklı bir odaya naklediliyorum.

Neler oluyor dememe kalmadan...

‘Şu an kalp krizi geçiriyorsun. Gereken yapılıyor. Saniyeler bile bizim için önemli!’

Anjiyo yapılıyor, stentler takılıyor.

Her şey yolunda gitmiş, şükür!”

— Şimdi nasılsın?

— Bomba gibiyim!

...

Sonraları...

Genelde sağlıkla ilgili danışmak için arıyor, hasbihâl ediyoruz.

Herkes kendi derdinde!

Uzunca bir süre sonra bir telefon...

Ağlamaklı bir ses:

— Doktor, Nejat abiyi kaybettik!

Kalakalıyorum.

...

Zincirlikuyu’da defnediyoruz.

Arkadaşımın mihmandarlığında taziye yaptığım kişiler arasında sadece kardeşini tanıyorum.

Bir de İrina ile her geldiklerinde yanı başımızda oturan; sessiz, ürkek...

Olup bitenlere anlam vermekten âciz...

On yedi yaşında bir delikanlı!

...

Sıra dışı bir hikâyenin başaktörü olduğu o anda, inisiyatifi dışında var olmanın dayanılmaz ağırlığı altında başı yana eğik.

Gözleri dipsiz kuyu gibi bulanık ve buğulu!

Sılası nedir?

Neresidir?

İki ayrı dünyayı o küçücük kalbe sığdırmaya çalışırken bir başına kalakalmıştır.

Annesiz!

Babasız!

...

Geçenlerde arkadaşıma sordum:

— Doktorum, Nejat abinin pilot oğlu delikanlı çıktı. Ona göz kulak oluyor!

Bungunluğum bir nebze azalıyor!

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !