Bakanlık Hileli Gıdaları Açıkladı: Kıyma, Yoğurt, Sucuk Ve B...
Bakanlık Hileli Gıdaları Açıkl...
19:3935 İlde Hava Alarmı: Hangi İller Risk Altında?
35 İlde Hava Alarmı: Hangi İll...
19:35Muğla Menteşe’de Yangın Ormana Sıçradı: 14 Hava Aracıyla Müd...
Muğla Menteşe’de Yangın Ormana...
19:12İspanya Yangınlarında Bilanço Ağırlaştı: Yaklaşık 73 Bin Kiş...
İspanya Yangınlarında Bilanço...
68 doğumluyum.
Şu demek oluyor:
Seksenler kuşağı!
Kuşak;
kavram olarak bir dönemle ilgili genel bir çerçeve sunar.
Ancak o kuşak içerisinde yaşanmış sonsuz versiyonlar;
kuşak kavramına içkin olduğu ölçüde oldukça kişiseldir.
Böyle olmasıdır asıl kışkırtıcı olan.
Aksi, dönem belgeseli olurdu!
......
12 Eylül!
Darbe senesinde İstanbul’da revaçta bir Kur’an kursuna yeni kaydolmuş;
hafızlığını dedesinde yeni bitirmiş, medrese eğitiminin arifesinde on iki yaşında bir çocuğum.
Darbe sonrasının;
“öteki”si,
mürtecisi,
gericisi!
Oldukça sinik bir varoluş serüveni!
.......
Hükümranların retoriğinde şamar oğlanı olarak büyüdük.
O zamanlar siyah beyaz tek kanal...
O da devlet televizyonu olan TRT.
Günümüz sosyal medya çağında...
İzlenmek, like almak, takip edilmek ve daha bir sürü reyting kavramı hayatımıza girdi.
Hâlbuki o yıllarda bir darbeci, bütün bir ülkenin mahkûm olduğu tek seçeneği her türlü propaganda için tepe tepe kullanırken;
sizin “maruz kalmak”tan başka bir seçeneğiniz yoktur.
Üstelik “Mesih” edası takınıp kurulduğu koltuğunda “çanak” sorular karşısında gösterdiği “olağanüstü” performans, özgüvenine tavan yaptırır.
O kadar ki!
İspanyol heyet, kendisine Picasso’nun bir tablosunu takdim eder.
Kabul buyururlarken:
“Bunda ne var! Ben de yaparım.” der!
Mütercim;
devrilen çamı belli etmemeye çalışmak zorunda kalır:
“Ekselansları Picasso’yu takdirden acizdir. Böyle bir hediyeye layık görülmekten son derece mütehassis olmuştur.”
......
O buyurgan ve bet ses!
Ne ola ki bir gün...
İçinde bulunduğum yapıları, dolayısıyla o yapılar içerisinde hasbelkader var olmaya çalışan bireyleri, yani beni örselemesin.
Psikolojik şiddetin âlâsı.
Hâl böyleyken;
eliyle koymuş gibi bu yapılar üzerinde ceberut yüzünü gösterebilir...
Kapatabilir...
Çil yavruları gibi dağıtabilirdi!
Ne de olsa ferman padişahındı.
Hiç de öyle olmadı.
Tam tersine!
.....
Soğuk Savaş döneminin İslam ülkelerindeki “Yeşil Kuşak” projesi kapsamında;
kursun gözdesi bir “hafız olarak” kullanılmaya elverişli biri oldum hep.
Çok sonra...
Bu durumun farkına varmak oldukça ironik olsa gerek!
......
Kenan Evren’in her konuşmasıyla yerin dibine batırılan ben,
aynı adamın maşa olarak kullanıldığı “antikomünist” proje kapsamında...
Okuduğum Kur’an kursunda;
“Rabıta”cı para babası Araplardan ekonomik “katkı” amaçlı planlanan tanıtım ve reklam seanslarında;
aşr-ı şerif okuyanların liste başı idim.
.......
Bu “Rabıta”cı güruh;
kurs kurs dolaşıp cirit attığında baş tacı edilirken,
laik Türkiye Cumhuriyeti’nin “muhafızı” cuntacılar ne hikmetse en ufak bir maraza çıkarmazlardı.
Tam tersine, bu “kirli” oyunu bozacak basireti gösterenler;
görünmez bir el tarafından Ankara’nın göbeğinde hunharca katledilirken bir taşla iki kuş vurulurdu.
......
O dönemi bilenler anlamıştır.
.....
Tehdit oluşturabilecek “bela”dan kurtulurken;
seküler kesim, dinci kesime karşı kışkırtılır, saflar sıklaştırılırdı.
.....
Madımak’ta da tam tersi bir kirli oyun sahnelendi!
Taş kalbi çatlatacak bir trajedi sahneye konulduğunda şeytan bile şaşakalmıştır:
“Bu kadarı benim bile aklıma gelmezdi!”
Çok geçmeden...
“Başbağlar Katliamı”nı gerçekleştiren aynı meşum el,
“Bir oradan, bir buradan.” şeklinde fütursuzca beyanatlar verdiği andan o güne hiçbir şeyin değişmediğini tescillemiş oluyordu!
Böylesi bir adaletin hâkim olduğu o dönemde;
Allah’tan yaşım “on yedi”, adım “Erdal Eren” değildi!
......
Bu kadar kolay manipüle edilebilen ülkem insanı!
Ah...
Kafasını ellerinin arasına alıp kuklacıyı görmeyi ne zaman başarabilecek?
Heyhat!
.......
Her nefret söyleminin muhatabı bir yapıda yer almama rağmen;
bir “içtima”da...
Ansızın gökten zembille indirilmiş gibi aramıza katılan akranlarımızın;
“ailelerinin rızası” ile “din”lerini öğrenmeleri için köylerinden toplatılıp “Kur’an kursları”na dağıtılan “Alevi” çocuklar olduğunu çok sonra fark etme deneyimi kaç kula nasip olur?
Neyse ki zerre stratejik zekâ barındırmayan bu absürt ötesi asimilasyon çabası, kısa sürede kendi doğal seyrinde sönümlendi.
Tarihe tanıklık gibi gelmiştir bana hep.
Deniz G., oğlum yaşında olduğuna göre babası o dönemde bu vartayı nasıl atlatmıştı acaba?
.....
Birimize “Osmanlı”, diğerimize “Bizans” kostümü giydirilmiş...
Başrolünde Cüneyt Arkın’ın oynadığı “Battal Gazi” filminin figüranlarıydık nihayetinde...
Biz ne olduğunu anlayamadık.
Belki çocuklarımız oyunu bozar.
Hataların tekrar edilmemesi adına yaşanmışlıklar halı altına süpürülmemeli.
El ele, omuz omuza verdiklerinde:
Umulur ki yaşanmışlıklar...
“Deniz” feneri görevi görür de “Şafak” erken söker...
Sağ salim, dingin bir limana demir atarlar.
Az teselli mi bu!
.......
Bugün için bile egzantrik, oldukça güncel, magazinel değeri olan bir anekdotumu anlatmadan geçemeyeceğim.
Siyasi olarak MSP’nin arka bahçesi sayılırdı kurs.
Seksen öncesi MC Hükûmeti’nde sanırım bakanlık yapmış yasaklı bir siyasinin düğünü.
Beyazıt’ta kapalı bir salon.
Haremlik selamlık.
Düğün programı:
Açılış:
Kur’an-ı Kerim tilaveti.
Sonrasında sohbet...
İlahiler...
Nikâh merasimi olmuş muydu?
Detay hatırlamıyorum.
Yeşil Cami’den davetliler içindeyim.
Açılış Kur’an tilaveti bana nasip oluyor!
Sahne, kiosk ve doğal olarak sunucu var.
Sunucu!
Yakışıklı, karizmatik, uzun boylu...
Etkileyici, mikrofonik bir ses!
Davetlilerin taltif edilmesi sonrasında:
“Şimdi Yeşil Cami’nin yeşil bülbüllerinden İrfan İnce’yi Kur’an ziyafeti için kürsüye davet ediyorum.”
......
O gün beni kürsüye davet eden karizmatik, 28 yaşındaki delikanlının;
yaşadığım ülkenin kaderini tayin edeceğini ve ülke siyasetini tek başına domine edebileceğini...
Bir “şiirle girdiği” hapishaneden elinde yalın kılıç, sırtında pelerini, ülke ufkunun tek hâkimi bir şövalye edasıyla çıkabileceğini...
Darbeyi püskürtüp “15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü”nde;
Kurucu Önder ile yan yana, ülkeyi bir baştan bir başa donatacak dev afişlerde yer alabileceğini nereden bilebilirdim!
Böylesi bir kehanet ancak mitolojik anlatılarda olur.
.....
Böyle bir anekdot, taraflara bir değer katar mı?
Rampasından fırlatılan bir füzeyi çıplak gözle ya da ekrandan izleyenlere bu tarihî tanıklık ne katıyorsa...
Anlatıcısına o kadarını!
Yıllar sonra yayımlanan arşiv fotoğraflarında, izleyiciler arasında kendisini fark eden birinin yanındakine gösterirken yaşadığı duygu!
......
Diğer taraftan mesela!
Ay yüzeyine yapılan ilk insanlı uzay yolculuğu...
Apollo 11.
Ay’a ilk ayak basan insan olma “şerefine” nail olan Neil Armstrong...
Muhtemelen üzerinde çokça düşünülmüş,
ancak sanki adımını atar atmaz doğaçlama ağzından dökülüveren o beylik sözler...
Tarihe düşülmüş bir not!
“Bu, bir insan için küçük ama insanlık için dev bir adımdır.”
.......
Bugünden bakınca hiç de öyle olmadığı apaçık ortada.
......
Evet, koşar adım dijital çağa giriverdik girmesine...
Ancak...
“İnsanlık” için “dev adım”!
Tabiat için fazlasıyla kaygılanmayı gerektirecek dev “karbon ayak izi”ne
ve
gelir dağılımında makasın olabildiğince açılmasının sonucu olarak servetin sayılı birkaç kişide birikmesine vesile olan “dev adımlar”a dönüştü.
Aforizmatik söz,
koca gövdesi çürümüş, ha devrildi ha devrilecek yıllanmış bir ağaca dönüşüverdi!
......
Zaman en büyük yargıç!
24.07.2026 - 17:49
21.07.2026 - 13:28
13.07.2026 - 14:15
07.07.2026 - 22:17
26.06.2026 - 21:10
18.06.2026 - 19:57
13.06.2026 - 15:36
26.05.2026 - 20:32
21.05.2026 - 22:31
10.05.2026 - 23:14
17.04.2026 - 22:01
10.04.2026 - 22:00
05.04.2026 - 15:29
25.03.2026 - 20:09
17.03.2026 - 12:54
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir