Çanakkale Ayvacık’ta Orman Yangını: Büyükhusun’da Soğutma Ça...
Çanakkale Ayvacık’ta Orman Yan...
14:02Fransa’da Orman Yangını Alarmı: 7 Bölgede En Yüksek Risk Sev...
Fransa’da Orman Yangını Alarmı...
13:43Türkiye’de Son Depremler: En Büyük Sarsıntı Gökçeada Açıklar...
Türkiye’de Son Depremler: En B...
02:30Hobi Bahçeleri Yıkılıyor Mu? 2026 Son Durum, Yıkım Yapılan Y...
Hobi Bahçeleri Yıkılıyor Mu? 2...
İnsan, dünyaya konuşmayı öğrenerek değil, “dinlemeyi” bilerek gelir. Bir bebeğin ilk ihtiyacı, sözcüklerden önce kendisini duyan, hisseden ve anlayan bir yürektir. Belki de bu yüzden dinlenmek, insanın en eski güven duygusudur.
Ne var ki bugün aynı evde yaşayan insanlar bile birbirlerini duymadan konuşuyor; aynı sınıfta bulunan öğrenciler anlaşılmadan öğrenmeye çalışıyor, aynı kurumda çalışan insanlar birbirlerini dinlemeden kararlar alıyor. Ortamda kelimeler çoğalıyor fakat anlam giderek azalıyor.
Aslında kaybolan, kelimeler değil. İnsanlar arasında asıl yitirilen; dikkat, sabır ve birbirimizle paylaşmaya yeterince razı olamadığımız gönül hoşluğudur.
Ne tuhaf! Teknolojinin gelişmesiyle iletişim kurmanın kolaylaştığını düşünüyorduk. Oysa gün geçtikçe iletişim araçları çoğalırken iletişimin kendisi derinleşmedi; aksine çoğu zaman yüzeyselleşti.
Bugün insanlar yalnızca ve alelacele cevap vermek için dinliyor; anlamak, kavramak için değil. Karşımızdaki konuşurken zihnimiz çoktan vereceğimiz cevabı hazırlıyor. Çünkü her “ben”e göre en doğru cevap yalnızca kendisindedir. Dinlemeye ne gerek var ki!
Sosyal medya ekranlarında olduğu gibi gerçek hayatta da herkes kendi cümlesini öne çıkarmaya çalışıyor. Böyle olunca konuşmalar, iki insanın ortak hakikati aradığı bir yolculuk olmaktan çıkıyor; birbirini ikna etmeye çalışan iki inatçı monoloğa dönüşüyor.
Bu tablo elbette yalnızca bireysel bir iletişim sorunu değildir. Aynı zamanda aileyi, eğitimi, çalışma hayatını ve toplumsal güveni etkileyen sessiz bir krizdir.
Çocuklar, kendilerini anlatabilecekleri güvenli bir alan bulamadıklarında içlerine kapanıyor ya da bağırarak, ağlayarak kendilerini duyurmaya çalışıyor. Öğrenciler, dinlenmediklerini hissettiklerinde merak duygularını kaybediyor. Çalışanlar, fikirlerinin değer görmediği ortamlarda üretmekten vazgeçiyor; mesleki küskünlüğe bürünüyor.
Eşler, birbirlerinin cümlelerini tamamlamadan hüküm vermeye başladıklarında aynı ev, aynı çatı altında konuşlanmış “iki yalnızlık”a dönüşebiliyor.
Kısacası dinleme eksikliği yalnızca iletişimi değil; insanlardaki aidiyet ve güven duygusunu, birlikte yaşama iradesini de zedeliyor.
Kendimize sormamız gereken ilk soru şudur:
Dinlemeyi ne zaman unuttuk?
“Hızın değer, sessizliğin ise zaman kaybı sayıldığı bir çağda yaşıyoruz.” diyeceksiniz. Evet, belki de “dinleme erdemi” tam da buralarda unutuldu.
Oysa insanın olgunlaşması, gelişimi, varoluşu ve hatta mutluluğu çoğu zaman konuşurken değil, dinlerken; konuşulduğunda değil, dinlendiğinde gerçekleşir.
Dinlemek, yalnızca sesleri işitmek midir?
Elbette hayır!
Dinlemek; bir bakışı okumak, bir suskunluğu fark etmek ve söylenmeyeni de anlayabilmektir. Nitelikli dinleme, karşımızdakine “Sen benim için önemlisin.” diyebilmenin en sade ve en güçlü yoludur.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, güzel konuşmaktan önce güzel dinlemektir. Çünkü dinlemek; nezaketin başlangıcı, empatiye açılan kapı, adaletin ve merhametin ilk basamağıdır.
Birbirini gerçekten dinleyen insanlar, aynı fikirde olmasalar bile aynı insanlık noktasında buluşabilirler. Bugün ihtiyaç duyulan, daha yüksek sesle konuşmaktan ziyade daha derin bir dikkatle birbirimizi anlamaya çalışmaktır.
Bu yazı, bir hüküm vermek amacıyla yazılmadı. Yazımız, insan ve dinleme adına çıkılan uzun bir yolculuğun başlangıcıdır.
Önümüzdeki süreçte birlikte şu soruların peşine düşeceğiz:
Neden birbirimizin sözünü kesiyoruz?
Çocuklar neden dinlenmiyor ya da neden dinlemiyor?
Öğretmen neden dinlemiyor?
Yönetici neden dinlemiyor?
Eşler neden birbirlerini duymuyor?
Sessizlik, yani o muhteşem sükût ve derinlik, neden hayatımızdan çekiliyor?
Ve en önemlisi: Dinlemeyi yeniden öğrenebilir miyiz?
Çünkü inanıyorum ki insanın insana yeniden ve içtenlikle kulak verdiği gün yalnızca iletişimimiz değil; ailemiz, eğitimimiz, şehirlerimiz ve geleceğimiz de yeniden nefes almaya başlayacaktır.
Rânâ İSLÂM DEĞİRMENCİ
Eğitimci / Şair - Yazar
02.06.2026 - 14:14
21.05.2026 - 17:46
28.04.2026 - 23:29
20.04.2026 - 22:33
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir