Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
Bir Gün Değil, Her Gün: İklim Mücadelesinde Gerçekçi Umut
Bir Gün Değil, Her Gün: İklim Mücadelesinde Gerçekçi Umut

Bugün, 8 Aralık. Takvimler Dünya İklim Değişikliği ile Mücadele Günü’nü gösteriyor. Sosyal medya hatırlatmaları, birkaç basın bülteni, belki birçok paneller, sempozyumlar ve değişik organizasyonlar yapılacak… Sadece bir veya birkaç kuruluş ve duyarlı olanların dışında bir sene sonra beklenecek, tekrar aynı organizasyonları göreceğiz. Ve yarın? Yarın, gündemimiz yine değişecek.

Oysa iklim değişikliği, takvimlerden bağımsız, her saniye işleyen bir gerçeklik olmalıdır. Hepimiz aynı gemideyiz ama bu gerçekliği hiç kimse bilmiyormuş gibi davranmaya devam ediyor. Ama neden? Anlamak gerçekten mümkün değil…Peki, bu “gün” bize ne anlatıyor? İklimlerin ve mevsimlerin değişmiş olduğunu bizim kuşaklar daha iyi biliyor ve görüyor. Genç kuşak sadece bugünü bilebilir. Belki duyarlı bir kişiliği varsa okuduklarından, videolardan, eski filmlerden çevresinin bugün daha farklı olduğunu anlayabilir. Belki de bu farkındalık iklim değişikliği ile mücadele etmek için en çok, mücadelenin sembolik bir güne sığmayacak kadar acil ve kapsamlı olduğunu her kuşaktan kişilerin, toplumun, STK’ların, yöneticilerin bilmesi gerekir: Gemi Batarsa Herkes Kaybolur…

Kıyameti Beklerken

İklim krizi denince zihnimizde canlanan imgeler genellikle kıyamet senaryoları ile karşılaşmaktayız: eriyen dev buzullar, yükselen denizler, fırtınalar, depremler, doğal afetler... Bu görüntüler maalesef gerçek ama aynı zamanda bizi bir “izleyici” konumuna hapsedebiliyor. Sanki bu felaket uzak bir gelecekte, başka coğrafyalarda olacakmış gibi. Oysa kriz kapımızda. İnsanoğlu dünyayı delik deşik etmiş durumda…Türkiye’de ve Dünya’da son yıllarda yaşadığımız orman yangınları, seller, kuraklık ve hatta mevsimlerin kayması, hep bu küresel olgunun yerel tezahürleri.

İklim değişikliği küresel bir olgu, bu olguya dünyadaki ülkelerin katkıları değişiyor tabi ki… İklim değişikliği artık sadece kutuptaki bir ayının değil, Antalya’daki çiftçinin, Karadeniz’deki balıkçının, İstanbul’daki bir ailenin ekonomisi, derdi tasası, geçim sıkıntısı, azalan gelirleri, artan maliyetleri ve elektrik, su faturasının da meselesidir… İşte bu yüzden Mücadele, bu yakınlığı hissetmekle başlar. Bu mesele kişisel, toplumsal, ülkesel ve küresel bir meseledir. Kıyametin erken gelmesini önlemek elimizdedir…Bu konuda yöneticilere mücadelenin devamlılığını sağlamak adına pozitif katkılarımızı göstermeliyiz. Top yekûn birlik olunmalı.

Umutsuzluğun Lüksü Yok

İklim haberleri karşısında duyulan çaresizlik ve “eko-anksiyete” çok gerçek. Gençler, kendilerine miras bırakılan dünyanın geleceği için endişeli. Bu duygular meşru. Ancak, umutsuzluğa kapılmak bir lüks. Çünkü gerçekten iklim değişikliği konusuyla ilgilenen, farkına varan ve çevresini aydınlatmaya çalışan kişiler ve kurumlar oldukça az sayıda. Ayrıca, düzenlenen her rapor, her uyarı, aynı zamanda bir seçenek de sunuyor: Hâlâ zaman var. Bilim insanları, ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmanın mümkün olduğunu, bunun için de radikal ancak uygulanabilir adımların acilen atılması gerektiğini söylüyor. Umut, iyimser bir beklenti değil, aktif bir duruştur. Bilimin gösterdiği yolda ısrarla yürüme kararlılığıdır.

Bireysel Tüketim Tuzağı ve Sistemik Dönüşüm

Peki ne yapmalıyız? İlk akla gelen “bireysel önlemler”: Suyu idareli kullan, plastik kullanma, ampulünü değiştir. Bunlar değerli ve gerekli alışkanlıklar. Ancak, sorunun ölçeğini düşündüğümüzde yetersiz kalma riski taşıyorlar. İklim krizi sistemsel ve küresel bir krizdir. Enerji üretim sistemlerimizden, ulaşım politikalarımıza, tarım modellerimizden, sanayideki dönüşüme kadar köklü bir değişimi gerektirir. Birey olarak asıl sorumluluğumuz, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmenin ötesinde, bu sistemik dönüşümü talep eden “yurttaşlar” olmaktır. Bu, oy verirken, yerel yönetimlere soru sorarken, şirketlerin çevre politikalarını takip ederken kendini gösterir.

Sadece bizim ülkeye özgü değil küresel düşünmeli, her ülkenin yurttaşlarından katkılar beklenmelidir. Açlıkla, yoksullukla boğuşan insanlar için son seçenek iklim değişikliği ile mücadele kavramı olabilir, onlara bir şey ifade etmeyebilir, ancak tam da bu noktada ilişkiler ağına bakabilirlerse eğer açlık ve yoksulluğun temel dinamiklerinden birinin de iklim değişikliği olduğunu görebilirler…

Türkiye’nin İkili Sınavı: Gelişme ve Koruma

Türkiye, iklim mücadelesinde kendine özgü zorluklar ve fırsatlarla dolu bir pozisyonda. Bir yandan kalkınma hedefleri, enerji ihtiyacı, diğer yandan iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgeler arasında olma riski. Bu ikilem, bir seçim değil, bir denge kurma sanatı olarak ele alınmalı. Yani terazinin bir tarafında kalkınma diğer tarafında iklim değişikliği sorunları var. Ülkemiz gözümüzün önünde iklim değişiklinden etkilenmeye devam ediyor. Ama, iyi haber şu: Türkiye, yenilenebilir enerji potansiyeli (güneş, rüzgâr, jeotermal) açısından Avrupa’da önemli bir yere sahip.

Bu alandaki yatırımlar sadece çevre için değil, enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve yeni iş alanları yaratmak için de kritik. “Yeşil kalkınma” bir slogan değil, somut bir kalkınma yol haritası olarak benimsenmeli. Aynı şekilde, orman varlığını korumak ve artırmak, mera alanlarını rehabilite etmek, sürdürülebilir tarımı desteklemek hem iklim direncini artıracak hem de kırsal kalkınmayı sağlayacaktır. Sadece kanun düzenleyicilerin aksiyonları yeterli değil, bilakis yerel hizmetlere, kişi, toplum ve kuruluşlara çok daha aktif görevler düşmektedir…

Yerelden Evrensele: Mücadelenin Katmanları

İklim mücadelesi çok katmanlı, çok teferruatlıdır, bir o kadar da kolay argümanlar içerir. Siyasi ayrımcılığa gidilmeden bu konu üzerinde toplumsal mutabakat rahatlıkla sağlanabilir. Uluslararası anlaşmalar, ulusal politikalar (yeşil mutabakat uyum süreçleri) elbette hayatidir. Ancak dönüşüm, belediyelerin toplu taşıma yatırımlarında, kentsel dönüşüm projelerinde, atık yönetiminde; sivil toplumun takipçiliğinde, bilim insanlarının ürettiği verilerde, çiftçilerin toprakla uyumlu yöntemlerinde, sanayicilerin temiz üretim teknolojilerine yaptığı yatırımlarda somutlaşıyor. Mahallemizdeki ağacı korumak da güneş enerjisi kooperatifi kurmak da, bir öğretmenin öğrencisine ekosistemi anlatması da bu mücadelenin birer parçasıdır…Bu yararlı alanlarda çalışarak sayılarını arttırabiliriz.

Sonuç: Mücadele Günü’nden Mücadele Çağına

8 Aralık, bir hatırlatma periyodu olarak değerli. Ama asıl mesele, bu özel günün ruhunu 365 güne yaymak. İklim değişikliği ile mücadele, tek bir sektörün veya grubun değil, tüm toplumun, ülkelerin, devletlerin, uluslararası kurum ve kuruluşların ortak sorumluluğudur. Uzay çalışmalarının da bu bağlamda ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Gezegenin fiziksel sınırlarına saygı duyan, adil, sürdürülebilir ve dayanıklı bir gelecek inşa etmek mümkün. Bu gelecek, karamsarlığa değil, sorumluluğa; pasifliğe değil, harekete; bir günlük sembolizme değil, her gün süren kolektif bir çabaya ihtiyaç duyuyor. Bugün, sadece takvimdeki bir işaret. Ama bu işareti, bu mücadeleyi bir işaret fişeği gibi başlangıç olarak algılayıp tüm yıla yaymak gerekir. Yarını şekillendirecek olan ise, bugün attığımız ve atmaya devam edeceğimiz adımlardır. Unutmayalım: İklim için mücadele, geleceğe yapılan en insani yatırımdır. Açlık ve yoksullukla savaşmanın da adımlarından biridir.

Gelecek Yazımda Buluşmak Üzere…

Sevgi ve Saygılarımla…

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !