WBCSD Business Breakthrough Barometer 2026 Açıklandı: Türkiy...
WBCSD Business Breakthrough Ba...
23:58Kişisel Sağlık Verileri Yönetmeliği Değişti: Geçmiş Tanılar...
Kişisel Sağlık Verileri Yönetm...
23:49Sıfır Atık Vakfı Ve UNICEF’ten Çocuk Odaklı İklim Eylemi İçi...
Sıfır Atık Vakfı Ve UNICEF’ten...
23:28Yeşil Vatan Benim Okulum Geleceğe Çare Etkinlikleriyle Milyo...
Yeşil Vatan Benim Okulum Gelec...
MTA’nın 13 yıl sonra yenilediği Türkiye Diri Fay Haritası’nda fay sayısı 700’e çıktı. Yeni haritanın Bursa’nın yapı stoku, imar planları ve kentsel dönüşümü için anlamı.
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 08.07.2026 - 12:01
Güncelleme: 08.07.2026 - 12:01
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün Türkiye Diri Fay Haritası’nı 13 yıl sonra güncellemesi, Türkiye’nin deprem gerçeğini yeniden gündemin merkezine taşıdı.
2013 tarihli haritada 485 olarak gösterilen diri fay sayısı, yeni saha araştırmaları ve bilimsel veriler sonucunda 700’e yükseldi. Güncelleme, Türkiye’de son 13 yılda birdenbire 215 yeni fayın oluştuğu anlamına gelmiyor. Asıl değişim; daha ayrıntılı arazi çalışmaları, yeni teknolojiler, paleosismolojik araştırmalar ve fayların farklı segmentlerinin daha net belirlenmesinden kaynaklanıyor.
Yeni haritayı Bursa açısından değerlendiren İMSİFED ve İMSİAD Başkanı Şeref Demir de çalışmanın korku üretmek yerine kentsel dönüşümü hızlandıracak bilimsel bir yol haritası olarak kullanılması gerektiğini söyledi. Demir’e göre Bursa’da yapı güvenliği, zemin etütleri, mühendislik hizmetleri ve imar kararlarında taviz verilemeyecek yeni bir döneme girilmesi gerekiyor.
Ancak yeni haritadan çıkarılması gereken sonuç yalnızca “daha fazla konut üretelim” olmamalı. Bursa’nın gerçek ihtiyacı; riskli yapıların belirlenmesi, güvenli olmayan binaların güçlendirilmesi veya yenilenmesi, zemin koşullarının planlara işlenmesi ve ulaşım, sanayi, hastane, okul ve altyapının birlikte ele alındığı bütüncül bir dirençlilik programıdır.
MTA tarafından Haziran 2026’da açıklanan yeni harita, 2013 tarihli Türkiye Diri Fay Haritası’nın kapsamlı biçimde yenilenmesiyle hazırlandı.
Güncelleme projesi 2022 yılında yatırım programına alındı. Çalışma kapsamında yaklaşık 1.200 bilimsel kaynak değerlendirildi, 2 bin 155 temel diri fay haritası üretildi ve Türkiye ölçeğinde 1/1.000.000 ölçekli yeni harita oluşturuldu.
| Türkiye Diri Fay Haritası | 2013 Sürümü | 2026 Sürümü |
|---|---|---|
| Haritalanan Diri Fay Sayısı | 485 | 700 |
| Güncelleme Aralığı | Önceki Çalışma | 13 Yıl Sonra |
| Bilimsel Kaynak Sayısı | Açıklanmadı | Yaklaşık 1.200 |
| Üretilen Temel Fay Haritası | — | 2.155 |
| Ulusal Harita Ölçeği | 1/1.250.000 | 1/1.000.000 |
| Güncelleme Modeli | Dönemsel | Sürekli Güncellenen Sistem |
Yeni haritanın kaynakçası MTA’nın resmî veri sistemine işlendi. Çalışma, MTA Özel Yayın Serisi-60 kapsamında yayımlandı ve resmî ISBN numarasıyla kayıt altına alındı.
En önemli yanlış anlaşılma, fay sayısındaki artışın Türkiye’de deprem tehlikesinin bir gecede yüzde 44 arttığı şeklinde yorumlanmasıdır.
Yeni haritadaki artışın temel nedenleri şunlardır:
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılan değerlendirmede de çok sayıda fayın geometrisinin ve segmentasyon özelliklerinin güncellendiği, yeni bilimsel bulguların veri tabanına işlendiği belirtildi.
Dolayısıyla doğru ifade, “Türkiye’de 215 yeni fay oluştu” değil; daha önce yeterince ayrıntılı tanımlanmamış fayların bilimsel olarak kayıt altına alındığıdır.
Diri fay, yakın jeolojik geçmişte hareket ettiği belirlenen ve gelecekte yüzey kırılması veya deformasyon oluşturabilecek büyüklükte deprem üretme potansiyeli taşıyan faydır.
MTA’nın sınıflandırmasında fayların yaşı, yüzey kırığı oluşturup oluşturmadığı, jeolojik izleri ve geçmiş hareketleri dikkate alınır. Diri fay haritası bu yapıların konumunu ve geometrisini gösterir; ancak depremin hangi gün, hangi yıl ve kaç büyüklüğünde meydana geleceğini söylemez.
Bir fayın haritada bulunması:
anlamına gelmez.
Depremin oluşturacağı hasar; fayın özelliklerinin yanında depremin derinliğine, büyüklüğüne, zemine, binanın yapım kalitesine, taşıyıcı sistemine ve nüfus yoğunluğuna bağlıdır.
Hayır. Bu iki harita birbirinden farklı bilgiler verir.
Fayların:
gösterir.
Belirli bir koordinatta beklenen yer hareketinin ve en büyük yer ivmesinin düzeyini gösterir. Türkiye Deprem Tehlike Haritası 2018 yılında yayımlandı ve 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girdi.
Tehlike verilerinin yanı sıra:
birlikte değerlendirir.
AFAD da deprem tehlike haritasının tek başına risk haritası olmadığını; risk hesabı için yapıların, nüfusun ve ekonomik kayıpların da değerlendirilmesi gerektiğini açıkça belirtiyor.
Bu nedenle MTA haritasında bir binanın yakınında fay görülmesi, o binanın dayanıklı veya dayanıksız olduğuna tek başına karar vermeye yetmez.
Türkiye Diri Fay Haritası artık uzun aralıklarla yenilenen sabit bir çalışma olmaktan çıkarılarak sürekli güncellenebilen bir ulusal bilgi sistemine dönüştürülüyor.
Üniversiteler, araştırma kuruluşları ve uzmanlar tarafından elde edilen yeni veriler web tabanlı sistem üzerinden MTA’ya iletilebilecek. Bu veriler; üniversiteler, kamu kurumları ve MTA uzmanlarından oluşan Bilim Kurulu tarafından değerlendirilecek. Uygun bulunan çalışmalar veri tabanına işlenecek.
Bu değişiklik, gelecekte yeni bilimsel bulguların haritalara aktarılması için yeniden 10 veya 13 yıl beklenmesinin önüne geçebilir.
Bursa; Güney Marmara’nın aktif tektonik yapısı, yoğun nüfusu, hızlı kentleşmesi, büyük sanayi tesisleri ve eski yapı stoku nedeniyle deprem zararlarının yüksek olabileceği şehirler arasında bulunuyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesinin 2025 yılında paylaştığı bilgilere göre, MTA tarafından Bursa sınırları içinde resmî olarak tanımlanmış dokuz fay hattı bulunuyordu. 2026 haritasının yerel ölçekli paftalarının şehir planlarıyla karşılaştırılmasıyla bu sayı, segment yapıları ve güzergâhlar daha ayrıntılı biçimde değerlendirilebilecek.
Bursa ve yakın çevresini etkileyebilecek tek kaynak şehir merkezine yakın faylar değildir. Güney Marmara’daki Kuzey Anadolu Fayı kolları, İznik ve Gemlik çevresindeki fay sistemleri ile Bursa’nın güneyindeki yerel faylar birlikte ele alınmalıdır.
Bu nedenle Bursa için yalnızca “fay binanın altından geçiyor mu?” sorusuna cevap aramak yetersizdir. Asıl sorular şunlardır:
Bursa’nın deprem tehlikesi yalnızca güncel haritalardan kaynaklanan teorik bir ihtimal değil. Kent, tarih boyunca yıkıcı depremler yaşadı.
1855 yılında meydana gelen ve tarihsel kayıtlarda “Küçük Kıyamet” olarak anılan deprem dizisi; Bursa’da konutların, iş yerlerinin, camilerin ve tarihî yapıların ağır hasar görmesine neden oldu. Bursa Büyükşehir Belediyesi, bu depremin büyüklüğünü yaklaşık 7,5 olarak aktarırken binlerce yapının zarar gördüğünü belirtiyor.
Kuzey Anadolu Fayı’nın güney kolu üzerinde yapılan akademik çalışmalar da Bursa, Gemlik, Mudanya ve İznik çevresinde tarihsel olarak büyük depremler meydana geldiğini ortaya koyuyor.
Ancak geçmişte deprem olması, gelecekteki depremin zamanını kesin olarak belirlemeye yetmez. Tarihsel veriler daha çok olası senaryoların oluşturulması ve yapılaşma kararlarının buna göre verilmesi için kullanılır.
Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı JICA tarafından yürütülen Deprem Risk Azaltma ve Önleme Planlama Projesi, kentin risk profilini daha ayrıntılı biçimde ortaya koydu.
2026 yılında açıklanan sonuçlara göre Bursa’daki yaklaşık 536 bin bina hakkında veri toplandı. Zemin özellikleri ve yapı envanteri değerlendirilerek şehri etkileyebilecek 12 farklı deprem senaryosu modellendi. İlk sonuçlarda yapı stokunun yaklaşık yüzde 10 ila 15’inin risk grubunda bulunduğu açıklandı.
Bu oran yaklaşık olarak değerlendirildiğinde, on binlerce binanın daha ayrıntılı inceleme gerektirebileceğine işaret ediyor. Ancak yüzde 10-15 oranı, bütün bu binaların kesin olarak yıkılacağı veya acilen boşaltılması gerektiği anlamına gelmiyor.
Modelleme çalışması öncelikli alanları belirlemek için kullanılıyor. Bir binanın kesin performansı ancak mühendislik incelemesi, malzeme testleri ve gerekli durumlarda Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği kapsamında hazırlanacak değerlendirme raporuyla belirlenebilir.
Depremi faylar üretir ancak can kaybının büyüklüğünü çoğu zaman dayanıksız yapı stoku ve hazırlıksız kentler belirler.
Şeref Demir’in açıklamasındaki en güçlü yön de bu noktaya dikkat çekmesidir. Diri fayların yer altında bulunması değiştirilemez; ancak yapıların, yolların, hastanelerin, sanayi tesislerinin ve altyapının dayanıklılığı değiştirilebilir.
Bursa’nın bazı kesimlerinde:
deprem zararlarını artırabilecek temel unsurlar arasında yer alıyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesi de Merinos Parkı, Soğanlı ve çevre mahalleleri kapsayan yaklaşık 380 hektarlık alanda eski yapı stoku, plansız yapılaşma ve yetersiz yolları birlikte ele alan bütüncül dönüşüm çalışması yürütüyor.
Şeref Demir, deprem güvenliğinin sağlanabilmesi için mühendislik hizmeti almış, yapı denetiminden geçmiş yeni konut üretiminin desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşımın önemli bir karşılığı bulunuyor.
Yeni yönetmeliklere göre projelendirilmiş ve doğru şekilde denetlenmiş yapıların, eski ve mühendislik hizmeti almamış binalara göre daha güvenli olması beklenir.
Ancak yalnızca yeni konut üretimini artırmak, mevcut riskli yapıların kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlamaz.
Yeni konutlar:
deprem riskini azaltmak yerine kentin yayılmasına ve yeni altyapı maliyetlerine yol açabilir.
Bu nedenle yeni konut üretimi, riskli yapıların tasfiyesi veya güçlendirilmesiyle eş zamanlı yürütülmelidir.
Bursa’da dönüşüm kararlarının yalnızca bina yaşı veya arsa değeri üzerinden verilmesi yeterli değildir.
Önceliklendirme şu verilerin üst üste getirilmesiyle yapılmalıdır:
| Değerlendirme Katmanı | İncelenecek Unsur |
| Diri Fay Verisi | Yüzey kırığı ve fay sakınım kuşağı |
| Deprem Tehlikesi | Beklenen yer ivmesi ve sarsıntı düzeyi |
| Zemin Verisi | Sıvılaşma, heyelan, zemin büyütmesi |
| Yapı Stoku | Yapım yılı, taşıyıcı sistem, bina yüksekliği |
| Nüfus | Gündüz ve gece nüfus yoğunluğu |
| Kritik Yapılar | Hastane, okul, itfaiye ve kamu binaları |
| Ulaşım | Tahliye ve müdahale yolları |
| Sanayi | Kimyasal madde, yangın ve patlama riski |
| Sosyal Kırılganlık | Yaşlı, engelli ve düşük gelirli nüfus |
| Ekonomik Risk | Üretim ve istihdam kaybı ihtimali |
JICA projesinde yalnızca binalar değil; yollar, köprüler, tüneller, hastaneler, okullar, emniyet ve itfaiye binaları, limanlar, demiryolları ve sanayi bölgeleri de analiz edildi. Afet sonrası kullanılacak kritik yol ağları da belirlendi.
Bu yaklaşım, kentsel dönüşümün yalnızca apartman yenileme faaliyeti olmadığını gösteriyor.
Diri fayın yüzey kırığı oluşturabileceği alanlarda yalnızca yapının depreme dayanıklı olması yeterli olmayabilir. Fayın doğrudan yüzeyde oluşturduğu metreler düzeyindeki yer değiştirme, güçlü bir binaya dahi zarar verebilir.
Bu nedenle yeni MTA verilerinin:
aktarılması gerekiyor.
Ancak ulusal ölçekteki haritada görülen bir çizgi doğrudan parsel sınırı gibi yorumlanmamalıdır. Fay sakınım bandı belirlenmeden önce ayrıntılı saha çalışması, hendek araştırması ve büyük ölçekli jeolojik-jeoteknik etüt yapılmalıdır.
Bir bina diri faya doğrudan yakın olmasa da yumuşak, suya doygun veya alüvyon zeminde bulunuyorsa sarsıntı büyüyebilir.
Bursa’da özellikle ova alanları, dere yatakları, dolgu sahaları ve yer altı suyunun yüksek olduğu kesimlerde:
gibi etkilerin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
AFAD Bursa’nın 2026’da başlattığı ilçe odaklı risk azaltma çalışmalarında deprem tehlikesinin yanında zemin türleri, sıvılaşma riski ve mevcut yapı stokunun deprem performansı ayrı başlıklar halinde ele alındı. Bursa’nın 2027-2032 dönemini kapsayacak yeni İl Afet Risk Azaltma Planı için ilçeler özelinde çalışmalar yürütülüyor.
Bursa yalnızca yoğun konut nüfusuna sahip bir şehir değil; aynı zamanda Türkiye’nin en önemli sanayi, otomotiv, tekstil, makine ve lojistik merkezlerinden biridir.
Büyük bir depremde oluşabilecek zarar yalnızca konutların yıkılmasıyla sınırlı kalmayabilir.
Muhtemel ikincil etkiler şunlardır:
Bu nedenle yeni diri fay verileri, yalnızca konut politikalarına değil sanayi sürekliliği ve ekonomik dayanıklılık planlarına da aktarılmalıdır.
Şeref Demir’in kullandığı “sıfır tolerans” yaklaşımı yalnızca inşaat sırasında beton kontrolü yapmak olarak değerlendirilmemeli.
Gerçek bir sıfır tolerans politikası şunları kapsamalıdır:
Zemin etüdü, mimari proje, statik proje ve altyapı planları birbiriyle uyumlu olmalıdır.
Beton, donatı, kalıp, işçilik ve taşıyıcı sistem uygulamaları bağımsız ve etkili şekilde denetlenmelidir.
Kolon kesme, duvar kaldırma, kaçak kat, dükkân genişletme ve taşıyıcı sisteme müdahale engellenmelidir.
Yalnızca ekonomik değeri yüksek bölgeler değil, bilimsel olarak en yüksek can kaybı riski taşıyan mahalleler önceliklendirilmelidir.
Yoğunluk artışıyla finansman oluşturma yöntemi, yolların, yeşil alanların ve altyapının kapasitesini aşmamalıdır.
Riskli yapıların yenilenmesi, yalnızca mühendislik ve inşaat meselesi değildir.
Dar gelirli maliklerin krediye ulaşamaması, kiracıların mahalleden uzaklaşması, artan aidatlar ve yeni konut fiyatları dönüşümü yavaşlatabilir.
Bu nedenle Bursa’da uygulanacak dönüşüm modelinde:
gerekiyor.
Aksi halde yapı fiziksel olarak yenilenirken mahallelerin sosyal dokusu dağılabilir ve dönüşüm yalnızca yüksek gelir gruplarına hizmet eden bir gayrimenkul projesine dönüşebilir.
MTA Yerbilimleri Harita Görüntüleyicisi üzerinden diri fay verileri incelenebilir. Ancak ekranda görülen fay çizgisinden yola çıkarak tek başına bina güvenliği kararı verilmemelidir. MTA da haritaların sayısal veri tabanında vektörel olarak tutulduğunu ve ayrıntılı verilerin kurumdan temin edilebildiğini belirtiyor.
Bir konutun güvenliği araştırılırken şu sıra izlenmelidir:
Yalnızca binanın yeni görünmesi, sağlam olduğunun kanıtı değildir. Aynı şekilde eski olan her bina da teknik inceleme yapılmadan doğrudan riskli kabul edilemez.
Şeref Demir’in açıklamasının en güçlü tarafı, yeni haritayı korku malzemesi yerine eylem çağrısı olarak değerlendirmesidir.
Mühendislik, zemin etüdü, yapı malzemesi, denetim ve imar planlarında taviz verilmemesi gerektiği yönündeki vurgu, deprem zararlarının azaltılması açısından önem taşıyor.
Bununla birlikte “ilk el konut üretimi” vurgusu tek başına yeterli bir çözüm değildir.
Deprem güvenliği açısından temel hedef:
olmalıdır.
Yeni konut üretimi bu hedeflerin bir aracı olabilir; ancak kentsel dönüşümün kendisi değildir.
Yeni MTA haritası ve Bursa’daki mevcut risk çalışmaları birlikte değerlendirildiğinde şehir için öncelikli yol haritası şu şekilde şekilleniyor:
2026 haritasındaki yeni fay geometrileri büyük ölçekli saha araştırmalarıyla doğrulanarak çevre düzeni ve imar planlarına aktarılmalı.
JICA modelinde yüksek risk grubunda çıkan bölgelerde hızlı tarama ve ayrıntılı bina incelemeleri başlatılmalı.
Tek bina yerine yol, altyapı, toplanma alanı ve sosyal donatıları kapsayan ada veya mahalle ölçekli modeller uygulanmalı.
Okullar, hastaneler, itfaiye binaları, kamu yapıları ve afet sonrası kullanılacak tesislerin performansı tamamlanmalı.
Organize sanayi bölgelerinde deprem, yangın, kimyasal sızıntı ve üretim sürekliliği senaryoları birlikte hazırlanmalı.
Afet sonrasında kapanabilecek yollar, köprüler, doğal gaz hatları, içme suyu tesisleri ve haberleşme altyapısı için alternatif sistemler kurulmalı.
Dar gelirli hak sahipleri ile kiracıların dönüşüm sürecinin dışında kalmasını önleyecek destek modelleri oluşturulmalı.
Türkiye Diri Fay Haritası-2026 yalnızca Bursa’yı ilgilendiren bir çalışma değil.
Haritanın:
temel veri kaynağı olarak kullanılması planlanıyor.
Ancak haritanın gerçek değeri yayımlanmasından değil, karar süreçlerine ne ölçüde aktarılacağından anlaşılacak.
Bilimsel veriler imar planlarında, yapı denetiminde ve kentsel dönüşüm önceliklerinde kullanılmazsa haritanın güncellenmesi tek başına can kaybını azaltmayacaktır.
MTA’nın Türkiye Diri Fay Haritası’nı 13 yıl sonra yenilemesi, Türkiye’nin yer altındaki tehlikeleri daha ayrıntılı tanıması bakımından önemli bir bilimsel gelişmedir.
Diri fay sayısının 485’ten 700’e yükselmesi, Türkiye’de bir anda yüzlerce yeni fayın oluştuğu anlamına gelmiyor. Daha ayrıntılı çalışmalar sayesinde mevcut tektonik yapı daha net biçimde ortaya konuluyor.
Bursa açısından yeni haritanın verdiği temel mesaj açıktır:
Deprem tehlikesi biliniyor, yapı stoku hakkında önemli veriler bulunuyor ve riskli alanların belirlenmesi için bilimsel altyapı giderek güçleniyor. Bundan sonraki temel sorun bilgi eksikliği değil, uygulama hızı ve önceliklendirme olacak.
Bursa’da incelenen yaklaşık 536 bin binanın yüzde 10 ila 15’inin risk grubunda olduğunun belirtilmesi, dönüşümün yalnızca gayrimenkul piyasasına bırakılamayacak kadar büyük bir kamu güvenliği meselesi olduğunu gösteriyor.
Yeni ve güvenli konut üretimi desteklenmeli; ancak mevcut riskli binalar dönüşmeden, zemin koşulları planlara işlenmeden ve kritik altyapı güçlendirilmeden dirençli bir Bursa oluşturulamaz.
MTA haritası korkulacak bir tablo değil; doğru okunması ve gecikmeden uygulanması gereken bilimsel bir uyarıdır.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir