Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
“Her Şeye Yetişme” Çağının Gizli Sancısı: Koşuyoruz Ama Nereye?
“Her Şeye Yetişme” Çağının Gizli Sancısı: Koşuyoruz Ama Nereye?

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kurulan o çalar saat, aslında sadece yeni bir günü değil, bitmek bilmeyen bir yarışı da müjdeliyor. Yataktan fırladığımız andan itibaren zihnimizde görünmez bir liste açılıyor: İş yerinde teslim edilecek projeler, e-postalar, yanıtlanması gereken mesajlar, kaçırılmaması gereken toplantılar… Ama yetmez. Aynı zamanda sağlıklı beslenen, sporunu aksatmayan, kişisel gelişim kitaplarını bitiren, harika bir sosyal çevreye sahip olan ve eğer varsa çocuğunun gelişim evrelerini kaçırmayan o “kusursuz” insan olmalıyız. Vitrin her zaman pırıl pırıl, performans hep zirvede olmalı.

Peki, günün sonunda başımızı yastığa koyduğumuzda hissettiğimiz o ağır, kemiklere kadar işleyen yorgunluk neyin nesi? Bu yorgunluk sadece fiziksel bir bitkinlik değil; modern dünyanın sırtımıza yüklediği “her şeye yetişme” zorunluluğunun ruhumuzda bıraktığı gizli bir sancı.

Sosyolog Byung-Chul Han, günümüz toplumunu bir “yorgunluk toplumu” olarak tanımlıyor. Eskinin itaatkâr toplumu, yerini özgür olduğunu düşünen ama aslında kendi kendisinin acımasız patronu hâline gelen “başarı toplumuna” bıraktı. Artık tepemizde bizi çalışmaya zorlayan sert bir figür yok; onun yerine içimizde sürekli kamçı sallayan, “Daha iyisini yapabilirsin, daha çok yetişebilirsin.” diye fısıldayan bir ses var. Kendi hayatımızın hem işçisi hem de bizi sürekli denetleyen müdürü hâline geldik. Başarıyı ve her alanda var olmayı bir özgürlük sanırken aslında kendi kendimizi hapsettiğimiz bir kusursuzluk hücresinin duvarlarını örüyoruz.

Bu yarışın en ironik tarafı ise her şeye yetişmeye çalışırken aslında hiçbir şeyin tadına varamıyor oluşumuz. Bir dostla içilen kahve, bir sonraki işin planıyla bölünüyor; çocuğumuzla oynadığımız oyun, ekrana düşen bir e-posta bildirimiyle kesintiye uğruyor. Hayatı derinlemesine yaşamak yerine, yapılacaklar listesindeki maddelerin üzerine çarpı atmakla ömür tüketiyoruz. Hız, modern zamanların en büyük illüzyonudur. Koşuyoruz, durmaksızın koşuyoruz ama nereye yetişmeye çalıştığımızı, ilk başta neden yola çıktığımızı çoktan unuttuk.

Üstelik bu koşturmaca, sınıfsal ya da mesleki sınırları da aşıyor. Plazadaki beyaz yakalıdan sokaktaki esnafa kadar herkes, zamanın parmaklarının arasından kayıp gitmesine karşı aynı çaresiz savaşı veriyor. Doğa bize mevsimlerin ritmini, durmanın ve dinlenmenin de büyümek kadar hayati olduğunu fısıldarken modern dünya bizi, ışıkları 7/24 sönmeyen bir üretim bandına mahkûm ediyor. Kendi doğamızdan uzaklaştıkça el birliğiyle yarattığımız bu yapay hızın altında eziliyoruz.

Belki de kurtuluş; her şeye yetişemeyeceğimizi, bazı trenleri kaçırmanın dünyanın sonu olmadığını kabul etmekle başlayacak. Hayatın güzelliği, mükemmel bir performans sergilemekte değil; bazen sadece durabilmekte, yorulunca arkana yaslanabilmekte ve o eksik kalma korkusuyla barışabilmekte saklı. Kendimize “eksik kalma hakkı” tanımadığımız sürece bu gizli sancı, şakaklarımızda zonklamaya devam edecek.

Yarın sabah o listeyi tekrar önüne aldığında kendine küçük bir alan bırak. Bazı e-postalar geç yanıtlanabilir, bazı işler yarına kalabilir ve sen bazı ortamlarda eksik kalabilirsin. Çünkü unutma: Her şeye yetişmeye çalışan insan, en çok kendine geç kalır.

Kendimize geç kalmadığımız, durmanın tadını çıkarabildiğimiz taze nefeslere…

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !