Efes’te 1200 Yıllık Olası İkiz Bebek Mezarı: Nadir Ayrıntı O...
Efes’te 1200 Yıllık Olası İkiz...
20:28Türkiye’de Bu Hafta Hangi Etkinlikler Var? 27 Temmuz–2 Ağust...
Türkiye’de Bu Hafta Hangi Etki...
20:16Karapınar’da Gökyüzü Şampiyonası: Yelkenkanat Pilotları 2–6...
Karapınar’da Gökyüzü Şampiyona...
20:03İstanbul Festivali 2026 Ne Zaman? 16 Günlük Konser, Spor Ve...
İstanbul Festivali 2026 Ne Zam...
Savaşın değil, insanlığın sorgulandığı bir coğrafya…
Filistin’de yaşanan acılar artık sadece bir çatışma haberi değil; dünyanın vicdanını sınayan bir insanlık meselesidir. Bombardıman altında kalan şehirler, yerinden edilen aileler, yıkılan evler ve hayatını kaybeden çocuklar, savaşın en ağır yükünü sivillerin taşıdığını bir kez daha göstermektedir.
Uluslararası kuruluşların raporları; on binlerce sivilin yaşamını yitirdiğini, çok sayıda insanın evsiz kaldığını ve temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sorunlar yaşandığını ortaya koymaktadır. Açlık, susuzluk, sağlık hizmetlerine ulaşamama ve güvenli barınma eksikliği, çatışmanın görünmeyen ama en yıkıcı yüzlerinden biridir.
Bir halkın toprağını, evini, hatıralarını ve geleceğe dair umudunu kaybetmesi yalnızca o halkın değil, tüm insanlığın kaybıdır. Filistin’de bugün insanlar sadece hayatta kalmaya çalışıyor. Bir anne çocuğunu korumaya, bir baba ailesine su bulmaya, bir çocuk ise bir sonraki günü görmeye çalışıyor.
Burada da aynı soru karşımıza çıkıyor: Eğer bugün hayatını kaybedenler İsrailli siviller olsaydı, dünyanın tepkisi aynı ölçüde ve aynı hızda olur muydu? Adalet, dost-düşman ayrımına göre değiştiğinde güvenilirliğini kaybeder. İnsan haklarının evrenselliği ancak herkese eşit uygulandığında anlam kazanır.
Sivillerin hedef alınması, açlık ve susuzluğun bir savaş yöntemi hâline gelmesi, insanların evlerinden zorla koparılması ve temel yaşam haklarından mahrum bırakılması, uluslararası hukukun en ağır ihlal iddiaları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, sivillere karşı ağır suç işlediği tespit edilen herkes, hangi üniformayı taşıyor olursa olsun, bağımsız mahkemeler önünde hesap vermelidir.
Mesele İsrailli ya da Filistinli olmak değildir. Mesele, masum insanların yaşam hakkıdır. Bir çocuğun hayatı, hangi milletten olduğuna göre daha değerli ya da daha değersiz görülemez.
Cezasız kalan her ağır suç, yeni acıların kapısını aralar. Gerçek barış ise ancak mağdurların sesi duyulduğunda, failler hesap verdiğinde ve hukuk herkese eşit uygulandığında mümkün olur.
Filistin’de hayatını kaybeden tüm masum sivillerin hatırası önünde saygıyla eğiliyor; adaletin, merhametin ve kalıcı barışın hâkim olduğu bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak istiyorum.
Filistin’de de asıl mesele, kimliklerin ötesinde, savunmasız sivillerin korunamaması ve insanlık vicdanının yaralanmasıdır. Bir insanın hayatı; siyasi ittifaklara, etnik kimliğe veya inancına göre daha değerli ya da daha değersiz görülemez.
Adaletin evrenselliği, ancak suçun failine bakılırken mağdurun kimliğine bakılmadığında gerçek anlamına kavuşur. İnsanlık, ancak bu ilkeye sadık kaldığında geleceğe umut bırakabilir.
Adnan Fişenk
Gazeteci-Yazar
Parlamento Muhabiri
19.07.2026 - 15:41
13.07.2026 - 04:41
04.07.2026 - 18:35
28.06.2026 - 13:09
25.06.2026 - 08:57
05.06.2026 - 00:19
05.05.2026 - 21:29
19.04.2026 - 17:37
07.04.2026 - 23:00
03.04.2026 - 21:49
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir