Stresi Yok Etmeye Değil, Yönetmeye Odaklanın: Mindfulness Dö...
Stresi Yok Etmeye Değil, Yönet...
09:37Türkiye’nin Su Sorunu Ne, Rekor Yağışlar Neden Barajlara Yet...
Türkiye’nin Su Sorunu Ne, Reko...
09:31Bugün Hava Nasıl Olacak? Antalya, Diyarbakır Ve Şanlıurfa 41...
Bugün Hava Nasıl Olacak? Antal...
09:25Troya’yı Yıkan 1500 Yıllık Depremin İzleri Bulundu: Roma Cad...
Troya’yı Yıkan 1500 Yıllık Dep...
Bir orman yangınının saat kaçta başladığını çoğu zaman öğreniyoruz.
“Yangın saat 14.30 sıralarında çıktı.”
Peki ya ihmaller ne zaman başladı?
Kuruyan otlar temizlenmediğinde mi?
Orman kenarındaki çöpler toplanmadığında mı?
Kırık cam şişeler güneşin altında bırakıldığında mı?
Elektrik hatlarının bakımı ertelendiğinde mi?
Bir vatandaş, “Bir şey olmaz.” diyerek izmaritini yol kenarına attığında mı?
Asıl yangın belki de alevler görülmeden çok önce başlıyor.
Çünkü ormanı yakan yalnızca ateş değildir. Dikkatsizlik, denetimsizlik, plansızlık ve alıştığımız ihmaller de ormanı yakar.
Alevler yükseldiğinde sosyal medya hesaplarımız aynı görüntülerle doluyor.
Yanan ağaçlar…
Kaçan hayvanlar…
Dumanların arasında mücadele eden ekipler…
Köyünü terk eden insanlar…
Hepimiz üzülüyoruz. “Ciğerlerimiz yanıyor.” diyoruz. Dualar ediyor, paylaşım yapıyor, sorumluların bulunmasını istiyoruz.
Fakat kendimize dürüstçe şu soruyu sormamız gerekiyor:
Yangın başlamadan önce ormanı ne kadar düşünüyoruz?
Piknik yaptıktan sonra ateşi gerçekten tamamen söndürüyor muyuz?
Cam şişeyi, plastik ambalajı ve çöpü doğada bırakıyor muyuz?
Yol kenarına sigara izmariti atan birini gördüğümüzde uyarıyor muyuz?
Ormanlık alanda duman gördüğümüzde “Birileri mutlaka haber vermiştir.” deyip geçiyor muyuz?
Yangınla mücadele yalnızca itfaiyecinin, ormancının veya jandarmanın görevi değildir. Yangın çıkmadan önce dikkatli olmak, tehlikeyi bildirmek ve doğaya zarar veren davranışa sessiz kalmamak da vatandaşlık sorumluluğudur.
Bizim toplum olarak tehlikeli bir alışkanlığımız var:
“Bir şey olmaz.”
Ateşin üzerine biraz su dökeriz, “Sönmüştür.” deriz.
İzmariti araçtan dışarı atarız, “Toprağa düştü.” diye düşünürüz.
Bahçedeki kuru otları yakarız, “Kontrol ederim.” diye kendimize güveniriz.
Rüzgâr hızlanır, kıvılcım sıçrar ve birkaç dakika içinde artık kontrol edilecek bir ateş değil, önünden kaçılacak bir yangın ortaya çıkar.
Sonra aynı cümle değişir:
“Nasıl oldu, anlayamadık.”
Oysa çoğu felaket bir anda meydana gelmez. Küçük bir dikkatsizlik, yanlış zamanda ve yanlış koşullarda büyük bir afete dönüşür.
Bir ormanın yıllar içinde büyüdüğünü, fakat dakikalar içerisinde yanabildiğini unutmamalıyız.
Ağacı dikmek kolaydır demiyorum. Elbette emek ister. Fakat asıl zor olan, dikilen fidanın onlarca yıl boyunca büyüyüp gerçek bir orman ekosistemine dönüşmesidir.
Yangından sonra “Yenisini dikeriz.” demek teselli olabilir. Ancak yanan ormanın içindeki yaşlı ağaçları, toprağı, böcekleri, kuş yuvalarını ve birbirine bağlı yaşam düzenini birkaç fidanla hemen geri getiremeyiz.
Bir orman yangınına uzaktan baktığımızda çoğu zaman yalnızca alevleri ve ağaçları görürüz.
Oysa ormanda yalnız ağaç yaşamaz.
Kuşlar vardır.
Kaplumbağalar, sincaplar, tavşanlar ve böcekler vardır.
Toprağın altında yaşayan, gözle göremediğimiz canlılar vardır.
Orman köylüsünün arıları, hayvanları, evi ve geçim kaynağı vardır.
Bir ağacın kovuğunda yavrularını büyüten kuş, yangın haberini telefondan öğrenmez. Tahliye otobüsüne binemez. Eşyalarını toplayıp güvenli bölgeye gidemez.
Peki biz orman yangınlarını konuşurken bu canlıların hakkını ne kadar düşünüyoruz?
Bir ormanı yalnızca kereste, piknik alanı veya manzara olarak görüyorsak zaten ilk yanlışı orada yapıyoruz.
Orman bir dekor değildir.
Orman, içinde milyonlarca canlının birbirine tutunarak yaşadığı büyük bir hayat sistemidir.
Yangın çıktığında ilk sorumuz genellikle şudur:
“Kim yaktı?”
Elbette kasıt, ihmal veya suç varsa sorumlular bulunmalı ve hukuk önünde hesap vermelidir.
Ancak yalnızca bir kişiyi bulup cezalandırmak, sorunun tamamını çözmez.
Şunu da sormalıyız:
Orman çevresindeki kuru otlar zamanında temizlendi mi?
Yangın şeritleri yeterli miydi?
Su kaynakları ve müdahale yolları hazır mıydı?
Elektrik hatları düzenli kontrol edildi mi?
Yerleşim alanlarıyla orman arasındaki güvenlik mesafesi korundu mu?
Bölge halkına eğitim verildi mi?
Yangın riski yükseldiğinde ormana girişler gerçekten denetlendi mi?
İhbarlara zamanında müdahale edildi mi?
Havadan ve karadan müdahale planları önceden hazırlandı mı?
Çünkü yangınla mücadelede yalnızca kahramanlık değil, hazırlık da gerekir.
Ekiplerin alevlerin içine girip canları pahasına mücadele etmesi elbette büyük bir fedakârlıktır. Fakat hiçbir ülke, ormanlarını yalnızca yangın çıktıktan sonra gösterilen kahramanlıkla koruyamaz.
Asıl başarı, o kahramanlığa mümkün olduğunca az ihtiyaç duyulmasını sağlamaktır.
Her büyük yangında uçakları, helikopterleri ve araçları konuşuyoruz.
Kaç uçak kalktı?
Kaç helikopter müdahale etti?
Kaç personel sahada?
Bunlar elbette önemlidir. Ancak yangından önce yapılan hazırlıkları neden aynı heyecanla konuşmuyoruz?
Kaç köyde yangın eğitimi verildi?
Kaç riskli bölgede kuru bitki örtüsü temizlendi?
Kaç elektrik hattı yenilendi?
Kaç orman yolu bakımdan geçirildi?
Kaç mahallede tahliye tatbikatı yapıldı?
Kaç vatandaş, duman gördüğünde ne yapacağını biliyor?
Yangınla mücadele bütçesi yalnızca söndürmeye harcanırsa sürekli alevlerin peşinden koşarız. Önleme, eğitim, denetim ve erken uyarıya yatırım yapmadığımız sürece her yaz aynı görüntüleri yeniden izleriz.
Üstelik her defasında “Bu yıl yangınlar çok arttı.” diyerek şaşırırız.
Oysa sıcaklıkların yükseldiği, toprağın kuruduğu ve rüzgârın alevleri hızla taşıdığı bir dönemde artık eski alışkanlıklarla devam edemeyiz.
Yeni iklim koşulları, yeni bir hazırlık anlayışı gerektiriyor.
Yangına ilk müdahale eden kişiler çoğu zaman bölge halkıdır.
Köylüler, çiftçiler, çobanlar ve orman işçileri araziyi tanır. Hangi yolun nereye çıktığını, rüzgârın hangi vadiden estiğini ve suya nereden ulaşılabileceğini bilir.
Ancak orman köylüsünü yalnızca yangın çıktığında traktörüyle su taşırken hatırlamak yetmez.
Onu yıl boyunca desteklemek gerekir.
Köylerin boşalması, tarım ve hayvancılığın gerilemesi, orman çevresindeki insan hareketinin azalması bazı alanlarda bakım ve erken fark etme kapasitesini de zayıflatır.
Orman köylüsü doğanın karşısında değil, doğru politikalarla doğanın en güçlü koruyucularından biri olabilir.
Ona yalnızca görev değil, geçim güvencesi de sunmalıyız.
Çünkü karnını doyuramayan insandan ormanı korumasını istemek kolaydır. Asıl mesele, ormanı koruyarak yaşayabileceği bir düzen kurmaktır.
Bir yangın görüntüsünü paylaşmak duyarlılıktır.
Fakat duyarlılık yalnızca paylaşım tuşuna basmakla tamamlanmaz.
Yaşadığımız belediyenin yangın hazırlığını soruyor muyuz?
Mahallemizdeki kuru otları bildiriyor muyuz?
Ormanlık alan yakınındaki çöpleri yetkililere iletiyor muyuz?
Çocuğumuza ormanda ateş yakmanın risklerini anlatıyor muyuz?
Piknik alanından ayrılırken arkamızı dönüp son kez kontrol ediyor muyuz?
Yangın riskinin yüksek olduğu günlerde alınan yasaklara “Keyfimiz bozuldu.” diye mi bakıyoruz, yoksa bunun ortak güvenliğimiz için olduğunu mu düşünüyoruz?
Hepimizin kendisine sorması gereken temel soru şu:
Ben bugün bir ormanın yanmaması için ne yaptım?
Belki büyük bir şey yapmadınız.
Bir izmariti söndürdünüz.
Bir çöpü topladınız.
Bir dumanı ihbar ettiniz.
Bir çocuğa ateşin nasıl söndürülmesi gerektiğini anlattınız.
Bir komşunuzu uyardınız.
Küçük görünebilir. Fakat büyük felaketlerin küçük ihmallerden çıktığı bir dünyada, küçük sorumlulukların da büyük değeri vardır.
Yangından sonra başlayan en önemli tartışmalardan biri de yanan alanların geleceğidir.
Toplumun güven duyması için bu bölgelerin yapılaşmaya, madenciliğe, turizm tesislerine veya başka amaçlara açılmayacağı açık ve tartışmasız biçimde gösterilmelidir.
Çünkü insanlar, yanan bir ormanın ardından beton yükseldiğini görürse yalnızca doğaya değil, kurumlara olan güvenini de kaybeder.
Yanan alanlar bilimsel yöntemlerle yeniden doğaya kazandırılmalı.
Her bölgeye gelişigüzel fidan dikmek yerine toprağın yapısı, doğal bitki örtüsü, iklimi ve yangın sonrası kendini yenileme kapasitesi dikkate alınmalıdır.
Bazen en doğru müdahale fidan dikmek, bazen toprağı korumak, bazen de doğanın kendi yenilenme sürecine alan açmaktır.
Ormanı korumak yalnızca iyi niyet değil, bilim de gerektirir.
Bir çocuk yıllar sonra bize şunu sorabilir:
“Ormanların yandığını biliyordunuz. Neden önlem almadınız?”
O gün ona ne cevap vereceğiz?
“Çok üzülmüştük.” mü diyeceğiz?
“Sosyal medyada paylaşmıştık.” mı?
“Her yaz oluyordu, alışmıştık.” mı?
Yoksa “Bizden sonrakiler için sorumluluk aldık.” diyebilecek miyiz?
Ormanları korumak yalnızca bugünün yangınlarını söndürmek değildir. Henüz doğmamış çocukların temiz hava, su, serinlik ve yaşam hakkını korumaktır.
Bir orman bize ait değildir.
Bizden önce yaşayanlardan devraldığımız ve bizden sonra yaşayacaklara teslim etmek zorunda olduğumuz ortak bir emanettir.
Yangın çıktığında elbette bütün imkânlarımızla mücadele edeceğiz.
Uçaklar kalkacak.
Helikopterler su taşıyacak.
Ormancılar, itfaiyeciler, jandarma, gönüllüler ve köylüler omuz omuza çalışacak.
Ancak gerçek başarı, yalnızca alevleri kontrol altına almak değildir.
Asıl başarı; aynı yerde, aynı nedenle ve aynı ihmaller yüzünden yeniden yangın çıkmasını engellemektir.
Bunun için daha fazla denetim, daha güçlü erken uyarı, daha planlı şehirleşme, eğitimli toplum ve hesap verebilir yönetim gerekir.
En önemlisi de “Bana ne?” demeyen insanlar gerekir.
Çünkü orman yangını yalnızca ormanda yaşayanların meselesi değildir.
O ağacın ürettiği havayı hepimiz soluyoruz.
O toprağın tuttuğu suya hepimiz ihtiyaç duyuyoruz.
O ormanda başlayan yangının dumanı hepimizin gökyüzünü karartıyor.
Bu nedenle her yangın, hepimize sorulmuş bir sorudur:
Doğayı gerçekten seviyor muyuz, yoksa yalnızca yanarken mi hatırlıyoruz?
Unutmayalım:
Bir orman yangını kıvılcımla başlayabilir; fakat felakete dönüşmesi çoğu zaman ihmallerimizin eseridir. Ateşi söndürmek için saatlerce mücadele ediyoruz. Peki ihmali söndürmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?
18.07.2026 - 18:34
24.06.2026 - 19:22
20.05.2026 - 02:12
17.05.2026 - 01:38
05.05.2026 - 16:05
19.04.2026 - 00:05
12.04.2026 - 19:53
10.04.2026 - 11:09
07.04.2026 - 10:18
05.04.2026 - 13:57
03.04.2026 - 19:46
22.03.2026 - 23:41
17.02.2026 - 22:22
06.02.2026 - 03:09
02.02.2026 - 15:10
30.01.2026 - 00:50
13.01.2026 - 00:59
02.01.2026 - 20:07
27.12.2025 - 14:47
25.12.2025 - 23:55
23.12.2025 - 02:24
15.12.2025 - 20:28
07.12.2025 - 18:57
02.12.2025 - 10:10
26.11.2025 - 10:26
22.11.2025 - 20:52
10.11.2025 - 20:55
03.11.2025 - 16:11
31.10.2025 - 15:28
28.10.2025 - 14:53
24.10.2025 - 02:55
23.10.2025 - 03:13
22.10.2025 - 19:03
21.10.2025 - 10:24
20.10.2025 - 00:22
19.10.2025 - 15:36
13.10.2025 - 23:23
07.10.2025 - 10:22
05.10.2025 - 13:03
28.09.2025 - 22:00
25.09.2025 - 16:16
24.09.2025 - 06:40
12.09.2025 - 14:00
26.08.2025 - 23:16
18.08.2025 - 14:58
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir