Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
Yeşilin Binbir Tonu ile Madenin Gümüşü Arasında Bir Karadeniz Masalı
Yeşilin Binbir Tonu ile Madenin Gümüşü Arasında Bir Karadeniz Masalı

Sevgili dostlar, geçenlerde Rize’nin bir yaylasında çayımı yudumlarken, karşı tepede bir şey dikkatimi çekti. Önce sis sandım, sonra fark ettim ki sis değil, bir heyecan tozu. Meğerse madencilik mühendisleri, “fındık toplama sezonu açılmadan” sondaj yapmanın telaşındaymış. Ellerinde haritalar, kollarında GPS’ler, gözlerinde ise “altın ateşi” diye tanımlayabileceğim bir parıltı. Bir tanesi heyecanla bağırdı: “Hocam, burada bakır var, inanılmaz!” Ben de gülümsedim: “Bakırı al da, bakırın üstündeki yeşili bize bırakın, yeter.”

Karadeniz Ormanları ve Sihirli Ağaçlar

Efendim, malumunuz Karadeniz ormanları öyle sıradan ormanlar değildir. Kayın ağaçları burada sadece kereste olmaz, aynı zamanda fısıldaşırlar. Evet, yanlış duymadınız: Gürgen ağaçları akşam serinliğinde birbirine fıkralar anlatır. Kestaneler ise en iyi masalcıdır. Geçenlerde bir kestane bana şöyle dedi: “Ali Hoca, şu maden mühendisleri bir daha gelirse, dallarımızı kılıç gibi sallayıp horon tepmeye başlayacağız.” Gerçekten de o günden sonra bölgede bir ağacın köklerini söküp “Ben buradayım, hop” diye dans ettiğini görenler olmuş. Ama kimse inanmamış, “yayla şekeri fazla kaçtı” demişler.

Madencilerin Şöleni ya da “Renk Oyunu”

Şimdi ihaleler filanca derken, devletimiz ve değerli müteahhitlerimiz “ekonomi canlansın, istihdam artsın” diye düşünüyor. Haklılar da. Fakat şu gerçeği gözden kaçırıyorlar: Karadeniz’de maden çıkarmak, bir bakıma sinirli bir boğanın üzerinde yumurta pişirmeye benzer. Bir an gelir, boğa homurdanır, yumurta fırlar, herkes “Aman Allah’ım” der. Örneğin Artvin’in bir köyünde açılan ocak yüzünden derenin rengi bir sabah mavi değil parlak turuncu olunca, köylüler “Bu maden çıkmış, meğerse bizim dere de sanatçılarımızın saç renklerine özenmiş, rengarenk oluvermişler” diye espriler yapmıştı. Ertesi gün tüm Türkiye “Turuncu Dere” diye gündem olmuş, meğer asit drenajıymış. Neyse ki espri anlayışımız sayesinde olay büyümeden tatlıya bağlandı.

Uluslararası Arenada Neler Oluyor?

Şimdi bakalım dünyaya. Kanada’da maden şirketleri “Merhaba ayıcıklar, size zahmet şu dağın altındaki altını alabilir miyiz?” diye izin istermiş. Ayılar da “Hadi canım, siz yine gelmeyin de çileklerimizi yemeyin” der, şirketler geri dönermiş. Avustralya’da ise kangurular maden sahalarının önünde nöbet tutar, “ÇED raporunuzu görelim, atlamayın” derlermiş. Bizim Karadeniz’de ise durum biraz daha farklı: Burada fındıklar konuşur. Evet, fındıklar! Geçen gün bir fındık dalı bana sitem etti: “Ali Hoca, şu maden ocağı açılırsa toz toprak içinde kalacağız. Oysa biz dünyanın en kaliteli fındığıyız. Amerika’daki fındıklar bizi kıskanır.” Fındığın bu ukalalığına gülüp geçtim. Ama dediği doğru: Karadeniz fındığı rakipsiz. Yeter ki maden tozu üzerine organik fındık yetişsin. Yeni kozmetik ürünü: “Tozlu Fındık Maskesi” – bence çok satar.

“Barış İçinde Horon”

Efendim, devlet ve halk karşı karşıya gelmesin. Gelin şöyle yapalım: Her maden sahası açılmadan önce bir Horon Kurulu oluşturalım. Kurulda madenciler, çevreciler, fındık üreticileri ve en az üç tane horonbaşı bulunsun. Toplantılarda önce kemençe çalınsın, herkes doyasıya horon tepsin. Adrenalin atınca barış dili kolay bulunur. Sonra bir protokol imzalanır: “Siz yeraltındaki bakırı alın, ama yerüstündeki yeşili bozmayın. Kestiğiniz her ağacın yerine yenisini dikin. Derenin rengi turuncuya dönerse, o madenin sahibi bir ay boyunca sadece hamsi ekmek yemekle kalmayıp her sabah dere kenarında mâni söylesin.” Bu yaptırım hem caydırıcıdır hem de eğlenceli.

Bugünlerde Ordu’da bir maden şirketi, “Doğaya dost bakır” adı altında bir kampanya başlatmış. Tanıtım filminde, bir ağacın altında poz veren mühendisler gösteriliyor. Ağaç ise alttan yazı geçiyor: “Bu ağaç yakında başka bir yere taşınacaktır.” Meğer ağaç taşınmıyor, kesilecekmiş. Ama olsun, reklamı güzeldi, herkes ağlamaklı gülüşler gönderdi.

Biraz Mizah, Biraz Masal, Bolca Yeşil

Karadeniz’in doğası ne kadar kibardır bilir misin? Bir maden şirketi geldiğinde üzülür ama homurdanmaz. Sadece yağmurunu biraz daha fazla yağdırır, yolunu kaydırır, bazen de ekipmanların üzerine küçük bir heyelan yollar. Bu onun espri anlayışıdır. Biz ona saygı duyalım. Madenciler kazsın, ama biraz da ormana kulak versin. Fındıklar bizim, yaylalar bizim, hamsi de bizim. Kimse ürkmesin, kimse sıkılmasın. Sorunlar tatlı dille, horonla ve gerektiğinde bir fıkrayla çözülür diye düşünmesin artık…Bıçak kemikte galiba…

Velhasıl kelâm: Kaz kardeşim kaz, ama kazdığın kadar gülümse. Doğa da gülümser, belki sana bir avuç altın fırlatır. Ama unutma: Altın biter, ama yeşil bitmez demeyin o da biter...

Şimdilik hoşça kalın. Fındıklarıma gidip “Sizi madencilere yem etmem” diye ninni söyleyeceğim. Umarım duyan olmaz, yoksa yine dedikodu, yine aldanış, yine beklenmeyen geldi demek, desteklere rağmen durum böyle işte...Kıymayın Efendiler Karadenize, Kıymayın…

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !