Rekor Turizm Geliri Küresel Rekabeti Değiştiriyor: Türkiye İ...
Rekor Turizm Geliri Küresel Re...
22:54Dicle Elektrik’ten Kaçak Elektrik Açıklaması: Mahallede Kaça...
Dicle Elektrik’ten Kaçak Elekt...
22:46Gıda Mühendisleri Odası’ndan Kurban Bayramı Uyarısı: Halk Sa...
Gıda Mühendisleri Odası’ndan K...
22:40Türkiye Buğday İthalatını Yasaklayacak mı? Ankara Kaynakları...
Türkiye Buğday İthalatını Yasa...
Depreme dayanıklılık odaklı kent politikaları neden iklim krizini göz ardı ediyor? Isı dalgaları, sel ve kuraklık karşısında kırılganlaşan şehirleri ve eksik kalan afet yaklaşımını inceliyoruz.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 06.01.2026 - 00:11
Güncelleme: 06.01.2026 - 00:11
Son yıllarda kent politikalarının merkezine “afetlere dayanıklılık” kavramı yerleşmiş durumda. Özellikle depremler, yapı güvenliği ve kentsel dönüşüm başlıkları etrafında yoğun bir söylem ve planlama süreci yürütülüyor. Daha sağlam binalar, daha güçlü altyapılar ve riskli alanların dönüştürülmesi, kentlerin geleceği açısından hayati adımlar olarak sunuluyor.
Ancak bu yaklaşımın önemli bir eksiği var: Kentler depreme hazırlanırken, iklim krizine karşı neredeyse savunmasız bırakılıyor.
Afet politikaları uzun yıllar boyunca ani ve yıkıcı olaylar üzerinden şekillendi. Deprem, sel ya da heyelan gibi kısa sürede büyük hasar yaratan afetler, karar vericiler için öncelikli risk başlıkları oldu. Oysa iklim krizi, yavaş ilerleyen ama çok daha yaygın ve kalıcı etkiler üreten bir afet biçimi olarak kent yaşamını kuşatıyor.
Isı dalgaları, su stresi, hava kirliliği, ani yağışlar ve kent selleri; bugün milyonlarca insanın günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. Buna rağmen iklim kaynaklı riskler, kent planlamasında hâlâ ikincil bir başlık olarak ele alınıyor.
Kentsel dayanıklılık çoğu zaman yalnızca yapı güvenliğiyle tanımlanıyor. Daha sağlam betonarme yapılar inşa edilirken, kentin ekolojik dengesi göz ardı ediliyor. Yeşil alanların azalması, geçirimsiz yüzeylerin artması ve doğal su yollarının yok edilmesi; şehirleri iklim olaylarına karşı daha savunmasız hâle getiriyor.
Sonuçta ortaya şu çelişki çıkıyor:
Binalar güçleniyor, ama kent yaşamı zayıflıyor.
İklim krizinin kentlerdeki en görünür etkilerinden biri ısı dalgalarıdır. Beton ve asfalt yoğunluğu, yeşil alan eksikliği ve hava sirkülasyonunun bozulması; şehirleri “ısı adaları”na dönüştürüyor. Bu durum özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireyler için ciddi bir sağlık riskine dönüşüyor.
Depreme dayanıklı bir bina, aşırı sıcaklar karşısında yaşanabilir olmayabiliyor. Bu gerçek, afet kavramının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılıyor.
Kentler bir yandan ani ve şiddetli yağışlarla sel riski yaşarken, diğer yandan uzun süreli kuraklıklarla karşı karşıya kalıyor. Plansız kentleşme, dere yataklarının yapılaşmaya açılması ve yetersiz altyapı; bu riskleri daha da büyütüyor.
İklime dayanıklı kentler, yalnızca suyu tahliye eden değil; suyu yöneten ve koruyan şehirler olmak zorundadır. Ancak mevcut kent politikalarında bu bütüncül yaklaşımın eksik olduğu görülüyor.
İklime dayanıklı kent; yalnızca afetlere tepki veren değil, afetleri önceden öngören ve etkilerini azaltan bir kenttir. Yeşil alanların artırılması, doğal altyapının korunması, su yönetiminin güçlendirilmesi ve toplumsal kırılganlıkların azaltılması bu yaklaşımın temel unsurlarıdır.
Bu, mühendislik kadar sosyal politika, sağlık ve çevre yönetimini de kapsayan bir dönüşümü gerektirir.
Bugün kentler için hazırlanan birçok afet planı, iklim krizini bütüncül bir risk olarak ele almıyor. Deprem senaryoları detaylı biçimde çalışılırken, aşırı sıcaklar, hava kirliliği ve su krizi gibi tehditler yeterince hesaba katılmıyor.
Bu durum, kentleri geleceğin afetlerine karşı hazırlıksız bırakıyor.
Depreme dayanıklı kentler inşa etmek elbette hayati öneme sahiptir. Ancak bu, iklim krizini görmezden gelerek yapılırsa eksik ve yanıltıcı bir güvenlik algısı yaratır. Kentlerin gerçek dayanıklılığı, yalnızca binaların ayakta kalmasıyla değil; insanların sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir bir yaşam sürebilmesiyle ölçülür.
İklime dayanıklı kentler inşa edilmeden, afetlere gerçekten hazır şehirlerden söz etmek mümkün değildir.
Nizamettin Bilici
Doğayı Dinle Genel Yayın Yönetmeni
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir