Denizanası, Trakonya, Vatoz ve Deniz Kestanesi Sokmalarında...
Denizanası, Trakonya, Vatoz ve...
20:56Lityum Üçgeni Nedir? Atacama’dan Bolivya’ya Su ve Maden Kriz...
Lityum Üçgeni Nedir? Atacama’d...
20:48Türkiye’de Yeni Başlayanlar İçin En Kolay 10 Doğa Yürüyüşü R...
Türkiye’de Yeni Başlayanlar İç...
20:39Enerji Depolamada Yangın Riski: Batarya Sistemleri Ne Kadar...
Enerji Depolamada Yangın Riski...
Dünyanın en riskli batan şehirleri; deniz seviyesi yükselmesi, yeraltı suyu kullanımı, zemin çökmesi, taşkın riski ve altyapı kırılganlığı üzerinden değerlendirildi. Jakarta, Bangkok, Ho Chi Minh City, Venedik ve New Orleans gibi şehirler neden alarmda?
Nizamettin Bilici
EDİTÖR
Giriş: 27.06.2026 - 20:27
Güncelleme: 27.06.2026 - 20:27
Dünya şehirleri yalnızca denizlerin yükselmesiyle değil, aynı zamanda kendi zeminlerinin çökmesiyle de karşı karşıya. Bu nedenle “batan şehirler” ifadesi artık yalnızca mecazi bir anlatım değil; uydularla, radar ölçümleriyle, kıyı taşkını haritalarıyla ve altyapı hasarlarıyla izlenen gerçek bir şehircilik krizi.
NASA verilerine göre küresel deniz seviyesi 1993’ten bu yana yaklaşık 10 santimetre yükseldi ve yıllık yükselme hızı son otuz yılda iki kattan fazla arttı. 2024’te deniz seviyesindeki artış beklenenden daha yüksek gerçekleşti; bu artışta okyanusların ısınmaya bağlı genleşmesi belirleyici oldu.
Ancak kıyı şehirleri için asıl tehlike yalnızca suyun yükselmesi değil. Aynı anda zemin de aşağı iniyorsa, şehirlerin karşı karşıya kaldığı göreli deniz seviyesi yükselmesi çok daha hızlı hissediliyor. IPCC, alçak kıyı yerleşimlerinde yaşayan nüfusun iklim kaynaklı kıyı tehlikelerine giderek daha fazla maruz kaldığını ve 2050’ye kadar düşük rakımlı kıyı şehirlerinde bir milyardan fazla insanın risk altında olabileceğini bildiriyor.
Batan şehir, genellikle iki ana baskının aynı anda yaşandığı kentleri anlatır: Birincisi deniz seviyesinin yükselmesi, ikincisi ise zeminin çökmesi yani arazi oturması. Bu çökme; yeraltı suyunun aşırı çekilmesi, yumuşak delta zeminlerinin sıkışması, petrol ve gaz çıkarımı, yoğun yapılaşma, nehirlerin taşıdığı sedimanın azalması ve doğal jeolojik süreçlerle hızlanabilir.
Frontiers in Earth Science’ta yayımlanan 2024 tarihli kapsamlı çalışmada, 143 büyük kıyı şehrinde arazi çökmesi incelendi; yeraltı suyu çekiminin bu şehirlerde en yaygın ana neden olduğu, çökme riskinin deniz seviyesi yükselmesi, nüfus artışı, kıyı erozyonu, aşırı hava olayları ve tuzlu su girişimiyle birlikte büyüdüğü belirtildi.
Nature Communications Engineering’de yer alan değerlendirmeye göre 48 büyük kıyı şehrinin 44’ünde yerel zemin çökmesi, IPCC AR6’da bildirilen küresel ortalama deniz seviyesi yükselme hızından daha yüksek gerçekleşti. Bu, birçok şehirde tehlikenin yalnızca “gelecekteki deniz yükselmesi” değil, bugünden ölçülen zemin kaybı olduğunu gösteriyor.
Bu liste, tek bir resmi küresel sıralama değildir. Şehirler; zemin çökme hızı, kıyı veya delta konumu, nüfus yoğunluğu, ekonomik önem, taşkın geçmişi, altyapı kırılganlığı ve iklim değişikliğine bağlı deniz seviyesi riski birlikte düşünülerek seçildi.
Jakarta, dünyanın en çok konuşulan batan şehirlerinden biri. Endonezya’nın eski başkenti, alçak rakımlı kıyı alanları, yoğun nüfusu, 13 nehrin taşıdığı taşkın riski ve aşırı yeraltı suyu kullanımı nedeniyle küresel ölçekte en kritik örneklerden biri kabul ediliyor.
Dünya Bankası, Kuzey Jakarta’nın bazı bölgelerinde zeminin yılda 15 ila 25 santimetre çöktüğünü; bu eğilim sürerse bazı alanların deniz seviyesinin birkaç metre altına inebileceğini bildirmişti. Daha güncel değerlendirmelerde de Jakarta, kıyı çökmesi ve deniz seviyesi yükselmesinin birleştiği en sert örneklerden biri olarak öne çıkıyor; TUM’un aktardığı çalışmada Jakarta öne çıkan çökme sıcak noktaları arasında gösteriliyor.
Jakarta’da sorun yalnızca denizden gelen su değil. Şiddetli yağış, nehir taşkınları, yetersiz drenaj, yeraltı suyu bağımlılığı ve kıyı mahallelerindeki yoğun yapılaşma birleştiğinde, şehir giderek daha kırılgan hale geliyor. Bu nedenle Jakarta, “batan şehirler” başlığında ilk sırada anılan şehirlerden biri olmayı sürdürüyor.
Vietnam’ın ekonomik merkezi Ho Chi Minh City, hızlı kentleşme, yumuşak delta zemini, yoğun yapılaşma ve yeraltı suyu kullanımı nedeniyle ciddi çökme baskısı altında. Şehir; Saigon Nehri, kanallar, alçak yerleşim alanları ve kıyıya yakın konumu nedeniyle taşkınlara zaten açık bir coğrafyada yer alıyor.
Ho Chi Minh City’de zemin çökmesinin 1990’dan bu yana sürdüğü, bazı ticari merkezlerde çökme hızının yılda 7 ila 8 santimetreye ulaşabildiği ve bunun deniz seviyesi yükselme hızının yaklaşık iki katı olduğu bildiriliyor. Nature Communications Engineering değerlendirmesinde de Ho Chi Minh City için yerel çökme hesaba katıldığında 2030’a kadar su altında kalma riski taşıyan alanın yaklaşık 20 kilometrekare artabileceği örnek olarak veriliyor.
Şehir için en kritik nokta, ekonomik büyüme ile zemin güvenliği arasındaki dengenin kurulması. Gökdelen yoğunluğu, zayıf zemin, yeraltı suyu baskısı ve denizden gelen risk birlikte yönetilmezse Ho Chi Minh City, Güneydoğu Asya’nın en kırılgan metropollerinden biri olmaya devam edecek.
Bangkok, Chao Phraya Nehri deltası üzerinde kurulu, düşük rakımlı ve yoğun nüfuslu bir megakent. Şehrin zemini doğal olarak yumuşak delta tortullarından oluşuyor. Bu durum, yeraltı suyu çekimi ve ağır yapılaşmayla birleştiğinde çökme riskini artırıyor.
TUM’un duyurduğu çalışmada Bangkok, öne çıkan küresel çökme sıcak noktalarından biri olarak listelendi ve şehir için ortalama çökme hızı yaklaşık eksi 8,5 milimetre/yıl olarak aktarıldı. Bu oran ilk bakışta küçük görünse de, düşük rakımlı ve taşkına açık bir şehir için her milimetre kritik öneme sahip.
Bangkok’ta risk üçlü bir baskıdan doğuyor: Muson yağışları, nehir taşkınları ve deniz seviyesi yükselmesi. Eğer şehir zemin çökmesini yavaşlatacak su yönetimi politikalarını güçlendirmezse, gelecekte daha sık ve daha maliyetli taşkınlarla karşılaşabilir.
Çin’in kuzeyinde, Bohai Denizi kıyısında yer alan Tianjin, sanayi, liman ve kentleşme baskısının yoğun olduğu büyük bir şehir. Deniz kıyısında bulunması, düşük rakımlı alanları ve hızlı yapılaşması nedeniyle çökme riski açısından öne çıkıyor.
TUM’un paylaştığı çalışmada Tianjin, Jakarta ile birlikte en belirgin çökme sıcak noktaları arasında gösterildi; şehir için ortalama çökme hızı yaklaşık eksi 13,5 milimetre/yıl olarak aktarıldı. Çin kentleriyle ilgili Nature değerlendirmesinde de ülkenin büyük şehirlerinde zeminin önemli ölçüde çöktüğü; 2024 tarihli bir çalışmada büyük kent alanlarının neredeyse yarısında yılda 3 milimetreden fazla, yüzde 16’sında ise yılda 10 milimetreden fazla çökme görüldüğü belirtildi.
Tianjin’in riski, yalnızca çökme hızından değil, aynı zamanda ekonomik ağırlığından kaynaklanıyor. Liman altyapısı, sanayi bölgeleri, ulaşım ağları ve kıyı savunma sistemleri zemin hareketinden doğrudan etkilenebilir.
Afrika’nın en büyük metropollerinden Lagos, hızlı nüfus artışı, kıyı yerleşimleri, lagün sistemi, yetersiz drenaj ve düzensiz kentleşme nedeniyle batan şehirler listesinde kritik bir yere sahip. Kentin bazı bölgeleri Atlantik kıyısına ve lagünlere son derece yakın konumda.
TUM’un duyurduğu küresel değerlendirmede Lagos, öne çıkan çökme sıcak noktaları arasında sayıldı ve ortalama çökme hızı yaklaşık eksi 6,7 milimetre/yıl olarak aktarıldı. Bu hız, deniz seviyesi yükselmesi ve kıyı taşkınıyla birleştiğinde özellikle düşük gelirli kıyı mahalleleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Lagos için en büyük tehlike, riskin sosyal eşitsizlikle birleşmesi. Kıyı ve lagün çevresindeki kırılgan yerleşimler; sel, kıyı erozyonu, altyapı yetersizliği ve sağlık sorunlarıyla aynı anda karşı karşıya kalabiliyor.
Akdeniz kıyısındaki tarihi Alexandria, Nil Deltası’nın kırılganlığı nedeniyle öne çıkan şehirlerden biri. Delta alanlarında zemin doğal olarak sıkışmaya eğilimlidir; buna deniz seviyesi yükselmesi, kıyı erozyonu ve tatlı su sistemlerine tuzlu su girişimi eklendiğinde risk büyür.
TUM’un aktardığı araştırmada Alexandria da küresel çökme sıcak noktaları arasında gösterildi ve şehir için yaklaşık eksi 4 milimetre/yıl çökme hızı bildirildi. Bu oran, tarihî miras, yoğun nüfus ve kıyı altyapısı açısından değerlendirildiğinde oldukça önemlidir.
Alexandria’nın riski yalnızca bugünkü taşkınlarla sınırlı değil. Nil Deltası’ndaki tarım alanları, su kaynakları, kıyı mahalleleri ve tarihî yapılar; deniz seviyesi yükselmesi ve arazi çökmesi nedeniyle uzun vadeli baskı altında.
New Orleans, deniz seviyesi, nehir sistemi, sulak alan kaybı ve kasırga riski nedeniyle ABD’nin en kırılgan şehirlerinden biri. Şehirdeki sorun, yalnızca zeminin çökmesi değil; aynı zamanda setlerin, taşkın savunma sistemlerinin ve sulak alanların da bu değişime uyum sağlamak zorunda olması.
2025’te yayımlanan Science Advances çalışmasına dayanan değerlendirmeye göre New Orleans ve çevresindeki bazı mahalleler, sulak alanlar ve hatta taşkın koruma yapılarının bazı bölümleri yılda 25 ila 47 milimetre arasında irtifa kaybı yaşayabiliyor. Nature’da yayımlanan ABD kıyı kentleri çalışması da kıyı çökmesinin 2050’ye kadar deniz seviyesi kaynaklı su baskını risklerini büyütebileceğini ve birçok kıyı kentinde planlamada bu etkinin yeterince hesaba katılmadığını ortaya koyuyor.
New Orleans için kritik ders şudur: Kıyı savunması yalnızca duvar veya set yapmakla bitmez. Eğer bu yapılar da zeminle birlikte çöküyorsa, düzenli ölçüm, bakım ve yükseltme yapılmadığı sürece koruma seviyesi zamanla azalır.
Venedik, batan şehirler denildiğinde akla gelen en sembolik örneklerden biri. Kent, yüzyıllardır suyla iç içe yaşıyor; ancak deniz seviyesi yükselmesi, geçmişteki zemin çökmesi, fırtına kabarması ve kültürel mirasın kırılganlığı Venedik’i özel bir risk alanına dönüştürüyor.
2026 tarihli değerlendirmelerde Venedik ve lagünü için deniz seviyesi yükselmesinin uzun vadeli uyum stratejilerini zorunlu kıldığı, mevcut savunma sistemlerinin gelecekte daha ileri önlemlerle desteklenmesi gerekebileceği vurgulanıyor. Deltares’in 2026 değerlendirmesine göre Venedik, 2020’den bu yana MoSE adlı hareketli bariyer sistemiyle korunuyor; ancak bu sistemin de sınırları bulunuyor ve yükselen deniz seviyeleri karşısında ek önlemler gerekecek.
Venedik’in riski, nüfus büyüklüğünden çok tarihî miras değerinden kaynaklanıyor. Tuzlu suyun taş, tuğla, mozaik ve temel sistemleri üzerindeki etkisi, şehri yalnızca bir iklim meselesi değil, aynı zamanda dünya kültür mirası meselesi haline getiriyor.
Mexico City kıyı kenti değil; ancak dünyanın en dramatik zemin çökmesi örneklerinden biri olduğu için bu listede yer alıyor. Eski bir göl yatağı üzerine kurulan şehir, uzun süredir yeraltı suyu çekimi ve yumuşak kil zeminlerin sıkışması nedeniyle ciddi şekilde çöküyor.
Scientific Reports’ta yayımlanan 2024 tarihli çalışmaya göre Mexico City’de zemin çökme hızları bazı bölgelerde yılda 500 milimetreye ulaşabiliyor ve bu durum metro sistemi dahil temel altyapıda ilerleyici hasarlara neden oluyor. NASA’nın 2026’da duyurduğu NISAR verileri de Mexico City ve çevresinde bazı alanların birkaç santimetre/ay hızla çöktüğünü; bu küçük gibi görünen seviye değişimlerinin yıllar içinde yolları, binaları ve su hatlarını kırdığını gösterdi.
Mexico City’nin riski denizden değil, yerin altından geliyor. Bu yönüyle şehir, “batan şehir” kavramının yalnızca kıyı taşkınlarıyla sınırlı olmadığını; su yönetimi, altyapı güvenliği ve jeoteknik planlamanın da aynı derecede hayati olduğunu gösteriyor.
Shanghai, tarihsel olarak zemin çökmesiyle mücadele eden en önemli megakentlerden biri. Uzun yıllar boyunca yeraltı suyu kullanımı ve yoğun yapılaşma zeminde oturmayı hızlandırdı. Şehir, bugün daha güçlü izleme ve su yönetimi politikalarıyla bazı alanlarda çökme hızını kontrol altına alma deneyimi sunsa da, kıyı konumu ve ekonomik büyüklüğü nedeniyle hâlâ kritik şehirler arasında yer alıyor.
Nature’ın Çin kentlerine ilişkin değerlendirmesinde, ülkenin hızla büyüyen şehirlerinde zemin çökmesinin büyük bir sorun olduğu; büyük kent alanlarının önemli bölümünde ölçülebilir düzeyde çökme yaşandığı aktarıldı. Deltares’in “sinking cities” değerlendirmesinde de Jakarta, Ho Chi Minh City, Bangkok, Dhaka, Shanghai ve Tokyo gibi büyük delta şehirlerinde ciddi arazi çökmesinin çoğunlukla yeraltı suyu çekimiyle bağlantılı olduğu vurgulanıyor.
Shanghai için riskin doğası iki yönlüdür: Bir yandan şehir, çökme yönetimi konusunda dünyaya örnek olabilecek uygulamalar geliştirdi; diğer yandan liman, finans, ulaşım ve kıyı altyapısı gibi kritik sistemlerin yoğunluğu, küçük zemin hareketlerini bile büyük ekonomik riske dönüştürebilir.
| Sıra | Şehir | Ana risk | Öne çıkan neden |
|---|---|---|---|
| 1 | Jakarta | Kıyı taşkını ve hızlı çökme | Yeraltı suyu çekimi, nehir taşkınları, deniz seviyesi |
| 2 | Ho Chi Minh City | Delta çökmesi ve taşkın | Zayıf zemin, yapılaşma, yeraltı suyu |
| 3 | Bangkok | Düşük rakım ve delta riski | Chao Phraya deltası, muson, çökme |
| 4 | Tianjin | Sanayi-kıyı altyapısı riski | Hızlı kentleşme, kıyı konumu |
| 5 | Lagos | Kıyı yoksulluğu ve taşkın | Lagün sistemi, hızlı nüfus artışı |
| 6 | Alexandria | Nil Deltası ve Akdeniz riski | Delta çökmesi, kıyı erozyonu |
| 7 | New Orleans | Setler, sulak alan kaybı ve kasırga | Zemin çökmesi, fırtına kabarması |
| 8 | Venedik | Kültürel miras ve acqua alta | Deniz seviyesi, fırtına, lagün kırılganlığı |
| 9 | Mexico City | Altyapı hasarı | Yeraltı suyu çekimi, eski göl yatağı |
| 10 | Shanghai | Ekonomik altyapı riski | Kıyı megakenti, tarihsel çökme |
Dünyanın farklı bölgelerindeki batan şehirlerin ortak noktası, çoğu zaman yeraltı suyu kullanımı. Nüfus arttıkça içme suyu, sanayi ve tarım için yeraltı kaynaklarına baskı artıyor. Su çekildikçe yer altındaki boşluklar ve sıkışabilir tortullar çökmeye başlıyor.
İkinci büyük etken, delta ve kıyı ovalarındaki yumuşak zeminler. Deltalar doğal olarak hareketli sistemlerdir. Nehirler sediman taşıyarak bu alanları besler; ancak barajlar, kanal düzenlemeleri ve kıyı yapılaşması sediman akışını azaltırsa, delta kendi kendini yenileyemez.
Üçüncü etken ise iklim krizi. Deniz seviyesi yükselirken aşırı yağışlar, fırtına kabarmaları ve kıyı taşkınları daha yıkıcı hale geliyor. Bu nedenle batan şehirler yalnızca jeoloji sorunu değil; aynı zamanda iklim, su yönetimi, şehircilik, sosyal adalet ve ekonomi sorunudur.
Çözüm var, ancak kolay değil. Tokyo gibi bazı şehirler, yeraltı suyu çekimini sıkı biçimde düzenleyerek çökme hızını azaltmayı başardı. Shanghai da uzun vadeli izleme ve su yönetimi uygulamalarıyla bazı alanlarda çökme sorununu kontrol altına alma deneyimi sunuyor.
Uzmanların öne çıkardığı başlıca çözümler şunlar:
Batan şehirler meselesi yalnızca uzak ülkelerin problemi değil. Kıyı kentleri, delta ovaları, yoğun yapılaşma baskısı altındaki alüvyal zeminler ve yeraltı suyu kullanımı her ülkede dikkatle izlenmesi gereken başlıklar. Türkiye’de de kıyı planlaması, dere yatakları, dolgu alanları, yeraltı suyu kullanımı ve taşkın riski birlikte ele alınmak zorunda.
Jakarta, Bangkok, Ho Chi Minh City, New Orleans ve Venedik’in verdiği ders açık: Şehir planlaması yalnızca bugünkü nüfusa göre değil, zeminin gelecekte nasıl davranacağına ve denizin ne kadar yükseleceğine göre yapılmalı.
Dünyanın en riskli batan şehirleri, insanlığın doğayla kurduğu dengesiz ilişkinin en görünür örnekleri haline geliyor. Deniz yükseliyor, zemin çöküyor, altyapı yaşlanıyor, nüfus artıyor ve iklim kaynaklı aşırı hava olayları daha pahalı sonuçlar doğuruyor.
Bu şehirlerin geleceği yalnızca mühendislik projelerine değil; su yönetimine, adil kentleşmeye, bilimsel izlemeye ve iklim politikalarına bağlı. Batan şehirler listesi aslında bir felaket sıralaması değil, erken uyarı haritası olarak okunmalı.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir