Türkiye’nin 3. Rahim Nakli Başladı: Hamilelik Mümkün Mü?
Türkiye’nin 3. Rahim Nakli Baş...
16:42İzmir Ve Kütahya’da Orman Yangını: OGM’den 4 Günlük Kritik U...
İzmir Ve Kütahya’da Orman Yang...
15:46Hollanda’da Su Kıtlığı İlan Edildi: Avrupa’da Kuraklık Alarm...
Hollanda’da Su Kıtlığı İlan Ed...
15:32NASA Görüntüledi: Karadeniz Turkuaza Döndü, Renk İstanbul Bo...
NASA Görüntüledi: Karadeniz Tu...
Bir toplumu diğer toplumlardan farklı kılan, geçmişten bu yana değişerek devam eden, kendine özgü sanatı, inançları, örf ve adetleri, anlayış ve davranışları ile onun kimliğini oluşturan yaşayış ve düşünüş tarzı kültür olarak tanımlanmaktadır.
Ziya Gökalp ise kültürü, “Bir milletin dinî, ahlaki, hukuki, bediî, lisanî, ekonomik ve fennî unsurların ahenkli mecmuasıdır.” diye tanımlar.
Kısaca, kültürün içinden çıktığı milletin ihtiyaçlarına milletin verdiği cevap olduğunu söyleyebiliriz. Millet ve kültür kavramları iç içe geçmiş, birbirinden bağımsız düşünülemeyecek kavramlardır.
Tarihimize baktığımızda, geçmişten günümüze kültürlerini taşıyan nadir milletlerden biriyiz. Her ne kadar bazı kültürel değerlerimiz günümüzde kaybolsa da uzun yıllar kültürel değerlerimizi yaşatmasını bilmişiz.
Bizim kültürel değerlerimiz tarihimiz kadar eskidir. Her alandaki kültürel değerlerimiz, bizim için bir zenginlik ve yaşam felsefemizi oluşturan birikimlerdir.
Eski ve zengin kültür yapımız içinde yer alan en önemli değerlerimizden biri şüphesiz ailedir. Aile, bir toplumun, bir devletin ve milletin en temel taşıdır.
Aileye giden yolda evlilik aşaması en birinci basamaktır. Evliliğe giden yolu kadın ve erkeğin, yani iki bireyin tavır ve davranışları ile aralarındaki ünsiyet belirler.
Geçmiş dönemde evlilik yolunu açmak için gençler kendi aralarında bazı yollar belirlemişler ve bu yöntem zamanla bir kültürü ortaya çıkarmış. Genelde görücü usulüyle inşa edilmeye çalışılan evliliklerin hazır hâle gelmesinin de bazı emareleri olmuştur.
Bir çeşme başında veya bir dere boyunda birbirine akan gönüller olmuş. Kimi zaman düğünlerde, bayramlarda birbirini gören gençlerin sevdalarını birbirlerine anlatmaya çalıştıkları çeşitli yöntemler olmuştur.
Gençlerin kendi aralarında sevgilerini ve aşklarını dile getirmek için aşk şifresi diyebileceğimiz bazı şeyler ortaya çıkmış. Çoğunlukla mendilin kullanıldığı aşk şifrelerini tanımaya çalışalım.
Mendil, her zaman ve her yerde âşıkların haberleşme vasıtası olagelmiştir. Mendil, aşkın ve âşıkların gizli bir dili olmuştur. Birbirine âşık olan sevdalıların aralarındaki aşkı duyurma aracıdır.
Erkeğin sevgiliye gönderdiği ucu yanık mendil, ateşli bir aşka delalet edermiş. Kız da sevdiğine, kendi işlediği ve üzerindeki nakışların her birinin farklı manası bulunan bir mendil göndererek bu aşka karşılık verirmiş.
İki genç arasında gönderilen bu mendiller kullanmak için değil, saklamak ve hatırlamak içindir. Eğer mendiller karşılıklı olarak iade edilirse, bu aşkın bittiği anlamına gelirdi.
Pencereden aşağı doğru sarkıtılan bir mendil, kızın oğlana aşkını ilan ettiğinin göstergesidir. Eğer genç delikanlı durup mendili alıp itinayla katlayarak cebine koyarsa, bu aşka cevap vermek demek olurdu.
Mesire yerlerinde yere düşürülen mendil, buluşma haberidir.
Beyaz mendil, “Seni seviyorum”; eflatun, “Yarın pencerenin önünden geçin, mektup vereceğim”; fıstıki yeşil, “Dikkatli olalım”; mor, “Seni çok beğeniyorum”; pembe, “Sensiz yaşayamam”; kenarları sarı mendil, “Birkaç gündür rahatsızım, dışarı çıkamadım”; kenarı yeşil mendil, “Sana daima sadık kalacağım”; kırmızı mendil, “Seni bütün varlığımla seviyorum”; mavi, “Vefasızsın, kederdeyim”; yeşil ise, “Mektup gönderdim, cevap bekliyorum.” manasına gelirdi.
Bu kısımdaki bilgiler Prof. Dr. Buğra Ekinci’nin Aşkın Gizli Dili: Mendil adlı makalesinden alınmıştır.
Söz mendilden açılmışken, aşkı ifade eden bir mendil hikâyesine yer verelim.
“Yalnızca Güle Yenilen” döneminin en büyük yenilmez güreşçisi Koca Yusuf ile ilgili bu hikâye: Koca Yusuf ve hocası Şumnu’dan bir güreşten dönerlerken Yusuf’a bir Yörük kızı, güllerle işlenmiş beyaz bir mendil içinde bir parça kömür gönderir.
Bunun anlamı oralarda kara sevdadır ve herkese nasip olacak bir sevilme değildir. Çünkü “sevdaya düşmek bir murattır.”
Buna verilecek en iyi karşılık ise kabul edip bir parça kuru ot göndermektir. “Ben de senin için divaneyim.” anlamında.
Ancak Koca Yusuf, güreş sevdasından bu inceliği kavrayamaz ve bu kara sevdalı Yörük kızının mendilinin içine bir çakıl taşı koyarak geri gönderip sevdasını reddeder.
Mendil içine konulan kara kömür parçasına çakıl taşı göndermek, “Seni reddediyorum.” anlamındaydı. Koca Yusuf, Yörük kızının inceliğini kavrayamayarak böyle bir cevap ile onu reddetmişti.
Aradan yıllar geçince yine ikili karşılaştığında, bu kez Koca Yusuf yüreğini kaptırır ve çetin bir imtihandan geçerek sevdasına kavuşur.
Genel olarak eski zamanlarda insanlar aşklarını dile getirmek için kullandıkları şifreler arasında renkler, çiçekler, çakıl taşları, kâğıt parçaları, yüzük, inci, küpe, çeşitli meyveler, kalem ve kömür parçaları ile daha yüzlerce şey yer alırdı.
Bunların her biri farklı anlamlar içerirdi. Mesela, bir gencin sevgilisine bakarken elindeki bir kâğıt parçasını katlar gibi yapması, “Seni düşünmediğim bir anım yoktur!” anlamına gelmekteydi.
Leydi Montagü, Türkiye Mektupları isimli eserinde 18. yüzyıl İstanbul’undan söz ederken gençlerin kullandıkları aşk şifrelerinden bazılarını anlamları ile birlikte şöyle tespit etmiştir:
Pul: Derdime derman ol.
Sabun: Aşkına oldum ben zebun.
Kömür: Ben öleyim, size ömür.
Gül: Ben ağlayayım, sen gül.
Saç: Sensin başıma taç.
Tel: Ölüyorum, tez gel.
Biber: Yok mu bana bir haber?
Sırma: Gözünü benden ayırma…
11.07.2026 - 15:24
03.07.2026 - 22:42
27.06.2026 - 01:28
20.06.2026 - 08:41
12.06.2026 - 00:41
06.06.2026 - 21:08
30.05.2026 - 13:22
23.05.2026 - 23:35
17.05.2026 - 19:01
08.05.2026 - 20:01
01.05.2026 - 22:11
26.04.2026 - 13:16
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir