Ferhat Göçer Konseriyle Başlayan Festival Manisa’yı Hareketl...
Ferhat Göçer Konseriyle Başlay...
01:10Havuz, Deniz ve Güneş Tırnakları Nasıl Etkiliyor?
Havuz, Deniz ve Güneş Tırnakla...
00:51Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’dan Dünya Süt G...
Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı M...
00:22Manaz Mağaraları ve Tarihi Ambarlar İçin Kritik İnceleme
Manaz Mağaraları ve Tarihi Amb...
6 Şubat sabahı bu ülke sadece uykusundan uyanmadı.
Bir alışkanlıktan uyandı.
“Bize bir şey olmaz” rehavetinden,
“Sonra bakarız” ertelemesinden,
“Allah korusun” deyip önlem almamaktan uyandı.
Toprak sallandı, şehirler çöktü.
Ama en çok, yıllardır ertelenen gerçekler ortaya çıktı.
İnsanlar birbirine koştu.
Devlet sahadaydı.
Millet sokaktaydı.
Bir el diğerini arıyordu; tanımak için değil, tutmak için.
Hatay’da bir tabak yemek paylaşıldı.
Adıyaman’da bir kazma elden ele geçti.
Malatya’da bir çocuk, hiç tanımadığı birinin montuna sarıldı.
O an kimse şunu sormadı:
“Kimsin?”
“Nerelisin?”
“Kime oy verdin?”
Herkes sadece şuna baktı:
“Yaşıyor mu?”
“Ses geliyor mu?”
“Bir şey yapabilir miyiz?”
Bu ülke, belki de uzun zamandır ilk kez,
lafla değil, refleksle bir araya geldi.
Depremden sonra şunu gördük:
Kurumlar hızlanabiliyormuş.
Bürokrasi aşılabiliyormuş.
Kaynak bulunabiliyormuş.
Gönüllüler organize olabiliyormuş.
Demek ki mesele imkân değilmiş,
mesele neyi öncelediğimizmiş.
O zaman insanın aklına şu geliyor:
Bu ciddiyet, bu birlik, bu seferberlik
neden binalar ayaktayken ortaya çıkmadı?
Depremden sonra herkes aynı cümleyi kurdu:
“Keşke daha önce…”
Keşke denetimler gerçekten yapılsaydı.
Keşke zemine bakılsaydı.
Keşke “idare eder” denmeseydi.
Çünkü deprem doğal.
Ama bu kadar yıkım değil.
Evet, her şey kusursuz değildi.
İlk saatler zordu.
Koordinasyon aksadı.
İnsanlar günlerce haber bekledi.
Bunları yok saymak vicdansızlık olur.
Ama başka bir gerçeği de görmezden gelemeyiz:
Bu ülke, zorlandığında birbirini bırakmadı.
Devlet refleks gösterdi.
Millet yükün altına girdi.
Belediyeler, sivil toplum, gönüllüler…
Herkes elinden geleni yaptı.
Bu tablo şunu gösterdi:
Türkiye kriz anında dağılmıyor.
Ama kriz öncesinde dağılıyor.
6 Şubat’ta yıkılan sadece binalar değildi.
Yıkılan, “bize bir şey olmaz” düşüncesiydi.
Yıkılan, “bir imza ile hallederiz” anlayışıydı.
Yıkılan, insan hayatını maliyet hesabına sığdıran zihniyetti.
Ve biz bunu ancak enkazın başında fark ettik.
Oysa aynı dayanışma,
aynı kararlılık,
aynı hız
riskli binalar konuşulurken olsaydı;
bugün bu kadar mezar olmazdı.
Bu soru kolay bir soru değil.
Çünkü cevabı “evet” ya da “hayır” kadar net değil.
Evet, bazı şeyler değişti.
Deprem kelimesi artık daha yüksek sesle söyleniyor.
Riskli yapı lafı masada.
Kentsel dönüşüm hızlandı deniyor.
Toplanma alanları, erken uyarı sistemleri, tatbikatlar yeniden konuşuluyor.
Ama dürüst olalım:
Bunların kaçı gerçekten hayat kurtaracak ölçekte?
Refleks gösterdik, doğru.
Ama refleks ile alışkanlık aynı şey değil.
Refleks geçer.
Alışkanlık kalır.
Asıl mesele burada.
İstanbul’u herkes konuşuyor.
Ama kimse konuşurken rahat değil.
“İstanbul’da olursa ne olur?”
Bu soru masalarda dolaşıyor,
haberlerde ima ediliyor,
ama yüksek sesle söylenemiyor.
Cevabı zor ama saklamaya gerek yok.
İstanbul’da olacak bir büyük deprem,
6 Şubat’tan çok daha karmaşık,
çok daha yönetilmesi zor bir tablo yaratır.
Ve bu kez mesele sadece binalar değil,
bir ülkenin sinir sistemi olur.
Çünkü İstanbul:
daha kalabalık,
daha yoğun,
daha iç içe,
daha eski yapı stokuna sahip.
Ve hâlâ milyonlarca insan,
“bir şekilde ayakta durur” denilen binalarda yaşıyor.
Eğer bugün hâlâ:
denetim kağıt üstünde kalıyorsa,
güçlendirme yerine erteleme tercih ediliyorsa,
“bir şey olmaz” cümlesi hâlâ kullanılıyorsa,
cevap kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Evet.
Benzer acılar,
benzer pişmanlıklar yaşanır.
Belki daha hızlı gideriz.
Belki daha organize oluruz.
Ama enkaz oluştuysa,
ne kadar hızlı olursan ol,
geç kalmış olursun.
Ders almak, depremden sonra konuşmak değildir.
Ders almak;
bina yıkılmadan harekete geçmektir,
kimse bağırmadan önce önlem almaktır,
günü değil, hayatı merkeze koymaktır.
6 Şubat bize şunu gösterdi:
Bu ülke, en zor anda bile birbirini bırakmıyor.
Ama asıl sınav şudur:
Bu birliktelik,
enkaz olmadan da mümkün mü?
6 Şubat artık sadece bir tarih değil.
Bir ölçü.
Ne yaptığımızı,
ne yapmadığımızı,
neyi ertelediğimizi ölçen bir gün.
Eğer depremden sonra gösterilen birlik,
depremden önce de mümkün olursa;
işte o zaman gerçekten ders almış oluruz.
Aksi hâlde,
aynı acıyı
aynı cümlelerle
bir başka tarihte yeniden konuşuruz.
Ve bu ülke,
aynı yükü bir kez daha taşımak zorunda kalır.
Allah bu millete bir daha böyle felaketler yaşatmasın.
Tüm karar sahiplerine de, felaketlerden sonra değil;
felaketler olmadan önce gerekeni yapacak feraseti versin.
20.05.2026 - 02:12
17.05.2026 - 01:38
05.05.2026 - 16:05
19.04.2026 - 00:05
12.04.2026 - 19:53
10.04.2026 - 11:09
07.04.2026 - 10:18
05.04.2026 - 13:57
03.04.2026 - 19:46
22.03.2026 - 23:41
17.02.2026 - 22:22
02.02.2026 - 15:10
30.01.2026 - 00:50
13.01.2026 - 00:59
02.01.2026 - 20:07
27.12.2025 - 14:47
25.12.2025 - 23:55
23.12.2025 - 02:24
15.12.2025 - 20:28
07.12.2025 - 18:57
02.12.2025 - 10:10
26.11.2025 - 10:26
22.11.2025 - 20:52
10.11.2025 - 20:55
03.11.2025 - 16:11
31.10.2025 - 15:28
28.10.2025 - 14:53
24.10.2025 - 02:55
23.10.2025 - 03:13
22.10.2025 - 19:03
21.10.2025 - 10:24
20.10.2025 - 00:22
19.10.2025 - 15:36
13.10.2025 - 23:23
07.10.2025 - 10:22
05.10.2025 - 13:03
28.09.2025 - 22:00
25.09.2025 - 16:16
24.09.2025 - 06:40
12.09.2025 - 14:00
26.08.2025 - 23:16
18.08.2025 - 14:58
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir