Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
Suyun Sessiz Mucizesi ve Bozulan Denge
Suyun Sessiz Mucizesi ve Bozulan Denge

Hafta sonu doğada bir gezi faaliyetimiz vardı. Aralık ayının soğuğu yoktu ortalıkta; ne iliklerimize işleyen ayaz ne de doğayı örtecek o bembeyaz kar... Sanki kıştan çıkmış bahara giriyorduk. Gökyüzü ağır ağır ağlıyor, bulutların kirpiklerinden süzülen yağmur taneleri yeryüzüne hayatın mucizesini taşıyordu.

Arkadaşlarla bazen yağan bazen duran o ince yağmurun altında saatlerce yürüdük. Toprak öyle muhtaç ki bu yağışlara… Vahşice tükettiğimiz doğal kaynakları, doğa artık yenilemeye yetişemiyor.


Yaradan öyle kusursuz bir düzen kurmuş ki, insanoğlu bozmasa su da yeter, denge de kendiliğinden düzelir. Yürürken okuduğum bir bilgiyi hatırladım: Fizik kurallarına göre gökyüzünden serbest bırakılan bir damla, direnç olmasa çok yüksek hızlara ulaşabilirdi. Böyle bir hızla düşen tek bir damla bile bir kurşun etkisi yaratabilirdi.

Oysa doğa; hava direnci, damlanın şekli ve karmaşık etkileşimler sayesinde bu hızları kırar. Yağmur saniyede sadece 8–10 km hızla yere iner ve yeryüzünü dövmek yerine adeta okşar, usulca besler. Bu, yaşamın devamı için kurulmuş hassas bir kontrol mekanizmasıdır. Ama bu mekanizma bile insan ısrarıyla bozulmaya zorlanıyor.


İnsan vücudu yaklaşık 100 trilyon hücreden oluşur; o muazzam yapı tek bir hücreden başlar. Vücudumuzun yüzde 70’i sudur; tıpkı gezegenimizin kara–su oranındaki denge gibi. Su, bir bileşik değil, yaşamın bizzat kendisidir.

Gökyüzüne bakın: Kümülonimbus tipi bir bulut 300 bin tona ulaşan su taşıyabilir. Bu devasa kütlenin damla damla, kontrollü şekilde yeryüzüne indirilmesi doğanın en hayranlık uyandıran mucizelerindendir.


Suyun benzersiz ısı kapasitesi ise yaşamın sessiz koruyucusudur. Vücut ısımızı 37°C’de tutmak hayatiyken su, fazla ısıyı emerek bizi aşırı ısınmaya karşı korur.

Donmuş hali olan buzun sıvı halinden daha hafif olması ise adeta ayrı bir mucize… Eğer buz dibe çöksaydı, göller dipten donar ve su altı yaşamı her kış yok olurdu.


Su molekülünün yoğunluğu ve akışkanlığı da yaşamın ince ayarıdır. Biraz daha yoğun olsaydı, bitkilerin en tepelerine kadar su taşıyan kılcal borular çalışamaz, bitki yaşamı imkânsız hale gelirdi.

Yağmur düştükten sonra toprağın katmanlarından süzülerek yeraltında birikir, filtrelenir ve belirli bir basınca ulaştığında tertemiz kaynak suyu olarak yüzeye çıkar. Ne yazık ki insanlık, toprağı kirlettiği gibi bu saf kaynağı da kirletmeyi başardı.


Su; kandan tükürüğe, eklem sıvısından gözyaşına kadar vücudumuzdaki her sıvının temelidir. Gözyaşında bulunan lizozim enzimi, gözlerimizi enfeksiyonlardan koruyan güçlü bir savunma hattıdır. Eklem sıvısı ise her adımda, her harekette bizi sürtünmeye karşı korur.


Bu denge bozulursa, suyun yokluğu sadece susuzluk değil; felaket demektir. Temiz su kaynaklarının azalması, toplumları yerinden eden göç dalgaları, çatışmalar ve derin bir karmaşa anlamına gelir.

Su sadece bir meta değil, yaşamın mutlak kaynağıdır. Suyun değerini ancak kaynaklar kuruduğunda fark eden bir medeniyet, aslında kendi sonunu hazırlıyor demektir.


Çünkü suyu kaybetmek, yaşamın dengesini kaybetmektir.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !