Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
Absürd'ün temsili: Brunei?
Absürd'ün temsili: Brunei?

Kara mizah demek bile hafifsemek anlamına geliyor.

.......

Kendimi bildim bileli, masallarda adı geçiyormuş gibi hep kulağımı tırmalayan bir “Hanedan” var.

O ülke nerededir?

O zenginlik neredendir?

Bunca kişisel servet biriktiren bir hanedan, kendimi bildim bileli yerinde dururken;

Bir zamanlar otağıyla gittiği yerlerde “oba” kuran ne Kaddafi’ler...

Başlarda İran’a karşı koçbaşı, sonlarda gökten indirilen kurbanlık koç misali, tek adam Saddam’lar...

Doğu Bloku’nun çözülmesiyle;

ne Çavuşesku’lar, ne Ferdinand Marcos’lar...

En son olarak da ne Esed’ler...

.....

Ne iken ne oldular.

......

Bu “Hanedan” sanki ayrı bir gezegende gibi..!

......

Dönem dönem dudak uçuklatan ihtişam..!

Zaman zaman tuhaf hikâyelerle magazin haberleri şeklinde havai fişek tarzında parlayıp sönüyor.

Mesela;

Sultan’ın, oğlunu para karşılığında bir Avrupa kulübünde oynattığı haberleri...

“Hiçbir transfer parası almadığı hâlde dünyanın en zengin sporcusu!”

Ne gurur!

......

Bunu Kaddafi de denemişti. Onun oğlunda bir nebze yetenek vardı gibi hatırlıyorum.

......

Batı’nın bu figürlere tezahürünü;

çıkarı uğruna her şeyi yapabilmeye teşne bir “Batı klasiği” olarak görmeyi kanıksadık bile.

Kaddafi’ye çıkar uğruna otağ kurduran galiba İtalya idi.

Hemen sonrasında trajik bir şekilde linç edilirken, timsah gözyaşı bile dökmeyecek denli ikiyüzlülüğü yadırgamamayı da öğrendik.

.......

Öğrendik öğrenmesine de;

Bu karabatak gibi bir görünür olup...

Sonra...

“Dünya yansa içinde hasırı yokmuş” umursamazlığında,

bir kaybolan saltanat!

......

Hadi Buckingham’ı ya da Batı’daki diğer aristokratik hanedanları, prenslikleri anladık.

Kurumsallığın sembolik tescili anlamında oldukça hayati öneme sahip olduğunu gözler önüne sererken;

insanoğlunun, özellikle de o hayat tarzına masal kahramanı olarak bile düşlerinde ulaşamayacak kitlelerin;

magazinel merakını tatmin açısından müthiş bir tanıtım, itibar vesilesi!

....

Mesela Lady Diana gözümüzün önünde neredeyse evlenip ölürken, geyik muhabbetlerimize neleri neleri sakız etmedik ki!

Düğün hazırlıkları sırasında, o zamanlar Bayrampaşa’dayım.

Yakın bir arkadaşımın tanıdığı bir marangoza bilmem ne sipariş edilmiş!

Şimdiki sünepe “Kral” ile yolunda gitmeyen evliliği sırasında ayrılma kararı alıp, Müslüman bir iş adamı ile yaşamaya başladığında kendisinin de Müslüman olduğu spekülasyonları bile hoşumuza giderdi.

Sonra ne olduysa netameli bir kaza sonucunda sırra kadem!

Ölüsü bile efsane. O da para ediyor.

“Zenginin horozu bile yumurtlar” misali.

...

Mesela babalarımızın jenerasyonunda kızlara verilen “Süreyya” ismi, İran Şahı’nın güzel eşine meftunluğun bir ifadesiymiş.

.....

Bir sürü mâlâyani!

....

Zaten sömürerek semirdiklerini kimden, niye saklasınlardı?

İngiliz Milletler Topluluğu, son tahlilde Birleşik Krallık’a bağlı.

.......

Parçalanmış ve bir avuç kalmış Osmanlı bakiyesine “Hilafet”i ve “Saltanat”ı sembolik olarak aklınızdan geçirmeyin bile.

Zinhar.

Yobaz ve gerici yaftası hemen boynunuzda!

Yanlış anlaşılmasın; matah bir şey olduğunu ima etmek gibi bir çabam yok.

İkiyüzlülüğe ve çifte standarda vurgu.

O kadar.

......

Acem oyunu eskidendi.

Şimdi “İngiliz Oyunu” zamanı.

Sahne senin ey canavar.

Yedeğine aldığın ya da onun seni yedeğine aldığı Anglosiyonist planlarınızla ne zamana kadar zulüm kusacaksınız?!

......

Bende de bu şizoid çağrışımlar bitmiyor.

......

İçim çıfıt çarşısı.

Ne zaman karıştırsam, elime hep aynı gulyabani geliveriyor...

....

Biz masalımıza geri dönelim.

.......

Binbir Gece Masalları denilince Harun Reşid’in akla gelmemesi mümkün mü?

....

Öyle böyle masalsı bir saltanatın şark hikâyelerinden derlendiği iddia edilip;

Binbir Gece Masalları şeklinde “dünyaya takdimi” ile büyüdük hepimiz.

Gâh okuyarak, gâh dilden dile, gâh sinemayla.

......

Buna da eyvallah.

......

Ancak neredeyse Harun Reşid’i kıskandıracak denli...

Bu kaotik dünyada;

sanki kimsenin gidemediği Kaf Dağı’nın ardında, Anka kuşu gibi hem var hem yok bir saltanat ve hânedan nasıl sürüp gidebilir?

...

Sanırım anlamışsınızdır.

...

Brunei Sultanlığı!

.....

Şaka gibi.

Bu satırları yazarken bile “Nerededir?” diye sorası geliyor insan.

Ülkenin hânedanını bu kadar zengin eden ne ve bu zenginlik, yeri geldikçe tarifsiz bir görgüsüzlük ile alakasız insanların dahi gündemine nasıl sokulabiliyor?

......

Merak bu ya.

Wikipedia’dan aynen aktarıyorum:

“Ülkenin gelir kaynaklarının başında doğal gaz ve petrol vardır. Ülke ekonomisi Sultan’ın ve Shell’in elindedir.”

Bildiğiniz “Shell”..!

Ülkenin sloganı:

“الدائمون المحسنون بالهدى”

“Sentiasa berbuat kebajikan dangan petunjuk Allah”

“Her zaman Allah’ın hizmetinde ve rehberliğinde”

...

Sloganın şöyle olması daha bir şık olurdu sanki:

“Ma’Shell’ah, size de düşer in’Shell’ah.”

......

Tam bir oksimoron. Sürrealizm.

Ne derseniz deyin.

.....

İçin için Müslüman oluşlarıyla da neredeyse iftihar ederken yakalıyorum kendimi.

Tam bir suçüstü!

....

İslam Peygamberi’nin sireti ve siyer-i nebi aklıma geliyor.

Yüzüm kızarıyor!

Gerçi o zaviyeden bakınca,

İslam dünyasının hâl-i pürmelâli daha iç karartıcı!

Bir farkla!

Özellikle hiçbir katma değer üretmeden, hasbelkader Allah’ın lütfu bir fosil yakıt aracılığıyla zenginleşmesi sonrasında;

vahşi kapitalizmin “showroom”una dönüşmesi tabii ki gözümüzün önünde cereyan ederken;

içimiz parçalansa da;

tarihsel süreç içerisindeki kozalitesi, yani nedenselliği hakkında pek de zorlanmıyor insan!

......

Ama “Brunei” dendiğinde bu neyi temsil ediyor?

Tam bir muamma!

..

Aslında değil.

Neden diyeceksiniz.

Bence İslam dünyasının geçmişten bugüne içler acısı serencamının canlı bir laboratuvarı.

Öyle ya.

İslam dünyası kısa geçmişte saltanat ve debdebeden ibaret değil miydi?

Adaletin tecelli etmediği, tersinin istisna denecek kadar nadir örneklerinin icra edildiği hükümranlıklarda, halk sefalet içerisinde yaşarken;

servetin saltanat ve yardakçılarında toplandığını sağır sultan biliyor!

Abbasi, Emevi, Osmanlı, Babür ve öncülleri...

Hangi birini saysam?

....

Mesela El-Hamra.

Gurur duyuyoruz değil mi?

Peki şöyle baksak:

Nasıl bir zulüm üzerinde âbad olmuştu?

Sanki!

Geleceklerinin öngörüsünün tanrısal işaretini saray duvarlarına kazımışlardı!

Kûfi tarzda, oldukça estetik, kare şeklinde yazılmış;

“Lâ gâlibe illallah”

hüsnühattı;

Ahd-i Atik’te geçen bir hikâyenin tekrarıymış gibi ürpertici!

......

“Mene, Tekel, Upharsin”

Tevrat’ın Daniel kitabında geçen ve Babil Kralı Baltazar’ın sonunu haber veren ünlü bir kehanettir.

Hikâyeye göre;

Baltazar’ın sarayında aniden gizemli bir el belirir ve duvara bu Aramice sözcükleri yazar.

Danyal Peygamber’in tercüme ettiği bu mesajın anlamı şöyledir:

Mene: Tanrı senin krallığının günlerini saydı ve onu sona erdirdi.

Tekel: Terazide tartıldın ve eksik, yani yetersiz, bulundun.

Upharsin: Krallığın bölündü ve Medler ile Perslere verildi.

Bu olaydan kısa bir süre sonra Babil düşmüş ve Kral Baltazar öldürülmüştür.

Günümüzde “Mene Tekel” ifadesi, bir kişinin veya sistemin artık zamanının dolduğunu ve yapılacak son değerlendirmede yetersiz ya da başarısız bulunduğunu ifade eden mecazi bir uyarı olarak kullanılır.

.....

“Allah’tan başka galip yoktur” anlamına gelen bu hat;

zımnen yakın bir zamanda yerle bir olacaklarının işareti gibi.

Gerisini anlatmama gerek var mı?

.....

Yakın bir geçmişte Malaga’ya gittiğimde araç kiralamış, elimi kolumu sallayarak El-Hamra’nın önüne varmıştım.

Meğer aylar öncesinden rezervasyon yapmak gerekliymiş!

Bildiğiniz darphane.

Yapan Müslümanlar. Nemalanan?

.....

Madem lafı uzattık...

Aklıma gelmişken, konumuzla dolaylı ilgisi açısından ilginç olaylar zincirini başlıklar hâlinde aktarayım.

....

Bir de şöyle bir okuma yapalım.

.....

Sanayi Devrimi ilk nerede ve hangi saiklerle başladı?

İngiltere’de.

Nasıl mı?

Sermaye birikiminin en önemli iki kaynağı:

İlki:

Keşifler sonrasında zahmetine ağırlıklı olarak İspanyollar katlanır.

Britanya açıklarına geldiklerinde, dinsizin hakkından imansız gelir!

Gemiler yüklü altın ve gümüşü;

daha güçlü donanması olması nedeniyle İngiltere gasp eder.

Ne de olsa gücü yeten yetene!

İkincisi:

Yani Sanayi Devrimi’nin sermayesinin ikinci en önemli kaynağı..!

İki koca emperyal, kolonyalist ülkeyi, Fransa ve İngiltere’yi, savaştıracak denli “Babür Hazinesi”.

Plessey Savaşı’nı da İngilizler kazanır.

Babür’ün üzerine kurulduğu hazineyi varın siz tahayyül edin.

Bunca hazine üzerine çöreklenirken koca Emir Timur’un torunu;

Müslüman “Babür Şah”ın acaba reayası ne durumdaydı?

.....

Üçüncü saik:

Magna Carta sonrası İngiltere’sinde diğer krallıklara kıyasla gelişen aristokrasi...

Yani servetin sadece “Kral”ın tekelinde olmaması!

......

Tüm bunların sonucunda:

Sanayi Devrimi!

......

Getirisi götürüsü ciltler doldurur!

...

Çok uzattım, farkındayım.

Gelelim kara mizahımıza!

Bunca lafügüzafı boca ettiren habere!

.......

Dünyanın en büyük sarayı:

1788 oda ve beş yüzme havuzu ile göz kamaştırıyor.

Brunei Nehri kıyısındaki saray, 1788 oda ve 5 yüzme havuzuyla dünyanın en büyük kişisel yerleşim alanı unvanını taşıyor.

İç mekânındaki lüks detaylar göz kamaştırıyor.

Brunei Nehri kıyısında, başkent Bandar Seri Begawan yakınlarında yer alan bu muazzam saray, mimarisiyle Avrupa’daki bazı kasabalarla yarışacak büyüklükte.

1984 yılında inşa edilen ve maliyeti günümüzde yaklaşık 4,6 milyar dolara ulaşan bu yapı, küresel ölçekteki en büyük kişisel yerleşim alanı olma unvanını taşıyor.

İÇ MEKÂNIN GÖRKEMİ

Sarayın iç dekorasyonunda Çin’den getirilen özel ipek kumaşlar ile İtalya’dan ithal edilen mermerler kullanılıyor.

Bunun yanı sıra, tasarım unsurlarında gerçek elmaslar ve altın iplikli halılar dikkat çekiyor.

Brunei Sultanı, geniş lüks otomobil koleksiyonu ile tanınmasının yanı sıra Londra, Los Angeles ve Paris gibi büyük şehirlerde de birçok lüks otel yatırımı yapmış durumda.

Ancak bu saray, onun ana ikametgâhı olma özelliğini koruyor.

DEVASA KOMPLEKSİN ÖZELLİKLERİ

Bu devasa saray, 1788 odası ve 257 banyosuyla dikkat çekiyor.

Ayrıca 5.000 misafiri ağırlayabilecek büyük bir ziyafet salonu ile 1.500 kişinin ibadet edebileceği bir cami de bulunuyor.

Sarayın yapısal özellikleri arasında 5 bağımsız yüzme havuzu,

Sultan’ın lüks araçları için ayrılmış 110 araçlık garaj ve 200 yarış atı için özel olarak tasarlanmış klimalı ahırlar yer alıyor.

Binadaki ulaşım ise 44 merdiven ve 18 aktif asansör ile sağlanıyor.

......

İnanmıyorsanız teyidi bir dakika bile sürmez.

....

Zenginin malı, züğürdün çenesi...

.....

Beni en çok etkileyen sarayın adı:

“Nur-ul İmam Sarayı”

Bir de;

1.500 kişilik camisi...

....

Çok nankörüm.

Daha ne olsun!

........

Aman “Cübbeli” ve Adnan Hoca duymasın!

.......

Eh, haksız da sayılmazlar.

Devede kulak herzeleri için ne laflar ediyoruz.

Gerçi birini “huzur”a kabul ettik etmesine de...

Diğerini koyduk kafese. Pardon, kodese...

Şimdilik kedicikleri ile duruşmalarda kuyruğu dik tutmaya devam ediyormuş.

......

Bunca tespitten sonra saltanat sahiplerinin ağız birliği etmişçesine bana ültimatomu kaldı geriye:

“İtibardan tasarruf olmaz bre gafil!

Yıkıl karşımdan!”

.....

Perde kapanır.

......

Pardon.

........

Perde iner!

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !