Ferhat Göçer Konseriyle Başlayan Festival Manisa’yı Hareketl...
Ferhat Göçer Konseriyle Başlay...
01:10Havuz, Deniz ve Güneş Tırnakları Nasıl Etkiliyor?
Havuz, Deniz ve Güneş Tırnakla...
00:51Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz’dan Dünya Süt G...
Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı M...
00:22Manaz Mağaraları ve Tarihi Ambarlar İçin Kritik İnceleme
Manaz Mağaraları ve Tarihi Amb...
Türkiye’nin doğa gündeminde haftalardır aynı soru yankılanıyor:
Yeni Milli Parklar Kanunu gerçekten doğayı mı koruyacak, yoksa doğayı kullanmanın yeni yollarını mı açacak?
TBMM’de görüşülen bu düzenleme, yalnızca teknik bir değişiklik değil;
doğayı kim için, hangi anlayışla ve hangi sınırlar içinde koruyacağımızı sorgulatan bir dönemeç niteliğinde.
Kimine göre yasa, modern çağın ihtiyaçlarına yanıt veren bir güncelleme.
Kimine göre ise, milli parkları ticari ve bireysel menfaatlere açan bir kapı.
Görünen o ki Bu yasa, koruma ile kullanım arasındaki en hassas dengeyi yeniden tanımlıyor.
Yeni düzenlemeyle birlikte Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü özel bütçeli bir yapıya kavuşuyor.
Kaçak yapıların mahkeme kararı beklenmeden yıkılabilmesi gibi güçlü yaptırımlar getiriliyor.
Ayrıca tüm korunan alanlarda uzun devreli gelişme planı ve yönetim planı hazırlanması zorunlu hale geliyor.
Ancak aynı yasa, “kamu yararı” ve “zaruret” gerekçeleriyle,
milli park sınırları içinde turistik tesisler ve altyapı projelerine (enerji, su, ulaşım, iletişim hatları vb.) izin verilmesini mümkün kılıyor.
Bu tesislerin özel sektör tarafından işletilmesine olanak tanıyan intifa hakkı,
49 yıl süreyle — başarılı bulunursa — 99 yıla kadar uzatılabilecek.
Yani yasa bir yandan koruma araçlarını güçlendiriyor,
öte yandan kullanım alanlarını genişletiyor.
Yasanın en çok tartışılan yönü tam da bu.
Geçmişte “kamu yararı” adı altında ormanların, vadilerin, kıyıların nasıl yapılaşmaya açıldığını biliyoruz.
Şimdi benzer bir kavram, milli parklar için yeniden karşımızda.
Kâğıt üzerinde her şey planlara, onaylara ve denetime bağlı görünse de,
uygulamada “kamu yararı”nın geniş yorumlanması özel menfaatlerin önünü açabilir.
Uzun vadeli işletme izinleri, fiilen “kamusal alanın özel kullanıma devri” anlamına gelir.
Üstelik enerji ve altyapı hatlarının milli park sınırlarından geçirilebilmesi,
doğal yaşamın bütünlüğünü sessizce parçalayabilir.
• Denetim gücünün artması, kaçak yapıların hızla kaldırılması
ve koruma memuru sayısının artması olumlu gelişmeler.
• Tüm korunan alanlarda yönetim planı zorunlu hale gelmesi,
doğayı rastlantılara bırakmayan bir koruma anlayışını işaret ediyor.
• Ayrıca Genel Müdürlüğe tanınan döner sermaye hakkı,
doğrudan koruma faaliyetlerine kaynak sağlayabilirse önemli bir katkı sunabilir.
Ancak bu yenilikler, yalnızca kâğıt üzerinde kalırsa anlamını yitirir.
Gerçek koruma, sahada uygulanan şeffaflık ve kararlılıkla mümkündür.
Aksi hâlde “koruma” başlığı altında yeni bir “kullanım dönemi” başlayabilir.
Çevre örgütleri, akademisyenler ve doğa platformları,
bu yasanın “koruma değil, kullanım” odaklı olduğunu savunuyor.
Uzun süreli özel işletme hakları, altyapı istisnaları
ve “kamu yararı” kavramının muğlaklığı en sık dile getirilen kaygılar arasında.
Tarım ve Orman Bakanlığı ise eleştirilere şu yanıtı veriyor:
“Amaç doğayı daha etkin korumak. Otel yapılmasının önü açılmıyor;
yetkiler sadeleştiriliyor, denetim güçleniyor.”
Ne var ki doğa koruma tarihimiz,
iyi niyetli yasaların bile yanlış uygulamalarla doğaya zarar verebildiğini defalarca gösterdi.
Bu yüzden asıl soru şudur:
Bu yasa, gerçekten doğayı mı koruyacak, yoksa koruma görünümü altında doğayı dönüştürecek mi?
Görünen o ki yasa yürürlüğe girecek.
O hâlde en azından doğa lehine sonuçlar doğurması için
bazı temel ilkelere azami düzeyde dikkat edilmelidir.
• “Kamu yararı” tanımı açık ve bilimsel olmalı.
Bir projenin kamu yararına sayılması için ekonomik değil,
ekolojik ölçütler esas alınmalıdır.
Bağımsız bilim insanlarının hazırladığı ekolojik etki değerlendirmeleri zorunlu hale getirilmeli
ve kamuoyuna açık biçimde paylaşılmalıdır.
• Özel kullanım hakkı verilen tesisler kısa vadeli ve sıkı denetimli olmalıdır.
Doğayı tahrip eden hiçbir işletme ikinci şansı hak etmemelidir.
• Altyapı projeleri için “alternatifsizlik” ilkesi geçerli olmalıdır.
Bir milli parkın içinden boru hattı geçirmek,
ancak hiçbir başka seçenek kalmadığında mümkün olmalıdır.
Her durumda habitat kaybını telafi eden ekolojik iyileştirme yükümlülükleri uygulanmalıdır.
• Planlama ve izin süreçleri tamamen şeffaf olmalıdır.
Yerel halkın, doğa gönüllülerinin ve uzman kuruluşların katılımı zorunlu hale getirilmelidir.
• Her milli park için ziyaretçi kapasitesi belirlenmelidir.
Doğanın kaldırabileceği sınır aşıldığında sistem otomatik kısıtlamaları devreye sokmalıdır.
Doğayı korumak, sadece yasa çıkarmakla değil;
o yasanın vicdanla, bilimle ve kamu sorumluluğuyla uygulanmasıyla mümkündür.
Yeni Milli Parklar Kanunu, doğa koruma tarihimizde
belki de en kritik eşiği temsil ediyor.
Bir tarafında ekonomik kazanç, diğer tarafında ekolojik denge var.
Gerçek denge, bu iki uç arasında değil;
doğanın kendi sınırlarında gizlidir.
Eğer yasa, bu sınırları gözetir ve şeffaf uygulanırsa,
gelecek kuşaklara yaşanabilir bir ülke bırakmak mümkün olur.
Ama aksi olursa, geriye yalnızca bir tabela kalır:
“Bir zamanlar burada bir milli park vardı.”
Dileğimiz odur ki;
Çevreyle ilgili yürütülen Sıfır Atık Projesi, yenilenebilir enerji yatırımları,
biyolojik çeşitlilik eylem planları ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri gibi
ülkemiz için gerçekten değerli çevre ve sürdürülebilirlik çalışmaları,
bu yasa nedeniyle gölgede kalmasın.
Çünkü doğayı korumak yalnızca yasal düzenlemelerle değil,
bütüncül bir ekolojik vicdanla mümkündür.
Koruma anlayışı, yalnızca kanun maddelerinde değil;
ülkenin enerji politikasında, kent planlamasında, eğitim sisteminde
ve bireysel yaşam tercihlerinde de karşılık bulmalıdır.
Gerçek başarı, doğayı kalkınmanın önünde engel görmeyip,
kalkınmayı doğanın sınırlarına saygılı bir biçimde tanımlayabilmektir.
“Doğayı dinlemek sadece kuş sesini duymak değildir;
toprağın sabrını, ormanın sınırını ve insanın haddini bilmektir.”
20.05.2026 - 02:12
17.05.2026 - 01:38
05.05.2026 - 16:05
19.04.2026 - 00:05
12.04.2026 - 19:53
10.04.2026 - 11:09
07.04.2026 - 10:18
05.04.2026 - 13:57
03.04.2026 - 19:46
22.03.2026 - 23:41
17.02.2026 - 22:22
06.02.2026 - 03:09
02.02.2026 - 15:10
30.01.2026 - 00:50
13.01.2026 - 00:59
02.01.2026 - 20:07
27.12.2025 - 14:47
25.12.2025 - 23:55
23.12.2025 - 02:24
15.12.2025 - 20:28
07.12.2025 - 18:57
02.12.2025 - 10:10
26.11.2025 - 10:26
22.11.2025 - 20:52
10.11.2025 - 20:55
03.11.2025 - 16:11
31.10.2025 - 15:28
28.10.2025 - 14:53
24.10.2025 - 02:55
23.10.2025 - 03:13
22.10.2025 - 19:03
21.10.2025 - 10:24
19.10.2025 - 15:36
13.10.2025 - 23:23
07.10.2025 - 10:22
05.10.2025 - 13:03
28.09.2025 - 22:00
25.09.2025 - 16:16
24.09.2025 - 06:40
12.09.2025 - 14:00
26.08.2025 - 23:16
18.08.2025 - 14:58
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir