Bakan Şimşek Açıkladı: Turizm Geliri 65,6 Milyar Dolara Ulaş...
Bakan Şimşek Açıkladı: Turizm...
18:11Türkiye’nin Enerji Faturası Geriledi: İlk Çeyrekte Yüzde 14...
Türkiye’nin Enerji Faturası Ge...
18:11Turizmde Dev Yatırım Rehberi: 2026 Tahsis Haritası ve En Kâr...
Turizmde Dev Yatırım Rehberi:...
18:05Bakan Kurum’dan Kritik Enerji Mesajı: Temiz Enerjiye Geçiş H...
Bakan Kurum’dan Kritik Enerji...
Ankara’da bir etkinlik alanına girdim…
Ama birkaç dakika sonra şunu fark ettim:
Ben bir etkinlikte değil, memleketimdeydim.
Çünkü ben Trabzonluyum.
Çaykaralıyım.
Perşembeden pazara dört gün süren Başkent Trabzon Günlerinin üçüncü günü, 11 Nisan Cumartesi günü alandaydım.
Ve o gün hissettiğim şey çok netti:
Trabzon, Ankara’ya gelmişti.
Daha girişte sizi karşılayan şey kalabalık değil, duyguydu.
Bordo-mavi…
Sadece bir renk değil, bir aidiyet biçimi.
Boynunda atkılarla dolaşan insanlar, stantlar arasında gezinen aileler, çayını yudumlarken memleket sohbeti yapan büyükler…
Bu bir organizasyon alanı değildi.
Bu, bir kimliğin yeniden kurulduğu yerdi.
İçeriye doğru ilerledikçe kalabalık arttı.
Ama bu kalabalık bildiğimiz kalabalık değildi.
Bu;
O an şunu düşündüm:
Memleket, sadece gidilen yer değil; karşılaşılan insandır.
Bu anlamlı ziyareti,
değerli dostum, gençlik arkadaşım Ersin Bebek ile birlikte gerçekleştirdim.
Kalabalığın içinde birlikte yürürken,
bir yandan geçmişi konuştuk, bir yandan bugünü izledik.
Bazen aynı anda aynı kişiyi fark ettik,
bazen aynı hatıraya güldük.
Ve şunu bir kez daha anladım:
Memleket, bazen bir dostla birlikte daha anlamlıdır.
Çay kuyrukları…
Kuymağın başındaki yoğunluk…
Tereyağı, peynir, fındık ezmesi…
Uzayan sıralar vardı ama kimse şikâyet etmiyordu.
Çünkü insanlar sadece bir ürün almıyordu.
Bir yayla sabahını, bir köy akşamını, bir çocukluk hatırasını alıyordu.
İlgi gerçekten müthişti.
Bu sadece bir alışveriş değil,
bir aidiyetin yeniden kurulmasıydı.
Ankara’daki Trabzonlulardan oluşan bir çay grubunun koordinatörü
Osman Malkoç ile yaptığımız sohbet, bu buluşmanın ruhunu en yalın haliyle ortaya koydu.
Malkoç’un sözleri, organizasyonun en sade ama en güçlü özetiydi:
“Bu tür buluşmaların en kıymetli tarafı insanların bir araya gelmesi. Eksikler elbette var ama önemli olan bu kalabalığın aynı çayın etrafında buluşması. İnsanlar burada sadece çay içmiyor, birbirini buluyor, hasret gideriyor.”
Gerçekten de o gün çay sadece içilmedi…
Bir bağ kuruldu.
Bahar Kastan ile yaptığımız değerlendirme ise organizasyonun anlamını daha da derinleştirdi.
Kastan, bu buluşmayı şu sözlerle anlattı:
“Biz burada sadece Trabzon’u tanıtmıyoruz. Biz burada bir ruhu yaşatıyoruz. Bu bir görev değil, bir gönül meselesi. İnsanlar buraya sadece gezmeye değil, hissetmeye geliyor.”
Ve şu cümlesi, günün özeti gibiydi:
“Burası Ankara’da Trabzon’un kalbinin attığı yer.”
Belki de günün en çarpıcı anlarından biri…
Alanın bir köşesinde iki genç kızla karşılaştım.
Türkçe konuşuyorlardı.
Biri Togo’dan, diğeri Etiyopya’dan gelmişti.
Ankara’da eğitim görüyorlardı.
“Trabzon’u nereden biliyorsunuz?” diye sordum.
Verdikleri cevap çok netti:
“Dizilerden… Taşacak Bu Deniz’den…”
Bir dizi…
Ama bir şehri merak ettirecek kadar güçlü.
Trabzon’u görmek istemişlerdi.
Bu yüzden buradaydılar.
“Nasıl buldunuz?” dedim.
“Çok güzel” dediler.
“Karadeniz çok güzel.”
Sonra onlardan bir cümle rica ettim.
Gülümsediler ve şu cümleyi kurdular:
“Bize her yer Trabzon.”
İşte o an anladım:
Trabzon artık sadece Trabzonluların değil.
Bir hissin, bir hikâyenin adı olmuş.
Etkinlikte yaptığımız röportajlardan biri de
Koray Koçhan ileydi.
Koçhan, doğa ile kalkınma arasında kurulması gereken dengeye dikkat çekti.
Bu yaklaşım, bölgenin geleceği açısından önemli bir perspektif sunuyor.
Başkent Trabzon Günleri…
Dört gün sürdü.
Ama etkisi çok daha uzun sürecek.
O gün Ankara’da:
Ve biz…
Bir günlüğüne de olsa memlekete gittik.
Elbette yazacak, konuşacak çok şey var.
Eksikler de var, geliştirilmesi gereken taraflar da…
Ama bütün bunların ötesinde bir gerçek var:
Bu buluşma, bir şehrin değil bir ruhun buluşmasıydı.
Ve o ruh oradaydı.
Canlıydı.
Güçlüydü.
Gelecek yıl daha iyisi olur mu?
Olmalı.
Ama şu kesin:
Bu hikâye daha yeni başlıyor.
19.04.2026 - 00:05
10.04.2026 - 11:09
07.04.2026 - 10:18
05.04.2026 - 13:57
03.04.2026 - 19:46
22.03.2026 - 23:41
17.02.2026 - 22:22
06.02.2026 - 03:09
02.02.2026 - 15:10
30.01.2026 - 00:50
13.01.2026 - 00:59
02.01.2026 - 20:07
27.12.2025 - 14:47
25.12.2025 - 23:55
23.12.2025 - 02:24
15.12.2025 - 20:28
07.12.2025 - 18:57
02.12.2025 - 10:10
26.11.2025 - 10:26
22.11.2025 - 20:52
10.11.2025 - 20:55
03.11.2025 - 16:11
31.10.2025 - 15:28
28.10.2025 - 14:53
24.10.2025 - 02:55
23.10.2025 - 03:13
22.10.2025 - 19:03
21.10.2025 - 10:24
20.10.2025 - 00:22
19.10.2025 - 15:36
13.10.2025 - 23:23
07.10.2025 - 10:22
05.10.2025 - 13:03
28.09.2025 - 22:00
25.09.2025 - 16:16
24.09.2025 - 06:40
12.09.2025 - 14:00
26.08.2025 - 23:16
18.08.2025 - 14:58
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir