Para Piyasası modülü kapalı
x

Son Dakika Haber Gönder Video Yazarlar Künye İletişim
TOPRAĞIN ÇIĞLIĞINI DUYABİLİYOR MUYUZ?
TOPRAĞIN ÇIĞLIĞINI DUYABİLİYOR MUYUZ?

İnsan, yaşadığı dünyayı kendisine emanet edilmiş bir miras gibi görmek yerine, sınırsızca tüketebileceği bir kaynak olarak görmeye başladığı gün, aslında kendi geleceğini de tüketmeye başladı.

Bugün dünyanın dört bir yanında yaşanan iklim krizleri, kuraklıklar, seller, orman yangınları ve hava kirliliği yalnızca doğanın değil, insanlığın da alarm veren çığlıklarıdır.

Ne yazık ki mesele artık yalnızca çevreyi korumak değildir. Mesele; suyumuzu, toprağımızı, gıdamızı ve çocuklarımızın geleceğini korumaktır.

Bir zamanlar bereketiyle anılan verimli tarım arazileri bugün plansız betonlaşmanın altında kayboluyor. Sulak alanlar kurutuluyor. Ormanlar yalnızca yangınlarla değil, ihmallerle de yok oluyor. Maden uğruna, rant uğruna, kısa vadeli kazanç uğruna binlerce yıllık doğal mirasımız geri dönülmez biçimde tahrip ediliyor.

Savaşlar ise yalnızca insanları öldürmüyor. Toprağı zehirliyor, suyu kirletiyor, ormanları yakıyor, canlı yaşamını yok ediyor. Bir bomba patladığında yalnızca binalar yıkılmıyor; gelecek nesillerin yaşayacağı çevre de ağır yara alıyor.

Doğa hiçbir zaman insandan intikam almaz. Ancak doğanın bozulan dengesi, en ağır faturayı yine insana ödetir.

Bugün yaşadığımız birçok doğal afetin şiddetinin artmasında, insan eliyle yapılan yanlışların payını inkâr etmek mümkün değildir. Dere yataklarına kurulan şehirler, plansız yapılaşma, kontrolsüz sanayileşme ve çevreyi hiçe sayan anlayış, felaketleri kaçınılmaz hâle getiriyor.

Çevreyi korumak yalnızca devletlerin görevi değildir. Her bireyin, her kurumun ve her neslin ortak sorumluluğudur. Çünkü bize miras kalan dünya, çocuklarımızdan ödünç aldığımız bir emanettir.

Ekonomik kalkınma ile çevreyi korumak birbirinin alternatifi değildir. Gerçek kalkınma; toprağı, suyu, havayı ve insanı birlikte koruyabilen kalkınmadır. Bugün kazanılan her kısa vadeli rant, yarının telafisi mümkün olmayan kayıplarına dönüşebilir.

Artık çevre politikaları seçim vaatlerinin süslü cümleleri olmaktan çıkmalıdır. Bilimsel veriler ışığında hazırlanan, uzun vadeli ve kararlı uygulamalar hayata geçirilmelidir. Çünkü doğa, günü kurtaran politikaları değil, samimi ve sürdürülebilir adımları kabul eder.

Unutmamalıyız ki; insan doğayı koruduğu için yaşamaz. İnsan, doğa yaşadığı sürece yaşayabilir.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Biz çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağız?

Çünkü yarın bize hesap soracak olan sadece tarih değil; nefes alacak temiz hava arayan çocuklarımız olacaktır.

Adnan Fişenk 
Gazeteci-Yazar  

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !